İNŞA VE MUHAFAZA-10-

İNŞA VE MUHAFAZA-10-
*İnşa sürecinin güzergahı
İnşa güzergahında üç ana menzil var; vasıta sistem, tatbik sistem ve nihai sistem… Menzil veya anlayış havzası… İnşa süreci bu üç merkezde takip edilebilir.
Son birkaç asırdır Müslümanların nazari ve medeni üretimleri sıfıra yaklaştı. Dolayısıyla her alanda “İslam’ın hayatını” inşa edemez oldular. İslami hayatı inşa edemeyince bir boşluk mu oluştu? Hayır… Zira hayat boşluk kabul etmez. İslam’ın geri çekildiği her alan batı medeniyeti tarafından hızlıca dolduruldu. Eğer boşluk oluşsa ve bizi bekleseydi, işimiz kolaydı. Hayatın batı tarafından işgal edilmiş olması, Müslümanların mevcut hayat gerçekliklerini aşmasını da gerektiriyor.
Fakat boşluk oluştu. İslam medeniyet boşluğu oluştu. İslami zaviyeden bakıldığında devasa bir boşluk fakat hayatın içinden bakıldığında çok yoğun bir işgal var. İşin zorluğu da burada… Müslümanların en önemli problemlerinden birisi bu… Fakat bu problem, aynı zamanda arızi bir problemdir. İslam, medeniyet çapında, zamanın muhtevasına kendi “mana yekûnunu” pompalamaya başladığında, bu problem ortadan kalkacaktır. Öyleyse nihai sistem ve vasıta sistem tasnifini yapmak gerekiyor.
“Nihai sistem” ile “vasıta sistem” tasnifi, içinde yaşadığımız çağın Müslümanları için hayati bir meseledir. Bu tasnif yapılamadığında, içinde bulunduğumuz şartlardaki kırık dökük İslami tatbikatları, İslam’ın nihai (mütekamil) tatbikatı zannetmek kabil. Bu ihtimal, ya büyük bir fikri cinayet veya büyük bir ahmaklıktır.
İslam, müstakil bir dindir. Asla eklektik bir yapı arzetmez. Zaten tevhidin temel manalarından biri, eklektik yaklaşımları ortadan kaldırmaktır. Müstakil bir din, müstakil bir dünya görüşünün kaynağıdır. Müstakil İslami dünya görüşü, başka sistemlerin içinde tatbik edilemez. Fakat dünya görüşünün tamamının (kamil manada) tatbik edilememesi, tamamından vazgeçmeyi gerektirmez. Müslüman, her şartta Müslümandır. Ve Müslüman sahip olduğu kudret ve imkan çerçevesinde İslam’dan mesuldür. Riayet edebildiği farzlara riayet etmeli, içtinap edebildiği haramlardan içtinap etmelidir. Lakin aynı zamanda, riayet edemediği farzların tatbik şartlarını oluşturmak, içtinap edemediği haramların önünü kesmek için mücadele etmelidir. İşte bu noktada ortaya çıkan paradoks, vasıta sistemi zaruri kılar.
İslam’ın kendi ikliminde tatbiki, nihai sistemi ifade eder. Başka sistemler içinde yaşayan Müslümanların zaruret şartları, vasıta sistemi gerektirir. Başka bir ifadeyle, İslam’ın nihai tatbikatına ulaşana kadar ihtiyaç duyulan sistem, vasıta sistemdir. İslam, başka sistemler içinde kamil manada tatbik edilemediği gibi, kendi hususi siyaset ve kültür iklimini bulduğunda da, nihai sisteme ulaşması zaman alabilir. Birkaç asırlık boşluk, İslam’ın siyasi hakimiyetini kazanması halinde de, nihai sisteme ulaşmasının zaman alacağını gösterir. Umumi manada söylemek gerekirse, hangi sebeple olursa olsun, nihai sisteme ulaşana kadar vasıta sisteme ihtiyaç vardır.
Vasıta sistem bir cihetten bakıldığında tali (veya arızi) başka bir cihetten bakıldığında ise asli sistemdir. Tali sistem olarak görüldüğü zaviye, nihai sisteme ulaşıldığında terk edilmesi lüzumudur. Nihai sisteme ne zaman ulaşılır? Bu sorunun cevabını vermek fevkalade zordur. “İslam’ın tüm ahkamının tatbik edildiği iklimdir” şeklinde cevaplamak yanlış olmaz. Lakin tüm ahkamın tatbikinin bir de derinlik boyutu var. Derinlik boyutunun ise sınırı yok. Bu zaviyeden bakıldığında ise, vasıta sistem aynı zamanda asli sistemdir. İnkişaf güzergahının sınırsızlığından bahsettiğimiz anda, vasıta sistem, hem asli hem de tali sistem haline gelir. Mütemadi inkişaf, vasıta sistemini daimi kılar. Fakat inkişaf istikametindeki her adım, asli sisteme doğru bir hamledir. Diğer taraftan bir sonraki atılacak adıma göre hala vasıta sistem özelliğini muhafaza ediyordur.
Meseleyi bu şekilde izah çabamız, konuyu giriftleştirmek değil. İslam, hakikati gereği, inkişaf ve tekamülü, namütenahi ufkunda kesintisiz olarak devam ettirmek ister, muhatabından da bunu talep eder. Nihai hedefi o kadar yükseğe koymuştur ki, milyon yıl ömür olsa, tekamül hala devam eder. İslam’ın bu hususiyeti, idrak ve tatbikatta durak kabul etmez.
Tarihte kurulmuş İslam medeniyetlerinin çökmesindeki temel sebep, mütemadi inkişafı ve tekamülü gerçekleştirememiş olmasıdır. Her medeniyet bir noktaya geldiğinde durmuştur. Doğrusu her İslam medeniyeti çok yüksek zirvelere ulaşmıştır. Ulaştıkları seviyeleri tenkitten ziyade, hangi seviyeye ulaşılırsa ulaşılsın, tekamül ve inkişaf durduğunda, idrak, tatbikat ve medeniyet çökmeye ve yıkılmaya başlıyor. Çünkü durduğu andan itibaren donmaya ve tortulaşmaya başlıyor. “Mütemadi tekamül” anlayışının doğru oluşturulması ve sürekli canlı tutulması şarttır.
Mütemadi tekamül veya mütemadi inkişaf anlayışı, “vasıta sistem” ve “nihai sistem” meselelerinin idrak edilmesiyle oluşturulabilir. Vasıta sistem ve nihai sistem tasnifini yapamamış anlayışlar, kendi ufuklarını, nihai anlayış ufku, nihai idrak derinliği ve nihai tatbikat çerçevesi zannetmek gibi zihni hastalıklarla maluldür. Vasıta sistem ile nihai sistem tasnifini yapan ve bu sistemleri doğru kuran anlayışlar, İslam’a mütemadiyen nüfuz etmenin, mütemadiyen derinleşmenin, mütemadiyen tatbikatlarını mükemmelleştirmenin kalbi ve zihni altyapısını oluşturmuş olurlar.
*
İslam, tatbiki mümkün olan ölçülerinin tatbikini talep eder. Tüm ahkamının tatbiki için elzem olan şartların bulunmaması (Türkiye’deki gibi siyasi rejimlerde), tatbiki mümkün olan kaidelerin tatbikinin tehirine mazeret olmaz. Tam bu noktada, “ya hep ya hiç” anlayışını değerlendirmek ihtiyacı hasıl olur. “Ya hep ya hiç” yaklaşımı mutlak manada kabul edildiğinde, vasıta sisteme ihtiyaç yoktur. Vasıta sistem, mahiyeti gereği, “hiç” ile “hep” arasındaki sürecin ihtiyacıdır. “Hiç”ten “hep”e atlamak kabil olsa, vasıta sistem neden gereksin ki?
Parçasına sahip olunmayan şeyin, bütününe sahip olmak kabil değil. Bütüne parça parça ulaşılır. “Hiç”ten (sıfırdan-baştan) yola çıkıp, “hep”e (toplama-nihai sisteme) birden, aniden geçmek gibi tuhaf bir mana taşıyan “ya hep ya hiç” yaklaşımı, dünyanın en imkansız işidir.
“Ya hep ha hiç” yaklaşımı, özünde doğrudur. Fakat şu şekilde doğrudur; “hep” nazari manada İslam’ın tamamı, “hiç” ise bu günkü hayatın ta kendisi. İslam, tüm ölçüleriyle beraber, iman olarak ruh ve kalpte, fikir ve bilgi olarak zihin ve akılda zerre eksiltmeden ve artırılmadan muhafaza edilecek. Yaklaşımın “hep” cephesi bu… Diğer taraftan insan ve hayat nerede ise oradan başlanacak. Burası da “hiç” cephesi… İnsan ve hayat, “hiç”ten alınacak ve “hep”e doğru kesintisiz bir faaliyet (mücadele) ile taşınacak. Nazari çerçevede İslam, pazarlıksız olarak kabul ve muhafaza edilecek, tatbiki çerçevede ise mütemadiyen hedefe doğru ilerlenecek. Bu işi yapacak olan ise vasıta sistem. Başka bir ifadeyle, “pazarlıksız İslam” sabitlenmiş hedef olarak yerinde tutulacak ve sürekli ona doğru mesafe alınacak.
Ya hep ya hiç yaklaşımına ihtiyacımız var. Bu günün dünyasında bu yaklaşım olmadığı takdirde İslam, hayatın içinde eklektik bir duruma dönüştürülüyor. Siyasi sahada demokrasi, iktisadi sahada liberalizm, hukuki sahada “evrensel hukuk ilkeleri!”… Bakiye ne kaldı? Biraz ahlak… Oldu mu Müslüman? Hayır…
Ya hep ya hiç yaklaşımına ihtiyacımız büyük. Fakat bu yaklaşımın merkezini kaydırdığımızda, faydadan fazla zarar veriyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir