İNSAN BAHSİNİN HAKİKATİ, RUH…

İNSAN BAHSİNİN HAKİKATİ, RUH…

(Terkip ve İnşa dergisi 18. sayı)

Hayvanlar doğduktan sonra büyümeye başlarlar. İnsanlar da doğduktan sonra cisim olarak büyümeye başlarlar ama insanlardaki gelişmenin esası büyümek değil, kendini ikmal etmektir. Hayvanlar sadece büyürler, onlar büyümekle ikmal ve inkişaf seyri yaşamazlar. Doğduklarında ne iseler ölürken de odurlar, bedenin büyümesinden kaynaklanan mesela daha güçlü olmak gibi gelişmeler dışında, mahiyetlerinde kayda değer bir değişim olmaz. İnsan, doğduktan sonra büyüme seyri bir müddet sonra dursa da, mesela cüce olsalar da ikmal ve inkişaf seyri devam eder.
Batı, insan telakkisine sahip olmadığı, evrime iman ederek hayvanlığını ikrar ettiği için, insanların da hayvan gibi büyüdüğünü kabul eder. Materyalist kafa ruhu kabul etmediği için, insanın büyümesini hayvani büyümeden ibaret görür ve ikmal sürecini anlamaz.

İnsanın bedeni ikmali, ruhu ile imtizaç etmek içindir. İnsanın bedeninin şekillenmesi, simasındaki şekillenmenin sübut bulması, ruhuyla alakalıdır. Bedeni gelişmede genetik, sathi bir kaynaktır. Genetikten daha derine inemeyen yaklaşım, insanla hayvan arasındaki genetik kodların farklı olmasını tespit eder ama genetiğin nihai kaynak olması bakımından insanla hayvanı aynı mahiyette görür. İnsandaki ikmal seyri anlaşılmadığı takdirde insan anlaşılmaz.
Batının gelişmiş (evrimleşmiş) hayvan telakkisi, insanı anlamaktan acizdir. İnsana dair her meseleyi bedende aramak, evrime inanmaktır veya evrimin de kaynağı olan materyalist felsefenin neticesidir. Batının bilgi işgali neticesinde, Müslümanların bile insana dair her meseleyi bedende, yani genetikte ve beyinde araması, özü itibariyle materyalist ve evrimci bir anlayıştır. Kalb, ruh ve nefsten bahsedilmediği her ihtimalde insan telakkisi, materyalisttir. İnsan meselesinde materyalist olanın, diğer meselelerde materyalist olması kaçınılmazdır.
*
İnsan, ruh ve bedenden müteşekkildir. Mürekkep değil, müteşekkil… Ruh ile bedenin terkibi kabil değildir, zira baki olanla fani olanın terkibi muhaldir. Zaten kainattaki (mahlukattaki) en harikulade hadise, baki olanla fani olanın bu kadar yakın şekilde bir arada bulunabilmesidir. Muhakkak ki insan, Allah Azze ve Celle’nin müstesna sırlarından birisidir.
Kadim zamanlarda ruhun bedenle bir araya gelmesi, “taalluk” kelimesiyle ifade edilmiştir. Alaka kurmak, alakalanmak anlamına gelen bu kelimenin seçilmesi dikkat çekicidir. Ruh ile bedenin terkibinden değil, ruhun bedenle alakalanmasından bahsedilmektedir. Terkip mümkün olmadığına göre doğru ifade, doğru kelime budur.
İnsanın hikayesi uzundur fakat dünyadaki hikayesi, ruhun bedene taalluku ile başlar, alakasını kestiği andan biter. Dünya hayatı bu parantez içinde yaşanır. Dünyadaki insana dair söylenecek her şey, ruhun bedenle temasa geçmesinden sonradır ve teması kesmesiyle de biter.
Ruhun hakikati ve mahiyetinin “meçhul” kılınması, insanlara ondan “fazla bir şey bildirilmemesi”, bu sebeple tetkikinin de mümkün olmaması, meseleyi girift ve müphem bırakır. Bütün hikaye ruhun bedene taalluk etmesiyle başlar ama ruhun “ne” olduğu bilinmediği için alakanın ne olduğunu da “hüküm” sarahatiyle bilmek imkansızdır. İnsanlığın dünyadaki ömrü milyonlarca yıl sürse, bu sır devam edecek, hakkında milyarlarca ciltlik eser telif edilse ruhun meçhule kilitlenmiş mahiyeti, malum alana taşınamayacaktır.
*
Ruhun kendisini değil, tecelli ve tezahürlerini tetkik edebiliyoruz. “Ne” olduğunu değil de, neler yapabildiğini bilebiliyoruz. Bedende ve hayattaki tesirlerini müşahede edebiliyor, onunla neler yapabildiğimizi, o olmadığında kadavraya döndüğümüzü anlayabiliyoruz.
Ruhun meçhule kilitlenmesi ve ne olduğunun tetkikinin imkansız kılınması, ucuz ve sathi idrakler için materyalizme geçit açıyor. İnce ve derin idrak sahipleri için ruhun tecelli ve tezahürlerini müşahede etmemek ve anlamamak kabil değilken, küt ve sığ anlayışlar için ruhtan bahsetmek beyhude…
Modern batının teslisi; materyalist felsefe, evrimci insan telakkisi ve pozitif bilim anlayışıdır. Bu teslis birbiriyle tutarlıdır; materyalist felsefe esas (temel) alınmıştır, materyalizm esas kabul edildiğinde evrimi kabul etmek zarurettir, nihayet pozitif bilim anlayışı bu ikisinin kaçınılmaz neticesidir.
Ruhun hakikati ve mahiyeti ne kadar meçhulse, tecelli ve tezahürü o kadar malum ve sarihtir. Ruh, meçhul bir malumdur… Sebebin gaybi olması, neticede görünmesine mani değildir. İnsanın her hal ve hareketinde ruhun tezahürleri müşahede edilebilmektedir. Alıştığımız için idrak ve tefekkür mevzuu olmaktan çıkardığımız hallerimizin hepsi ruhu gösterir, gülmek, ağlamak, üzülmek, sevinmek… Aşk, muhabbet, dostluk, fedakarlık, diğerkamlık, yardım yapmak… Tavrımız, edamız, mimiklerimiz ila ahir… Daha derinlere inildiğinde akıl, idrak, dil, tefekkür vesaire…
Modern batının teslisi, fevkalade çürüktür. O teslisin bir kültür coğrafyasında doğabilmesi ve yaşayabilmesi, Hıristiyanlığın hezeyanlarının ve sapıklıklarının ifrat dereceye ulaşmasından kaynaklanan aksülamel olmasındandır. Hıristiyanlık o kadar saçmalamıştır ki, batı insanı doğruyu Hıristiyanlığın dışında aramak zorunda kalmıştır. Hıristiyanlık, tüm saçmalıklarına ve hezeyanlarına rağmen bir yaratıcı güçten ve insanda ruhtan bahsettiği için, batı insanı Hıristiyanlıktan kaçmak istediğinde materyalizmden başka bir yol bulamamıştır. Materyalizmden başka bir yol bulamamasının bir sebebi Hıristiyanlığın ağır hezeyanlarıdır ama diğer sebebi de batı insanının derin idrak sahibi olmamasındandır. Felsefe, zannedildiğinin aksine sığ bir tefekkür mecrasıdır, girift metinler üretmiş olması insan zekasının cehdinden başka bir şey değildir. Girift metinler, felsefi mecranın derinliğinden değil, insan zekasından kaynaklanmaktadır. Bu manada Budizm de girift metinler üretmiştir, zira o kültür coğrafyasında da zeki insanlar vardır.
Bir Müslümanın esas itibariyle batıdan etkilenmiş olmasının hiçbir izahı yoktur. Modern batının üretmiş olduğu metinler, kendisinden kurtulmak için çabaladığı Hıristiyanlıktan daha ileri seviyede hezeyandan ibarettir. Hıristiyanlığın zehirlediği insan zihninden sıhhatli bir tefekkür usulü ve tefekkür müktesebatı beklemek büyük bir abestir.
*
Bunları niye anlatıyoruz? Ruhu reddetmek, insanı hayvanlaştırmaktır. Ruhu reddetmek, insana hayvani bir eğitim-öğretim sistemi uygulamaktır.
İslam tedrisat telakkisi, ruh merkezlidir, çünkü İslam’ın insan telakkisi ruh merkezlidir. Öyleyse tedrisat süreçleri tamamen ruhi süreçlerle ilgilidir.
Ruhun varlığı Mutlak İlimle (Kitap ve Sünnetle) sabit olduğu için Müslümanların inkarı kabil değildir. Fakat batının bilgi işgali neticesinde insan telakkisi, ruhu kabul eden Müslümanlar tarafından bile ruhsuz şekilde anlaşılmaktadır. İnsanın tüm faaliyetlerinin merkezini beyin olarak kabul etmek, zımnında ruhu kabul etmemektir ve batının insan telakkisinin temeli olan materyalizme teslim olmaktır. Kadim müktesebatımız tedrisat bahsini baştan sona kalb, ruh, nefs üzerine kurmuş, bunların tecelli ve tezahürleri olan akıl, idrak, tefekkür meselelerini yine aynı merkezlerle birlikte mütalaa etmişlerdir. Bugünün Müslüman aydınları (münevverleri değil), insan mevzuunu, batıdan ithal ettikleri psikoloji, sosyoloji, biyoloji gibi bilimlerle (ilim değil) tetkik etmekte, onların verilerini kabul etmekte, onlara göre insanı ve davranışlarını izah etmeye çalışmaktadır. İnsanı ve insani faaliyetleri izah için sadece psikolojiyi kullanan bir insan, Müslüman da olsa en azından bilimde materyalisttir.
Batıyla en azından temel meselelerde hesaplaşamamış ve zihni işgalini onlardan kurtaramamış bir insan, İslami tefekkür faaliyetinde bulunduğu iddiasında bulunamaz. İnsanla ilgili esaslı meselelerde psikolojinin, sosyolojinin, biyolojinin verilerini kullanan bir insan Müslüman münevver olduğunu iddia ediyorsa, ya İslam ile ilgili dipsiz bir cahilliğe mahkumdur ya da oryantalist ajandır.
*
Mesele bu kadarla kalsa iyi… Batının bilimini ve verilerini kullanmayan, İslami metinlerden bahseden, buna mukabil insan ve tedrisat bahislerinde bir makale bile yazmamış hocalar var. İslam’ın insan telakkisi ile ilgili tek cümle kurmayan, sadece Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerif okuyan hocalar, sadece nakil yapmakta, Mutlak İlim olan Kitap ve Sünnet ile onların muhtevasından keşfedilen on dört asırlık müktesebattaki insan telakkisini anlamamakta ve umursamamaktadır. İnsan telakkisine dair bir şey söyleyemeyen, tabii olarak tedrisat telakkisine dair de bir şey söylememiş olan bu insanlar, insanla ilgili bir şey söylemedikleri için, sahayı batının bilim işgaline terk etmekte, insanlar kaçınılmaz olarak insan meselesini batının verileriyle öğrenmeye çalışmaktadır. İnsana dair binlerce meseleye dair nizami bir fikriyat (insan telakkisi) ortaya konulmayınca, sahayı işgal etmiş olan batı biliminin önü açılmış oluyor. Bir mevzuda bir şey söylememek, o mevzuda bir şey söyleyen başkalarına yol vermektir.
Fikirteknesi külliyatı dışında insan telakkisine dair bir külliyatın olmadığı, hatta sıhhatli birkaç eserin bile bulunmadığı bir vasatta yaşamak hazin değil midir? Herkes on dakika zihni evrenin bir kontrol etsin, batı bilgisiyle hınca hınç dolu olduğunu ama İslam’ın insan telakkisine dair derli toplu bir makalelik bilgi olmadığını görecektir. Haklarını teslim edelim, Anadolu’da bu meselelerle ilgilenen insanlar olduğunu biliyoruz, onlardan Allah razı olsun. Fakat batının zihni evrenlerimizi işgalinin derinlik ve genişliği dikkate alındığında, bu meselelerin külliyat çapında ortaya konulması lüzumu da açıktır. Unutulmamalıdır; İslam’ın yeniçağı, insan bahsiyle, insan telakkisiyle başlayacaktır. İslam’ın insan telakkisini sıhhatli şekilde ortaya koyamadığımız takdirde İslam tedrisat telakkisi, tedrisat süreçleri, talim ve terbiye meselesi asli mihrakına bağlanamayacak ve batının hayvani eğitim-öğretim sistemini tatbik etmeye devam edeceğiz, Allah muhafaza…
İBRAHİM SANCAK ibrahimsancak2011@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir