İNSAN TABİAT HARİTASI-3-“İNSANİ ALAN” NASIL ARANIR?

İNSAN TABİAT HARİTASI-3-“İNSANİ ALAN” NASIL ARANIR?
İnsan tabiat haritasındaki “insani alan”, insanlık altyapısıdır. Bu alanın tespiti yalnız başına kafi değil, bu altyapı üzerine bir hayat ve medeniyet inşa edilmelidir. Zira insan, tabiatı gereği medeniyet arsasına sahiptir ama medeniyet tabii değil inşaidir yani sunidir, yani iradidir, yani aklidir. Tabiat haritasındaki doğru alanı tespit ettikten sonra sıra akla gelir, akıl, hayatı o alanda inşa etmelidir. Akıldan sonra sıra ruha gelir, ruh o alanda medeniyet inşa etmelidir.
“İnsani alan” tabii olandır. İnsan tabiatının tamamı tabii olandır. “İnsani alanın” tabiiliği, insani hususiyetler taşıması bakımındandır. İnsan tabiat haritasındaki, “insani alan” ile diğer alanları birbirinden tefrik edemememizin sebebi, tamamının tabii olmasıdır. Mesele bu noktaya geldiğinde, “insani olanı” diğer alanlardan tefrik etmek için bazı “ölçüler” tespit etmek zarurettir. Tamamı tabii olan hususiyetler arasında tercih yapmak, “ahlaki” meseledir. İdeolojilerin kavga alanı da tam olarak burasıdır. Herhangi bir insan tabiat özelliğine “doğru” demek, başka birine “yanlış” demek, ideoloji inşasının temelidir. Her ideoloji özünde, insan tabiat haritasının bir coğrafyasını vatan edinir. İdeolojik kavga, aslında insanın tabiatını tarif kavgasıdır. İnsan tabiat haritasının herhangi bir coğrafyasına tutunmayan ideolojiler, var olamazlar, varlıklarını devam ettiremezler. Hepsi de mutlaka insan tabiat haritasındaki bir coğrafya parçasına (ülkeye) sahiplenmektedir, küçük bir alan veya büyük bir alan, verimli bir alan veya verimsiz bir alan… Var olabilmeleri, varlıklarını devam ettirebilmeleri ve ömürleri, sahiplendikleri tabiat coğrafyasının hayatı ne kadar taşıyabileceği ile ilgilidir.
*
“İnsani alanı” ahlak (yani dünya görüşü) dışında tespit etmenin yolu, ölçüsü, usulü yok mudur? Nispeten var. İnsanların kahir ekseriyetinin kabul edebileceği, anlayabileceği, tatbikatına itiraz etmeyecekleri genel-geçer ölçüler, kaideler var. Bunlar; insan ve hayatın tabiatından anlaşılan yani varlığın mahiyetinden çıkarılan ölçülerdir. Burada dikkat edilecek husus, “hayatın nasıl yaşanacağı” meselesi değildir, o konu ayrıdır.
İnsanın varlığını kaim, hayatı daim kılan özellikler, “insani alanı” gösterir. Gündemdeki bazı konularla da ilgisi olan bir misal üzerinde konuyu tetkik edelim.
Erkek ile kadının, neticesi çocuk olan yolla halvet olması, tabiat haritasındaki “insani alanın” bir özelliğidir. Halvet olmakla elde edilen “zevkin”, neticesi çocuk olmayacak yollarla yapılarak elde edilmesi, insan tabiat haritasında mevcut fakat “insani alanda” namevcuttur. Sadece insanı esas alan yaklaşımlar, insanın zevk almasını mümkün kılan her yolu, “insani alan” içinde kabul ediyor. Hemcinsler arasındaki (Homoseksüel) ilişkinin neticesi, hayat değildir, çünkü çocuk meydana gelmez. Hayvanla cinsi münasebetten bile zevk alabilen bir tenasül uzvuna sahip insan cinsinin, “yapabileceklerini” insani alanda görmesi ve ona “hak” kisvesi giydirmesi, insani kıymet cümlesinden sayılır mı? Neşterle ameliyat yapılabildiği gibi adam da öldürülebilir, neşterin adam öldürmede kullanılabilecek bir alet olması, onunla adam öldürmeyi hak listesine sokar mı? Aletin hangi maksat için yapıldığı açıkken, adam öldürme istidadının da olması, sadece bu özelliği sebebiyle cinayette kullanılmasını meşru hale getirir mi? Tenasül uzvunun, hayatı daim kılmak gibi muhteşem bir maksadı varken, sadece zevk aleti olarak her şekilde kullanılması, “insani alana” dahil edilebilir mi? İslam medeniyetinin ve insan anlayışının üç temel sütunundan bir olan “Zevk-i Selim” ferdin zihni ve kalbi evreninde ikame edilmezse, insanı, “zevk-i sefilin” peşine takılmaktan kim veya ne alıkoyabilir?
Tüm dünyanın homoseksüel olması halinde hayat nihayete erer. İnsan cinsini ve hayatı imha edecek bir meyil, “insani alan” içinde mütalaa edilebilir mi? Bir düşüncenin ufkunu görmeden onu doğru kabul etmek, ondan haklar üretmek ne kadar sığ ve ucuzdur. Keza kürtaj, sadece ferdi (ferdin kadın şubesini) esas alarak değerlendirilebilir mi? Kadınlar doğurmak istemezlerse, insan cinsi ve hayat tükenmez mi?
İnsan tabiat haritasındaki “insani alanı”, umumi hatlarıyla varlığın mahiyetinden çıkarmak kabilse de, dünyadaki gayriinsani temayülleri görünce, insan, bunun mümkün olmayacağına kanaat getiriyor. İnsani alanı, varlığın tabiatından bulup çıkarmak için de “Akl-ı Selim”e ihtiyaç var.
*
“İnsani alan” araştırmasında sadece insanın (insanın da ferd şubesinin) esas alınması, dehşetengiz yanlışlara sebep oluyor. İnsan, ferd ve cemiyet şubeleriyle esas alınmalı bununla beraber “hayat” da esaslardan kabul edilmelidir. İnsan, sadece ferd şubesiyle ele alındığında, her şeye hakkı varmış gibi görünüyor, bunu yapabilir ama yalnız yaşamak şartıyla. Diğer taraftan sadece insan (ferd ve cemiyet şubesiyle) esas alınıp, hayat ihmal edildiğinde yine büyük yanlışlar yapılıyor. Hayat tabii ki insanın varlığına perçinlenmiş, ayrılması kabil olmayan, müstakil olarak varolması imkansız bir vakıalar yekunudur. Bunlara rağmen hayatın, ferd ve cemiyeti aşan boyutları, ihtiyaçları, meseleleri var. Hayatın insanı aşan, insanların toplamından fazla olan kısmı (özellikleri, mecraları, havzaları) onu ayrı bir “esas” olarak kabule zorluyor.
İnsanın sadece ferd şubesini esas alan liberal-kapitalist düşünce, insan tabiatını esas aldığını ve o tabiatın serbest bırakılması gerektiğini savunurken, içtimai havza olmadığında, insan tabiat haritasında mevcut olan muhtevanın milyonda birinin zuhur etmeyeceğini bile anlamaktan acizdir. Halbuki ferd, içtimai havzada kendini tanır, gerçekleştirir. Yalnız başına kalan ve yaşayan ferdin mizaç hususiyetlerinin zuhur şartları olmadığı için, üç beş hareket ve özellik dışında bir neticeye ulaşamaz. İçtimai havzadaki şartlar, imkanlar, vakıalar, münasebetler, müesseseler, ferdin mizaç hususiyetlerini lif lif açar, cemiyete saçar. İnsanın herhangi bir tabiat özelliğinin içtimai havzada karşılığının bulunmaması, o özelliğin zuhuruna manidir. Bu tür durumlarda tabiat özelliğini izhar edecek kişiler ancak dehalardır. Bu sebeple zaten dehalar cemiyetin ufkudur.
Sosyalist-komünist düşünceler, sadece cemiyeti esas almakla, insanlığın tabiat haritasının haznesi olan fertleri inkar etmek garabetine düşüyor. Tabiat haritasının maden ocağı, ferttir. Tamam, cemiyet olmadan işlenemez ve işe yaramaz. Fakat ferdi inkar, maden ocağını kapatmaktır, maden yoksa işlemek ve faydalanmak zaten yoktur. Cemiyeti tek esas kabul etme ve ferdi reddetme düşüncesi, bilgisayarı çöpe atıp, monitörü tek (esas) kıymet olarak kabul etmeye benzer.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir