İNSANIN TABİAT HARİTASI-1- İNSAN HAKLARI FİKRİ

İNSANIN TABİAT HARİTASI-1-İNSAN HAKLARI FİKRİ
İnsan anlayışı olmadan insan haklarından bahsediliyor. İnsan tabiat haritasını çıkarmadan insan anlayışına sahip olunduğu zannediliyor. İnsanların imkan alanı, hak listesi çıkarabilmek için kafi sayılıyor. Yapabileceği her iş ve fiili haklar listesine ekleniyor. Liberal anlayışın meşhur formülü; “yapabiliyorsa, bırak yapsın”. Sadece imkan ve kuvvete atıf yapan bir anlayış… Aslında anlayış da değil, “kendi haline bırakın” demek gibi bir şey. Hiçbir tefekkür çilesi, hiçbir akletme (akli faaliyet) gerektirmeyen yaklaşım…
Nereden bakarsanız sığ ve ucuz. İnsan nükleer silah da yapabiliyor, bırakalım yapsın mı? İnsanların, hayvanların, bitkilerin genetiği ile oynayabiliyor, bırakalım oynasın mı? İnsanlar hayvanlarla cinsi münasebete de girebiliyor, bırakalım girsinler mi? İnsan, testereyle hemcinsini kesebiliyor, bırakalım kessin mi? “Yapabiliyorsa yapsın” anlayışının buralara kadar ulaşmasına mani olan nedir? Bu soruya verecekleri cevabı biliyoruz, “suç teşkil eden fiilleri işlemek yasak”. Tamam, testereyle insanları kesmek açıkça suç fakat tüm hayat için sınırı nereye koyacağınızı nasıl tespit edeceksiniz?
İnsanın “yapabilmek” kudreti, diğer varlıklara ve canlılara göre çok geniş bir alana sahip. Yapabilme kudreti, aynı zamanda tabiat haritasını da verir. Çünkü hiçbir varlık tabiatını aşamaz. Herhangi bir varlığın tabiatını aşabileceğini kabul etmek, “evrim teorisinin” temelini teşkil eder. Her varlık, kendi tabiat ufkuna mahkumdur. İşte bu temelde “insan tezi” ikiye ayrılır. Varlığın kendi tabiatını aşabileceğini söyleyen evrimcilerle, tabiat ufkuna mahkum olduğunu söyleyen Müslümanlar arasında telifi kabil olmayan farklılıklar vardır.
Evrimciler, varlığın kendi tabiatını aşabileceği iddiasındadırlar. Evrim faraziyesini bu iddia üzerine bina ederler. Her varlık mertebesinin (cansız, bitki, hayvan, insan) bir üst mertebeye zaman içinde geçebildiğini (geçtiğini) ve bu silsile ile insanın meydana geldiğini söylerler. Bu yaklaşımları, beden üzerindeki maddi değişim ile alakalıdır. Her varlık mertebesi (kendi ifadeleri ile varlık formu) bir üst mertebeye çıktığında, önceki mertebenin özelliklerinden kurtulur. Bu yaklaşım, muhal-farz varlığın maddi yapısında doğru kabul edilse bile, zihni ve ruhi gelişmeyi açıklamaz. Fakat onlar zihni (ruhu zaten kabul etmezler) gelişmenin de beyne (yani maddeye) bağlı olduğunu bir çırpıda kabul edip bu kadar temel bir problemi gündemlerinden çıkarırlar. Ne var ki, bedeni evrimde bir önceki varlık mertebesinin özelliklerinden kurtulduğunu söyledikleri canlıların (mesela insanın) neden zihni gelişmede bir önceki varlık mertebesinin özelliklerinden kurtulamadığını izah etmeyi gündemlerine bile almazlar. İnsanlık tarihine bakıldığında, insanın, hayvanların yaptıkları her işi yaptıkları, onlardan daha vahşi işler de yapabildikleri malum. Öyleyse bunun açıklaması nedir? Beden olarak insanlaşmış olan canlı çeşidi, tarih boyunca hayvanlardan daha vahşi işler yapmışlardır. Tarihteki vahşeti misal verdiğimizde, “evrim devam ediyordu, daha insanlaşma süreci tamamlanmamıştı” diye cevap vermeyi hayal edenler, en yakın tarih olan yirminci asra baksınlar, tarihin en büyük katliamları, insanlaşma sürecinin en yakın zaman diliminde gerçekleşti. Yirmi birinci asrın ilk on yılı da daha az vahşi değil.
Materyalist kültür evreninin kaçınılmaz neticelerinden biri olan “evrim yaklaşımı”, insandaki zihni ve ruhi gelişimi asla izah edemez. Bu sebeple ciddiye almak gerekmez. Ne var ki, dünyadaki hakim ve yaygın kültür, materyalist batının üretimlerinden olan evrim vasıtasıyla insan tezini geliştirdi. Konuya derinliğine bakıldığında ciddiye almak gerekmez ama genişliğine doğru bakıldığında yaygınlık ve tesiri, meseleyi dikkatimize sunuyor. Batıda gelişen insan hak ve hürriyetleri meselesi, materyalist temelli ve evrim kaynaklıdır. Materyalizm ve evrim, insana, “yapabildiğini yapma hakkı” verir. Çünkü onların iddialarına göre evrim vardır ve mutlaka “iyi” istikamet de bir gelişmedir. Öyleyse insan cinsinin bu gün “yapabilir hale geldiği” her şey, haktır.
İslam, varlığın kendi tabiat ufkuna mahkum olduğunu, çünkü her varlık cins ve çeşidinin “münferiden yaratıldığını” beyan eder. Her varlık “kendi merkezinde” yani “bizzat kendi” olarak yaratıldığı için, tabiat ufkuna mahkumdur, o ufku aşamaz. Aşma imkan ve istidadı verilmiş olsaydı, başka bir varlık haline gelebilirdi.
Materyalist kafa varlığın tabiatına mahkum olmasını, dar bir çerçeveye mahkum olmak şeklinde anlar ve gelişmeye engel olarak görür. Cansız varlıktan başlayarak, insana kadar geliştiğini vehmettiği için “tabiatına mahkum olmayı”, hayvan tabiatındaki sınırlılık olarak kabul eder. Hayvandan geldiğini düşündüğü için, hayvan tabiatındaki sınırı kendi tabiatında da (insan tabiatında da) cari zanneder. Oysa insan, cansız, bitki, hayvan olmak üzere tüm varlık mertebelerinin tabiat haznesine sahiptir ve bunlara ilave olarak (ki esası budur) insan tabiatına da maliktir. İnsani kısmının ufku ise miraçtır. Miraç, Hz. Risaletpenah (SAV) Efendimize münhasırdır muhakkak, o ihsan O’na lütfedilmiştir fakat insan tabiat haritasının “bir çeşit ufkunu” göstermek bakımından misal olarak verilmiştir. İnsan tabiat haritasındaki “imkan alanı” bu kadar geniştir.
Mesele, insan tabiat haritasının ve imkan alanının bu hacimdeki büyüklüğü ile ilgilidir. Tüm varlık çeşitlerinin tabiat özellikleri insanda cem olmuştur. Cansız varlıklar, bitkiler, hayvanlardan meleklere kadar varlık çeşitlerinin tabiat özelliklerini insanda bulmak mümkün. İnsanın imkan alanı yani “yapabilme kudreti” de tüm varlık çeşitlerinin hususiyetlerini ihtiva eder. Tüm varlık çeşitlerini ihtiva etmekle kalmaz, insani hususiyetlere de sahip olduğu için, kendisi dışındaki varlık çeşitlerinin tabiat haritasının toplamından mukayesesiz olarak daha zengin, girift ve hacimlidir.
İnsanın tabiat ufkunu, sadece “insani” tabiat özelliklerinden ibaret zannetme yanlışı yaygın. Öyle olsaydı hayvanların yaptıklarını yapamazdı. Oysa insan, hayvanların yaptıklarını yapabildiği gibi, insani istidatlardan birisi olan “akıl” ile, hayvanların vahşetini milyonlarca kat aşabilmektedir. Hayvanlar, yemek ihtiyacını karşılamak için öldürüyor ama insan sayısız sebeple öldürebiliyor, sebeplerin kahir ekseriyetini de ihtiyaçlarından ziyade akıl ile geliştiriyor. Başka bir ifadeyle hayvan ihtiyacı kadar öldürüyor ama insan akıl yoluyla elde ettiği imkanlar vasıtasıyla (mesela teknoloji ile) milyonlarcasını aynı anda öldürme imkanına sahip olabiliyor.
Problemin düğümlendiği, giriftleştiği, istikametlerin şaştığı nokta akıldır. Akıl, insani istidat ve hususiyetlerden biridir. Fakat akıl, hayvani fiilleri yapmak için de insana imkan ve fırsat oluşturuyor. Haksız yere canlıları öldürmek için büyük silahlar geliştiren de akıl, insanı tedavi için neşter yapan da akıl. Demek ki akıl, sadece varlığı ile insanı, “insan” yapmıyor. Çünkü akıl, insan tabiat haritasında (ve imkan alanında) gezinme, o imkanları kullanabilme manivelasıdır. Uçsuz bucaksız insan tabiat haritası, aklın imkan alanıdır. Aklı, tek kıymet, tek kaynak olarak kabul etmek, insan tabiat haritasında mevcut olan tüm imkanları kullanabilmesine fırsat tanımaktır. Materyalist altyapılı, evrim destekli batı uygarlığının “insan anlayışı”, aklı tek kıymet olarak kabul etmekte, onun yapabildiklerini, insan hak ve hürriyetleri listesine almaktadır. Materyalist orijinden hareket eden anlayış, başka bir ölçü (kriter) bulamaz ve kullanamaz. Aklın imkan alanını, hak ve hürriyet alanı olarak kabul etmek, batı uygarlığı için tek ve mecburi yoldur.
İnsan tabiat haritası ve aklın imkan alanı, İslam’ın dünya görüşünde, “imtihan alanıdır”. Batı, insanlığı, aklın yapabileceklerini yapması şeklinde anladı. Oysa İslam, aklın imkan alanını, imtihan alanı olarak tespit etti.
*
İnsan hak ve hürriyetlerini tespit etmek için insan tabiat haritası çıkarılmalı, bu haritadaki “insani alan” tespit edilmelidir. İnsan, tabiat haritasının tamamını “hayat alanı” olarak kabul ederse bilmelidir ki, asla “insanlaşamaz”. Temel hak ve hürriyetler bu çerçevede geliştirilmelidir. Müslümanlar, batının tesir ve telkini altında kaldığı son birkaç asırdır, “insan hak ve hürriyetleri” meselesinde “geri kaldığı” düşüncesiyle zihni savruluşlar yaşıyor. Oysa batının geliştirdiği insan hak ve hürriyetleri, hayvan ile insan arasındaki sınırı dahi tespit etmekten acizdir. Müslümanlar, İslam’ı ve ona bağlı olarak varlık, insan ve hayat temel bahislerini anlamadıkları için, batının peşinde perişan oluyorlar. Batı kaynaklı “insan hak ve hürriyetleri” doktrini üzerinde çalıştığına şahit olduğumuz Müslümanlar ve İslami(!) kuruluşlar mevcut. Hüzün ve ıstırap verici sığlıktan bir an önce kurtulmak gerekiyor.
Bir sonraki yazımızda, insan tabiat haritasının “insani alanını” tetkik edeceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir