İNSAN TELAKKİSİNE DAİR TEREDDÜTLER

İNSAN TELAKKİSİNE DAİR TEREDDÜTLER

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Fikirteknesi külliyatı, kalb ve zihin havzasını ayrı iki enfüsi mahal olarak kabul etmiş ve insan telakkisini bu temel tasnife göre inşa etmiştir. Doğrusu kalb ve zihnin iki ayrı enfüsi mahal olduğundan emin değilim. İnsan telakkisini temellendirmek açısından bu tasnif doğruysa çok mühim, yanlışsa çok ağır zararları olan bir yaklaşımdır. İnsan telakkisinin temel bahislerinden olması hasebiyle hem kadim müktesebatımızda hem insana dair tetkiklerde titiz olunması ve nihayet tasavvuf merkezlerine teyit ettirilmesi lazımdır.
*

Kalb, kendini fark etmekte zorlandığımız fakat kendisiyle var olduğumuz en temel ve en derin havzadır. Fikirteknesi külliyatı da bu meseleyi böylece tespit eder. Zihin ise kendisini fark ettiğimiz, tefekkür ve his deveranını sarih şekilde bilebildiğimiz bir havzadır. Fikirteknesi külliyatı bunu da böylece tespit eder.
Meselenin birbirine karıştığı (veya benim karıştırdığım) nokta, her ikisinin aynı mahal olması, buna mukabil dikey bir boyutunun da bulunması, derinleştiği noktaları bizim ayrı bir mahal olarak kabul ve tespit edip etmediğimiz hususudur. Böyle ise çift mahalden değil, derinliği olan tek enfüsi mahalden bahsediyoruzdur.
Dikey boyutu olan tek mahalden bahsediyor ve belli bir derinliğin altına kalb, üstüne de zihin diyorsak, mesele “insan telakkisi” (ve tabii ki varlık telakkisi) ile ilgili olmayıp, bilgi telakkisi ile ilgili hale gelir. Yani bir varlığı tetkik etmek için, aslında tek olan varlığın hususiyetlerini tasnif ve taksim etmek, hem bilgi telakkisi ve hem de talim ve terbiye süreçleriyle ilgili ve lüzumludur. Biliriz ki tahlil yoksa idrak yoktur, nasıl ki terkip yoksa idrak yoktur…
Bu bakış açısı aynı zamanda zeka, akıl, akl-ı selim gibi meselelerde de ortaya çıkar. Bunların hepsi bir enfüsi bünyedir de, biz anlayabilmek için mi tasnif ve tavsif ediyoruz, yoksa bunların her biri ayrı bünyeleri olan, ayrı merkezleşmeleri mümkün kılınan varlıklar ve bahisler midir? Yani zihin (veya kalb) tek bir enfüsi alemdir ve her şey orada olup bitmekte, ayrı enfüsi bünye ve merkezler bulunmamakta, buna mukabil zihni evrenin farklı çalışma alanları, farklı çalışma usulleri, farklı akış mecraları bulunmakta mıdır? Bunlar, tabiri caizse “demir leblebi” cinsinden mevzulardır ve her aklın çiğneyebileceği cinsten de değildir.
*
Varlık telakkisi (ontoloji) ile bilgi telakkisinin (epistemolojinin) birbirine en fazla karıştığı nokta, insan bahsidir. İnsan, “alem-i sağir” olmakla, tüm mahlukatın (yaratılmış varlığın) “zübdesi”dir. Tam da bu sebeple varlık ile bilgi insan bahsinde en girift örgü haline gelmiş, birbirinden tefrik ve müstakil olarak tetkik edilmesi neredeyse imkansızlaşmıştır. Madde ile ilgili bir şey söylemek kolaydır, zaten nispeten emin bir bilgi alanıdır madde. Buna mukabil idrakin ufku, aynı zamanda idrakin sahibi olan insandadır.
İnsan bahsinde söylenen hangi cümle bilgi telakkisine, hangi cümle varlık telakkisine aittir? Bu soru, fikir ve ilim adamları için ecel teri döktürecek cinsten bir giriftliğe ve tabii ki “sır” alanına aittir. Ruha dair söylenecek bir cümle, ontolojinin şahikasıdır, zirvesidir ama ruh, “sır” olarak muhafaza edilmiş, “ondan çok az şey” verilmiştir. Ruh bahsinde “az” ile “çok” arasındaki sınırı bile tespit etmek fevkalade zor belki de imkansız bir mevzudur.
*
İnsan kadar girift bir mevzuu idrak alanına çekmek, bilgi alanı haline getirmek için muhtelif taksim ve tasnifler yapmak zorundayız. Bir taraftan muhtelif ilim dalları halinde tetkik etmeyi diğer taraftan idrak etmeyi mümkün kılmak için buna ihtiyacımız olduğu malum. Sadece “insan” başlığı altında binlerce ciltlik müktesebatı idrak etmek veya binlerce ciltlik kadim müktesebatı telif etmek tabii ki kabil değildi. Mesele hem ilmi tetkik mevzuu yapılması hem de talim ve terbiye usulü haline getirilmesi için zengin bir tahlil haritası hazırlanması şart.
Kadim müktesebatımızdaki muhtelif taksim ve tasnifler esas alınarak, mevzuu tetkik ve idrak edilebilir hale getirmek zorundayız. Bir taraftan insan telakkisi diğer taraftan bilgi telakkisi için ilimlerin tasnifine olan ihtiyacımız had safhada. Tam bu noktada, yazının başında ifade ettiğimiz üzere, bilgi telakkisinin tasnifleri ile varlık (ve insan) telakkisindeki tasniflerin birbirine karıştırılmaması lazım. Bu manada, mesela kalb ile zihin tasnifinin, temelde insan telakkisine mi ait yoksa bilgi telakkisine mi ait olduğunu tespit etmek gerekir. Bu mesele aynı zamanda akıl ile akl-ı selim gibi daha birçok mevzu ile alakalıdır ve bu cihetten de mühimdir.
*
Fikirteknesi külliyatının, kalb ve zihin taksimi, insan telakkisine ait (ontolojik) bir tasnif gibi görünüyor. Bunun yanlış olduğunu söyleme iktidarında değilim, yanlış olduğunu iddia ettiğimde izah etme imkanım yok. Bununla beraber doğru olduğundan da emin olamıyorum, doğru olduğuna dair berrak bir idrak derinliğim yok. Bu durumda mecburen şöyle bir usule müracaat ediyorum; “Bu tasnif insanı izah etmekte, insani meseleleri idrak etmekte, insani problemleri çözmekte ne nispette netice veriyor?” sorusunun peşine düşüyorum.
Bu soru benim tasavvur ve tefekkür dünyamda mühim bir yer işgal eder. Zira “Mutlak İlim” olan Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’ye “mutlak manada” nüfuz etmek insan için muhaldir. “İlahi murad”ın ne olduğunu sarih şekilde ifadeden imtina eden kadim müktesebatımızın dev şahsiyetleri, temkin ve itidali elden bırakmamışlardır. İlahi muradın ne olduğunu mutlak manada bilemeyeceğimize göre, ortaya konulan fikriyatın, meselelerimizin ne kadarını ve ne derinlikte izah ettiğine bakmak, sıhhatli bir yol gibi görünüyor.
*
Bu zaviyeden bakıldığında Fikirteknesi külliyatının insan bahsindeki tasnif ve izahları, insana dair meselelerin ciddi bir kısmını izah ediyor. Benim idrak zafiyetimden kaynaklanan meseleler mahfuz kalmak üzere, Fikirteknesi külliyatı hacminde insanı ve insani meseleleri izah eden bir fikriyat göremedim. Tabii ki kadim müktesebatımızdaki uçsuz bucaksız derinlik (veya irtifa) sahibi idrak ehli bu ifademe dahil değildir. Bugünün dünyasında ve Türkiye’sinde, insan ve insani meselelerle ilgili, Fikirteknesi külliyatına ve fikriyatına muadil bir fikriyat olmadığından bahsediyorum. Türkiye’de ve İslam dünyasında, bu tespitimin dışında kalan, gerçekten insan bahsinde külliyat çapında fikriyat üretenler varsa, onlardan peşinen özür diliyorum.
Hal böyle olunca, “hakikat kaygısını” muhafaza şartıyla, Fikirteknesi ailesinde bulunmaktan, telif çalışmalarımızı bu mecrada yürütmekten memnunum.
AHMET KAMİL TUNCER

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir