İNSANİ HATA VEYA HATA ÖLÇÜSÜ

İNSANİ HATA VEYA HATA ÖLÇÜSÜ
İnsan hem istidatlarla hem de zafiyetlerle yaratılmıştır, muhteşem işler yapabileceği gibi ona mümasil hatalar da yapar. Hatasız (ve eksiksiz) insan aramak, insan-tanrı aramak gibidir.
Hata yapabilirlik özelliğine sahip olan insan, hata yapmamalıdır. Bu paradoks, birçok meselenin özüdür. Hata yapması için zafiyetlerle teçhiz edilen insanın, hata yapma hürriyeti yoktur. Hata yapma hürriyetinin kabulü, hatanın meşrulaştırılması ve müeyyideden masun kılınmasıdır. Hatayı hürriyet olarak kabul etmek, ona meşruiyet tanımak, hukuku ortadan kaldırır, hatanın meşruiyeti hukukun ve ahlakın meşruiyetini ve bunlara olan ihtiyacı yok eder. İnsan hata yapabilir ama yapmamalıdır, yaptığında ise müeyyidesine razı olmalı, müeyyideden kaçınmamalı, her hatanın bir bedeli olduğunu bilmelidir. Buna mukabil hukuk da insanın hata yapacağını bilmeli, hatada “kast” unsuruna ayrı bir hassasiyet göstermelidir. “Kast” unsuru, failin hatayı meşru gördüğüne işarettir, hukuk, suçun fiilinden daha ziyade kast unsurunu cezalandırır. Kast unsuru yoksa fiil suç tarifine girse bile cezayı gerektirmez, zira bu durumda gerçekleştirilen fiil, “yapılabilir hata” cümlesindendir. Mevzuun sırrı bu ifadede gizli, “yapılabilir hata” veya “kabul edilebilir hata”…
Kabul edilebilir hata, fikir ve fiilin, öncelikle “insani çerçeve” içinde kalması şartına sahiptir. İnsani çerçeve, hayatın belli bir ahlaki nizam içinde anlaşılması ve yaşanmasıdır. Ahlak, insanı diğer tüm varlıklardan tefrik eden hususiyetlerin toplamını ifade eden üst tabirdir. Akıl bunun içindedir, irade buna dahildir, vicdan bunun bir unsurudur ila ahir…
Kabul edilebilir hatanın ikinci şartı, kişinin aldığı talim ve terbiye, sahip olduğu içtimai ve iktisadi mevkii ve kafi derece akletme (tefekkür) cehdidir. Bir profesör, bir ilkokul öğrencisinin yaptığı hatayı yaptığında, kabul edilebilir hatadan bahsedilmez. Veya bir zengin, 10 TL infak yaptığında ahlaki çerçevede kabul edilebilir bir hatadan bahsetmek derin bir tefekkürsüzlük halidir.
Kabul edilebilir hata, “insani hata”dır. Kişinin insan olduğu, yaptığı yanlışların, “kabul edilebilir hata” cinsinden olmasıyla anlaşılır. Kabul edilebilir hatanın dışına çıkmaya başlayan kişi, insanlığı ile ilgili problemler yaşamaya başlar.
Kabul edilebilir hata gündeme alınmaz, müstakil bir mevzuu haline getirilmezse, “insani çizgi” diye bir şey kalmaz. Her türlü hezeyan, fikir muamelesi görür, bu gün olduğu gibi tek gerçeklik liberalizm olur. Her insan istediği gibi düşünme, istediği gibi yaşama hürriyetine sahip olur. Bu durum, insanın yapabildiği her şeyi yapması anlamına gelir. Bir düğmeye basarak bir milyon insanı öldürebilme gücüne (teknolojisine) sahip olan insanın, bunu yapmasının önünde bir engel kalmaz. Mesele fikir ve fiil hürriyeti değil, bu hürriyetin olması veya olmaması meselesi değil, bu hürriyetin sınırının ne olması gerektiği meselesidir. Bu meyanda mesele farklı dünya görüşlerine mensup olup olmama meselesi değil, insana farklı din ve dünya görüşlerini seçme hürriyetinin tanınması veya tanınmaması meselesi değil, her kim hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun, bir kabul edilebilir hata ölçüsü geliştirme meselesidir.
Kabul edilebilir hata, bir taraftan temel insani çizgiyi tespit etmeli, diğer taraftan da insanın inkişaf seyrine atıf yapmalıdır. İnsani altyapı üzerinde her insanın kendini geliştirme cehdini zaruri gören bir anlayış olmadan (başka bir ifadeyle “insanileşme sürecini” yok sayarak) kabul edilebilir hata derecelendirmeleri yapılamaz. Bir alim ile bir cahil aynı hatayı yapamaz, alimin, cahilin kabul edilebilir hatasını yapması, kabul edilemez.
Kabul edilebilir hatanın asgari ölçüsü, cemiyetin inkişafına paralel olarak yükseltilmelidir. Bir cemiyette “kabul edilebilir hata” ölçüsünün asgari seviyesinin sürekli aynı yerde kalması, o cemiyetin ilerlemediğini, gelişmediğini, inkişaf etmediğini gösterir. Kabul edilebilir hata ölçüsünün asgari seviyesinin sürekli aşağıya doğru hareket etmesi ise vahimdir zira bu durumda o cemiyet geriliyor, cahilleşiyor, Bedevileşiyordur. Kabul edilebilir hata ölçüsünün alt sınırının sürekli yükseliyor olması, o cemiyetin münevverleştiğini, tekamül ettiğini, medenileştiğini gösterir. Alt sınırın yükselme hızı ise cemiyetin medenileşme hızıdır.
Kabul edilebilir hata ölçüsünün üst sınırı, o cemiyetin (ülkenin) fikir, ilim ve sanat insanlarının ufkunu gösterir. Üst sınırın kafi derecede yüksek olmaması, o ülkede fikir, ilim ve sanat insanının olmadığını gösterir. Alt sınır ile üst sınır arasında fark yoksa, alim ile cahil aynı kabul edilebilir hatayı yapıyorsa, o ülkede münevver yoktur.
Bir ülkede, münevver camianın kabul edilebilir hata ölçüsünün alt sınırı, cahil insanların alt sınırı ile aynıysa veya ona yakınsa, o cemiyette terakki ve tekamül yoktur. Bu durum ağır bir içtimai hastalıktır ve tedavisi zordur. Münevver camia ile halk arasındaki farkın sıfıra yakın olmasının savunulduğu bir dönemde yaşıyoruz, bu durum çok ağır bir tefekkürsüzlük halidir. Bir milletin ufku, münevverlerinin ufkudur, münevverlerinin ufku cahillerin ufkuna denkse, o ülkede tefekkür yoktur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir