İNSANLIĞIN HARMANLANDIĞI YER

İNSANLIĞIN HARMANLANDIĞI YER
İstanbul Çağlayan’daki adliyede Mavi Marmara davası başladı. Davanın hukuki seyri ile ilgili çok şey yazılacak muhakkak fakat bir noktası var ki yazılmazsa mutlaka eksik kalacak. Onlarca ülkeden gelen Mavi Marmara aktivisti birinci gün (07.11.2012 tarihli) duruşmaya katıldı. Enteresan sahneler vardı.
Baştan anlatmak gerekirse, adliyenin dışında, davaya destek vermek için büyük bir kalabalık toplanmıştı. Dışarıda toplanmış kalabalığın içinde biraz dolaşmak insanın manevi dünyasına iyi geliyordu. Adliyenin giriş kapılarında izdiham vardı, her günkü kalabalıktan farklı ve fazla bir yoğunluk göze çarpıyordu. Mahkemenin bulunduğu koridorun girişi görevliler tarafından kapatılmıştı ve koridora giriş kontrollü sağlanıyordu. Koridorun girişinde beklerken fazla aşina olmadığımız hoş duygular yaşadık. İnsanın sağında İngilizce, solunda Fransızca, arkasında Arapça konuşulması anlatılmaz bir duyguydu. Mesele farklı dil konuşan insanların bir araya toplanması değildi tabii ki, mesele, farklı dil ve kavimlere mensup insanların aynı istikamete yönelmesiydi. Aynı duyguları yaşaması, aynı “hesabın” peşine düşmesi, aynı hedefe kilitlenmesiydi.
Konuştuklarında birbirini anlamayan insanlar, aynı hedefe yönelmiş olmanın ruhi organizasyonuyla omuz omuzaydılar. Lisanlarıyla anlatamadıklarını mimikleriyle, edalarıyla, tavırlarıyla, kısacası duygularıyla anlatıyorlardı. Duygunun müşterek dil haline geldiği zamanlar vardır, insanların birbirinin lisanını anlamadığı ama maksadını anladığı anlar… İnsanın iç dünyasındaki duygu kaynaşması ve kamaşması bir seviyenin üzerine çıktığında, sanki lisana ihtiyacı kalmıyor, konuşmadan anlaşmaya başlıyordu. Gerçekten enteresan bir durum, insanların bakışlarıyla birbirlerine naklettikleri “mana”yı, hangi “lisan” taşıyabilir ki. Koridorun önündeki izdihamdan kurtulmak ve bir an önce içeri girmek için hiçbir çaba sarfetmedim, o kalabalıktaki ruhi organizasyonu, duygu dilini, müşterek hedef ve maksadı seyrettim bir müddet. Ta ki kalabalık azalana kadar…
Mesele aynı dine mensup olmakla ilgili değildi. Mavi Marmara gemisinde gayrimüslimler de vardı, keza onlar da mahkemeye gelmişti. Sıra beklerken yaşadığım ruhi ve hissi kaynaşmanın içindeydiler, hiçkimse birbirinin “dininin, dilinin, kavminin” ne olduğu ile ilgili değildi. Bu gerçekten müthiş bir şeydi. Aynı kavimden (aynı dilden) olmak anlaşılabilirdi, aynı dinden olmak anlaşılabilirdi fakat dili, kavmi, dini farklı bir insan topluluğunun aynı duygu harmanı içinde öğütülmesi akıl kamaştırıcı bir hadiseydi.
Duruşma salonunda yer yok, kapının iç tarafında ayakta bekliyoruz, dışarıdaki kalabalığın duygu dünyasını seyre dalan ben geç kaldım. Ama ne gam… Anlayacağımı anlamıştım, nasıl söylenir, “galiptir bu yolda mağlup”…
Yabancı ülke vatandaşlarının duruşması yapıldı ilk gün. Yabancı ülke vatandaşları olan müştekilerin ifadesi alındı. Teknik bir tabir olan “yabancı ülke vatandaşı” ifadesini yazarken ürperiyorum. Pasaportla birbirine yabancılaşır mı insan… Mahkeme salonunun dışındaki kalabalıktan başlayarak, duruşma salonundaki kalabalığa kadar hiçbirine karşı “yabancılık” çekmiyorum, sanki “alem-i ervahtan” tanışıyor gibiyiz. Ama hukuk ve siyaset dili, pasaport taşıyanlara “yabancı” tabirini uygun görüyor. Tuhaf bir duygu…
“Yabancı” müştekiler tek tek ifade veriyor, lisanlarını anlamıyorum, fakat konuşmalarını dikkatle dinliyorum. Lisanlarını anlamıyorum ama sanki “dillerini” anlıyorum. Ruh dünyamızın derinliklerinde bir yerde “aynı dili” konuşuyoruz, ruh labirentlerimde hissediyorum, duygu havzalarımdaki kaynaşmadan farkediyorum. Tercüman, müştekilerin beyanlarını tercüme etmeye başladığında ise “müşterek duygu dilinden anladıklarımın” sağlamasını yapıyorum. Hayret… Hepsi doğru…
*
Davanın nası biteceği, neticesinin ne olacağı, yargılamanın nasıl devam edeceği, sanıkların alacağı cezanın infaz istidadının olup olmadığı meselelerini tartışmak hukuki çerçevede tabii ki gerekir. Fakat İsrail en büyük cezasını burada aldı. Bu insan kalabalığında gördüğüm duygu harmanı, İsrail’in bu savaşı en derin cephelerde kaybettiğini gösteriyor.
06.11.2012 tarihinde İstanbul Çağlayan Adliyesinin önünde ve davanın görüldüğü mahkemede “insanlık harmanlanıyordu”. Sanki insanlık yeniden yoğuruluyor, yeniden şekilleniyor, yeniden bir ruh üfleniyordu. İnsanlığı yeniden mayalayan bu hadise, İsrail’i, insanlık aleminin ifrazatı olarak bünyesinden dışarı attı.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir