IRAK’TA NELER OLUYOR, NEDEN OLUYOR, NASIL OLUYOR?

IRAK’TA NELER OLUYOR, NEDEN OLUYOR, NASIL OLUYOR?

Irak bir anda Türkiye’nin ve dünyanın gündemine girdi, öyle ki gündemi işgal etti. IŞİD’in Musul’u almasıyla dikkatler Irak’a yöneldi, Musul’un stratejik öneminden dolayı gündem olan IŞİD, Musul ile kalmadı ve çok hızlı şekilde Irak coğrafyasını işgal etmeye başladı. Büyük bir bölgeyi ele geçirdikten sonra Bağdat’a doğru ilerleyen IŞİD milisleri, geçmişteki başarılarına bakınca başkenti alabileceği kanaati uyandırdı, böylece gündemdeki yerini pekiştirdi.

Pekala Irak’ta neler oluyor? Meselenin sadece IŞİD olmadığını biliyoruz, Irak önemli bir noktada bulunuyor ve oradaki güç dengelerindeki değişiklik önce Ortadoğu’yu etkiliyor sonra da dünyayı… Öyleyse Irak’ta neler olduğunu bilmemiz, neden olduğunu anlamamız ve nasıl olabildiğini görmemiz gerekiyor.

*
Irak’ta, ABD işgalinden sonra ortaya çıkan güç dengeleri suniydi. Araplar, Kürtler, Türkler gibi kavim haritası ve Sünniler ile Şiiler gibi dini haritaya sahip Irak’ta, ikili tasnif (kavim ve dini telakki) yapmak nüfus yapısını anlamak için doğru olsa gerek. Dini telakki (mezhep değil) haritası ile kavim haritası tabii ki birbirine girmiş haldedir ve birbirinden tefrik etmek kabil değil. Ana tasnif ve tefrikanın sebebi dini telakkide olmasına mukabil, Kürtlerin kavmi haritayı esas alan bir coğrafya üzerinde özerk yönetim kurmasından dolayı meselesinin kavim haritasına işaret eden yönü kaçınılmaz olarak önümüze geliyor. Zaten ana tasnif, ülkenin gerçekliğini takip ederek Sünni, Şii ve Kürtler şeklinde yapılıyor. Kürtleri dini telakki tasnifinin içine yerleştirmek gerektiğinde ise kahir ekseriyeti itibariyle Sünni (sahih İslam) telakkisi içinde yer aldıkları biliniyor.

Irak, dini telakki bakımından Sünni nüfus unsurlarının (Kürtler dahil edildiğinde) çoğunlukta olmasına mukabil Sünni-Şii-Kürt tasnifi yapıldığında Şiilerin çoğunlukta göründüğü bir nüfus haritasına sahip. Kürtler kendi özerk yönetimini kurduğu için, Irak’ın geri kalanında Şii nüfusun çoğunlukta görünmesinden dolayı merkezi yönetimin Şii ağırlıkta meydana geldiği bir çarpık matematik ile karşı karşıyayız.

Nüfus ve coğrafya taksimindeki ana harita merkezi yönetime adaletli şekilde aksetmediği için, çatışma potansiyeli hiçbir zaman ortadan kalkmamıştı, zaten kesintisiz şekilde sürüyordu ama büyük boyutlu olmadığı için gündeme gelemiyordu. Geçen zaman içinde Şiilerin devlet kurmaktaki beceriksizlikleri ve dini telakkilerinden kaynaklanan bağnaz ve vahşi tatbikatları, önce adaleti katletti, sonra siyaseti çare olmaktan çıkardı. Geçen yıllarda başlayan silahsız gösteriler, protestolar, tepkiler ahmak ve vahşi Maliki (Şii) yönetimi tarafından silahla mukabele gördü ve insanlar tekrar silaha sarılmaya başladı.

*
Irak’ta ortaya çıkan IŞİD isimli örgütün illa ki İngiliz ve ABD projeksiyonu olması şartmış gibi davranıyoruz. Oysa IŞİD gibi bir örgütün Irak’ta kurulması ve bugünkü noktaya gelmesi için Irak ve Ortadoğu’da uygun şartlar ve kafi derecede destekçi zaten var. Buna rağmen İngiliz ve ABD projeksiyonu olma ihtimali tabii ki var ama bölgenin dinamikleri de böyle bir örgüt için uygun zemine sahip. Kimsenin bu örgütün bölgenin ve Irak’ın şartları ve dinamikleriyle kurulma ihtimalini gözönünde tutmaması, içine düştüğümüz psikolojik çukuru gösteriyor.

ABD ve batı ittifakının Irak’ı işgal etmesiyle meydana gelen baskı, zulüm, katliam halkta böyle bir örgütün kurulması için içtimai altyapıyı oluşturdu. Irak’taki Şiilerin ABD ile birlikte Müslümanları katletmeleri, arkasından kurulan Şii hükümetlerle bu zulme devam etmeleri, Irak’ta Müslümanların (Ehl-i Sünnet mensuplarının) bir örgüt çatısı altında toplanmasını, şiddetli savaşları göğüsleyecek ruh halini kuşanmalarını mümkün hale getirmiştir. Yaklaşık on yıldır Maliki yönetiminin Irak’ı İran’a ve Şiilere peşkeş çekmesi, Müslümanlara ve halka kesintisiz zulmetmesi, bir tepkinin ve isyanın doğması için kafi değil midir?

Irak’ın iç dinamikleri, nüfus dağılımı, Şia’nın vahşi tatbikatları IŞİD gibi bir örgüt ve isyan için nasıl kafi olmaz? İnsanların Şia terörüne ve vahşetine ne kadar tahammül etmeleri gerekiyor? Türk kamuoyuna IŞİD’in bir anda terörist örgüt olduğu kanaatini kim pompaladı. Haklarında ne biliyoruz ki, bir gün içinde terörist olduklarına hükmettik? IŞİD’in Musul’u aldığı gün ahmakça bir kararla Türkiye konsolosluğunu basmasından başka elimizde bir veri var mı? Gazete ve sosyal medyada IŞİD hakkında yayına verilen bilgiler, ABD’nin Irak’ı işgalinde kurulan bir örgüt olduğundan bahsediyor, terörist olduklarına dair elimizdeki tek veri o mu? Öyleyse eğer, ABD’nin gözlüğü ile bakmış olmuyor muyuz?

IŞİD terörist örgüt olabilir, gerçekte böyle olma ihtimali var. Ama bunun verileri yokken, haklarında doğru dürüst bilgi elde edilmemişken, terörist olduklarına dair hükmü vermekte neden bu kadar acele ediyoruz? Irak’ta Maliki yönetimine karşı savaşıyor olmaları, terörist olduklarını göstermez. Irak’ta Maliki yönetiminin kendisi zaten terörist bir örgütlenmedir, adına hükümet demek kafi olsaydı, Esed de öyleydi, İsrail de öyledir. Müslümanlar, özellikle de başka Müslümanlarla ilgili bu kadar hızlı, ucuz ve sığ kararlar vermemelidir. Suriye’de Esed yönetimi, Irak’ta Maliki (ve Şii) yönetimi, Filistin’de İsrail yönetimi bizzat terörist örgütlerdir, adına devlet veya hükümet denmesi, batının ve dünyanın böyle kabul etmesi terörist olmadıklarını göstermez. Delillerini ABD, İngiltere, İsrail, AB gibi ülkelerden toplayanlar, onların siyasi bakış açısına uygun davrananlar, Müslümanların yanında değil karşısında yer almak durumunda kalırlar.

*
IŞİD, Şii Maliki yönetimine karşı Suudi Arabistan ve körfez ülkeleri tarafından desteklenen bir örgüt olabilir. Beyanları genellikle selefi-vahhabi metinlerini gösteriyor. Bu durum, onların Ehl-i Sünnet dairesinde olmadıklarının da delili. Ama Irak’ta Sünni nüfusun sahipsizliğinden dolayı o coğrafyaya yöneldiler, o coğrafyadaki nüfus unsurlarından besleniyorlar. Özellikle de vahhabilerin Şiilere karşı Sünni blok içinde görünmesi, Şiilere karşı yürütülen mücadelenin bayraktarlığını yaptığı vehmini uyandırması, meselenin daha da karmaşık hale gelmesine sebep oluyor.

IŞİD’in Suudi Arabistan ve körfez ülkeleri tarafından destekleniyor olması büyük ihtimal. Batıda ise stratejik hesaplarına uygun her ülke tarafından desteklenmesi ihtimali mevcut… Bütün bunlar mümkün ama bir de Irak’ın iç şartları var, iç şartlar müsait olmadığı takdirde böyle bir hadiseyi dış devletlerin organize edebilmeleri imkansız. Batının Türkiye’de yapabildiklerinin Gezi eylemleriyle sınırlı kalması, iç şartların müsait olmaması halinde yapabileceklerinin sınırını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Paralel örgüt (Fethullah Gülen Örgütü) meselesine gelince, devşirilmiş güçlerin olduğu ve hazır bekletildiği, kritik geçiş süreçlerinde sahaya sürüldüğü doğru. Ama Fethullah Gülen örgütüne karşı tüm Müslüman gurupların tavır alması, batının İslam coğrafyasında (en azından Türkiye’de) ne kadar etkisiz olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Batının Türkiye’deki tabii müttefiki, Batılılaşmış solcu, laik, Kemalist bloktur ki, onlar da yalnız kalmışlardır.

İslam ülkelerinin birçoğunda Batılılaşmış nüfus blokları var ve onlar batının tabii müttefikidirler ama toplam nüfusun hiçbir zaman çoğunluğunu teşkil etmezler. Bu manada İslam coğrafyasında batının tesiri, devşirilmiş kıtalar, gizli örgütler, ordudaki cuntalar, iş ve medya dünyasındaki bir avuç insanlardır. Batının gerilemeye ve çökmeye başladığı bir dönemde, batının İslam dünyasında büyük güç unsurlarına hükmettiğine inanmak için fazla sebep kalmadı. Ama İslam ülkelerinin iç şartlarından kaynaklanan ihtilaflardan faydalandıkları, faydalanmaya devam edecekleri açıktır.

*
Irak’ta ABD işgalinde ABD ile Şiilerin ittifakı vardı, şimdi yine ikisinin ittifak yapacağına dair görüntüler ortaya çıkıyor. İslam dünyasındaki fitnenin büyüğü Şia’dır. Özellikle Ortadoğu coğrafyasında Şia fitnesi kadar büyük bir fitne misali yok. Vahşi katil sürüleri gibi coğrafyaya daldılar ve hiçbir sınır tanımadan insanları katlediyor, kadınlara tecavüz ediyor, insanlara sistematik işkence yapıyorlar. Kalbimize kadar girmiş böyle bir fitne varken, İsrail, ABD, İngiltere’nin fitnesine ihtiyaç mı var ki?

Ortadoğu’da Şia fitnesini görmeyen Müslümanlar, hiçbir meseleyi doğru anlayamaz, doğru değerlendiremez. Şia fitnesini gözden kaçıranlar, hiçbir stratejik planlamasında isabet kaydedemez. Bütün bunlar Şia’ya karşı bir savaş ilanı değil, Şia’ya karşı savaşı tahrik etmek değil. Mümkün olsa da Şia ile barış içinde yaşayabilsek. Ama böyle bir imkan yok, zira Şia Müslümanlara savaş ilan edeli çok oldu. Irak’taki Şiilerin “merci-i taklidi” denilen şeytanın temsilcisi Sistani, kuyruğuna basılmış köpek gibi hırlarken cihat ilan ettiğini zannediyor ve Müslümanlar hakkında “Beni Ümeyye artıkları” ifadesini kullanıyor. Hala anlaşılmıyor mu, kendileri dışındaki tüm Müslümanları “emevi” gören bir sapık inançtan ibarettir Şia…

IŞİD’in Şiilere karşı İslam hukukunu ihlal eden tüm davranış ve tatbikatları tenkit ufkumuz içindedir. IŞİD’i tenkit ediyor olmamız, Şiilerin, Müslümanları “Beni Ümeyye artıkları” olarak görmesindeki sapkınlık karşısında “fikri mevzilerimizi” boşaltacağımız anlamına gelmez.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir