İRAN SURİYE HATTINDA OLUŞAN DERİN ÇATLAK

İRAN SURİYE HATTINDA OLUŞAN DERİN ÇATLAK
Arap halk isyanları, Suriye cephesinde başka türlü devam ediyor. Diğer halk isyanlarından farkı, Suriye’deki rejimin özelliğinde gizli… Her diktatörlük bir “elit” sınıf oluşturur ve onun üzerinden varlığını ve zulmünü yürütür. Fakat Suriye’deki diktatörlük üretilmiş bir elit sınıf üzerinden yürümüyor. Mevcut mezhep dağılımı içindeki azınlık (en azınlık) olan Nusayri’lik üzerine oturuyor.
Devletin, iktidarın, ordunun, muhaberatın, imkanların ve hakimiyeti devam ettirecek tüm araç ve gereçlerin sahipleri Nusayri azınlık elinde. Bu durum, siyasi ve içtimai haritayı farklı bir kalıba döküyor. Arap halk isyanları içinde Suriye’yi ayrı bir değerlendirmeye tabii tutma mecburiyetimizin sebebi bu…
*
Halkın içinden ayrıştırılan elit kesimle diktatörlüklerini sürdürenler, isyanlar belli bir noktaya geldiğinde “insan kaynağı” bulmakta zorlanırlar. Hususen halk isyanlarında orduların diktatörlere kayıtsız şartsız itaat ettiklerine pek rastlanmamıştır. Küçük (lokal) isyanlarda orduyu isyancıların üzerine sürmekte maharet sahibi gibi görünseler de umumi halk isyanlarında “insan kaynağı” bulma konusunda fevkalade zorlanırlar. Disipliniyle maruf olan ordularda bile katliamlarına itiraz ve isyan etmeyecek asker bulmakta fevkalade zorlanırlar.
Azınlık olan bir halk tabanına dayanan diktatörlüklerde durum farklıdır. Bu tür diktatörlüklerin “elit” kesimi oluşturmak için halkın arasından bir kısmını ayrıştırmasına lüzum yoktur. Zaten azınlık bir halk kesimi üzerine oturduğu için, rejimin (diktatörlüğün) hazır insan kaynakları mevcuttur. En vahşi katliamları bile yapmak için insan kaynağı sıkıntısı çekmezler. İşin vahameti tam bu noktada kendini gösterir.
Büyük halk isyanlarında ordunun direnmemesi ve isyancıların üzerine gitmemesi, meşruiyet kaynağı veya meşruiyet anlayışı ile alakalıdır. Askerin itaatindeki meşruiyet anlayışı, “nizam” ve “halk”tır. Nizamın devamı, halkın korunması… Büyük halk kitleleri sokaklara döküldüğünde hem nizam berhava olur hem de halkın korunması konusu ortadan kalkar. Zira çatışmak zorunda oldukları halkın bizzat kendisi haline gelmiştir.
Azınlık diktatörlüğünde ise meşruiyetin kaynağı sadece nizamdır. Nizamı halkın yüzde 90 ı da bozsa, ona karşı savaşmak gerektiğine inanılır. Nizam ise azınlığın menfaatidir. Dolayısıyla diktatörlük rejimi, halka (halk isyanlarına) karşı savaşacak “gönüllü insan kaynağına” sahiptir.
*
Suriye’yi diğer birçok Arap ülkesinden ayıran özelliği, “azınlık diktatörlüğü” olmasıdır. Tarihin en büyük katliamlarını yapacak hazır ve gönüllü insan kaynağına sahiptir. Baştaki alçak, bu sebeple ne reform yapıyor ne de iktidardan vazgeçiyor.
Suriye’deki rejimin ıslahı imkansızdır. Mütemadiyen tekrarladığımız, “ıslahı imkansız olanın imhası zarurettir” düsturunun en canlı misali Suriye rejimidir.
Geçtiğimiz günlerde Antalya’da yapılan Suriyeli muhaliflerin toplantısına katılan ismini hatırlamadığım biri, “Suriye’de reformların mümkün olmadığını, rejimin yıkılmasından başka yolun bulunmadığını” açıkladığında, ümitlenmiştim. Çünkü rejimin mahiyetini doğru teşhis etmek, mücadeleyi doğru yürütmenin ön şartıdır. Suriye’deki rejimin imhası için geliştirilebilecek bir fikir ve plan varsa derhal o istikamette çalışmalara başlanması gerekir.
*
Dikkatlerden kaçmayan fakat hala yanlış olmasını temenni ettiğimiz başka bir gelişme, İran’ın Suriye konusundaki tavrıdır. İran ile Suriye’nin stratejik ortak olduğu malum. Gelen haberlerin doğru olması halinde İran, Suriye’deki rejimi, halk isyanına karşı koruyor.
İran’ın batı savunma hattını, Suriye ve Lübnan (Hizbullah) üzerinde kurdu. Doğru bir savunma hattı olduğu açık. Bölgede kendisi için tehdit unsuru olan İsrail’dir. Suriye ve Lübnan hattı ile İsrail’i kuşatma altında tuttuğu doğru. Fakat bu savunma hattı ile müdafaa ettiği “mana yekunu” eğer İslam ise, Suriye’deki İsrail benzeri rejime vereceği destek ile İsrail’in kendisine saldırması halinde göreceği zararın daha fazlası zaten ortaya çıkıyor. Kullandığınız strateji, muhafaza etmek istediğiniz “mana yekununu” bizzat imha ediyorsa, manevi kıymetten (İslam’dan) bahsetmiyor aksine maddi menfaatten bahsediyorsunuz demektir. Bunu İslam kisvesi altında yaparsanız, iki defa cinayet işlemiş olursunuz.
*
Her ne kadar nazari tasnifte Nusayrilik, Şia listesinde görünse de, aslında Şia’nın (İran’daki Şia’nın) tahammül edebileceği bir anlayış değildir. Yoksa bu bilgimiz yanlış mı? Eğer bilgimiz doğru ise İran, Suriye’deki alçaklıkta İsrail ile yarışan bu rejime, menfaati için yardım ediyordur. Bu ihtimal diğer ihtimale nazaran daha hafif… Eğer nazari manada Nusayriliğin iktidarda kalmasını da istiyor ve bu sebeple destek oluyorsa, İran ile ciddi bir meselemiz var demektir. Daha kötü olan bu ihtimal varid ise İslam coğrafyası (ve ümmet) derin bir yarılma ve dehşetengiz bir fitne ile karşı karşıyadır.
İran, bu kadar alçak olmayacağını ve bu kadar büyük bir fitneye kaynaklık edemeyeceğini derhal ispat ve ifade etmelidir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir