İŞİNİN EHLİ BİR İNSAN: KUDDUSİ ABİ

Sabahın en erken vaktinde yerinde olmanın ve mekânını en güzel hazırlamanın huzuru içinde, gözlüğünü hafiften ve yavaşça aşağı indirir, görmüş geçirmiş bir insanın bakışıyla, birazda muzipçe bir gülümsemeyle herkesi, her şeyden önce sen karşılardın: “Merhaba hoca, hoş geldin!”

Yüzünde, çok dikkat çeken bir yüz ifadesine rastlayamaz ona öylesine bakan bir kişi… Ne ağır, keskin bir acı, ne de kahkahalar vardır onun yüzünde… Kim bilir beklide her şey görünmeyen dünyasındadır… Yılların hesabını yansıtan alın ve yüz çizgilerin altında, yine de hayatla dalga geçen bir his uyandırır ona bakan kişide…

İşine, özel yaşantısını karıştırdığını hiç görmedim. Zoraki sorulara basit cevaplar ile geçiştirir. Araban var mı, çocuklar ne yapıyor, okuyorlar mı, geriye kalan zamanın nasıl geçer gibi soruların uzun bir cevabı gelmez. Kendi ağzından kendini anlatmaz o… o kendini hep işine verir, yaptıklarıyla bir nevi anlatır kendini.

Temizlik, titizlik onun için asla vazgeçilmez bir sorumluluktur sanki. Her şey temiz, düzenli ve yerli yerinde olmalıdır. Bunu yaparken asla bir yapmacıklık, bir takıntı halini göremezsiniz. Bu temizlik ve titizlik onun yaşam parçası, adeta onun varlığının etten ve kemikten bir uzvu olmuştur. Nerede, kaç tane bardak var, âdete şeceresini bilir, teker teker toplar ve olması gereken yere dizer. Bir bardağın izini buluncaya kadar sürer ve muhakkak bulur…

Bu titizliliği içinde, oldukça da sempatiktir Kuddusi Abi. Onda gereksiz bir laubalilik, bir laçkalık göremezsiniz. Tam da olması gerektiği kadardır tavırlar onda. Etrafına daima pozitif enerji verir. Okulda, toplam kalite yönetimin ve anlayışının en kaliteli taşlarından biridir esasında. Canı sıkılan, daralan, moral isteyen önce bir çay içer, sonra Kuddusi Abinin muhabbet dergâhında rahatlar, enerji toplar ve en verimli şekilde dersine, işine bakar…

Yorulduğunu, şikâyet ettiğini, kadere isyanını asla duyamazsınız. Sessiz bir bilgedir aslında. Olması gerektiği gibi olur, kendisi gibi davranır ve işine bakar hep. O işine bakarken siz onun yaptığı işe bakarsınız. Her işi onun için en önemli iştir. İşin ne olduğu önemli değil, işin en güzel şekliyle yapılması önemlidir onun için. Tek başına bir usta, bir çırak, bir kalfa, bir müşteridir o. Bir şiir gibi demler çayı, bir derviş gibi sabırla olgunlaştırır. Canını biri sıktığında, “sana dünden kalma bir çay içirmek borcum osun.” der; ama hep taze çay içirir. Çayı hep yarım demler ki herkes taze çay içsin. Çünkü çay beklerse özelliğini kaybeder ya işte onun için.

Okula en erken gelen odur. Yağmurda, karda, yazda, kışta, soğukta, sıcakta hep odur ilk gelen. Soba yanmıştır, çaylar demlenmiştir, simitler hazırdır… İlk oraya uğranılır, dünden kalma çay muhabbetleriyle günün ilk enerjisi, ilk sohbeti, ilk merhabası orada, onun yanında olur. Arada bir vakitsiz “ vakit vakit” dese de hep dakikliği öğretir bize.

Öğle arası yemek mi yenilecek, hemen Kuddusi Abi’ ye verilir telefon. Siparişleri o söyleyecek ki, yemekler daha taze, daha temiz, daha bol ve daha sıcak olsun. Çünkü çevrede herkes bilir onun düzen ve titizliliğini.

Çok konuşanları, gereğinden fazla bağıranları, her şeyi ben bilirim edasında olanları büyük bir sabırla dinler. İşinin dışında olanlara karışmaz fazla; ama işine de asla kimseyi karıştırmaz. Çünkü o, işinin ehli bir insandır. O ortamda her şey konuşulur, herkes kendini fiyatını, değerini etiketler aslında. Kimin ne olduğunu çabuk kavrar ve insanların karakter özelliklerini bir iki cümleyle mizahi bir edayla özetler.

İşi bitene“ uç bakalım” sözüne alışıktır bütün çocuklar. O uç bakalım der, öğrenciler oradan hemen uçuverir. Her öğrenciyi dersine girmiş gibi tanır. O bilir ki, dışarıda sorumsuz ve lakayt olan, derste de öyledir. Eğitimin nasıl bir durumda olduğunu bir uzman edasıyla değerlendiğine şahit olursunuz çoğu zaman. Ve o değerlendirirken yaptığı işin güzelliğine bakar “ keşke herkes işini böyle önemsese” dersiniz.

Yazacak çok şey var onun hakkında. Sümerbank yılları hatıraları, Maraş olayları, yaşanılan felaketler hep duyarsınız onun ağzında. Ama Kuddusi Abi’nin anlatılması gereken en önemli yönü işinin ehli, işinin sahibi bir insan olmasıdır. O, şu sorumsuz, sürekli tüketen, işini kaytararak yapan, işine sahtekârlık katan, yalancı, hilebaz, yalaka ve vurdumduymaz insanlara verilecek en güzel cevaptır. Yaptığı işin onun için en önemli iş olduğu bilinciyle yapan, işine bir kuyumcu, bir sarraf inceliğiyle eğilen, pozitif, ümit var, pratik, olumlu ve sorumluluk anlayışının en güzel örneklerinden biridir o… Hiç boş durmayan, boş durmayı hiç sevmeyen, erken kalkan, yorulmayan bir eski topraktır o. Bir iş bitince diğerine koşandır o…

Emeklilik maaşına ek olsun diye okul kantininde alnının her terine binlerce kez helal ettirmiş bir emekçidir o. Liyakatin, ehliyetin, sorumluluğun, görev bilincinin bir örneği olarak herkese yaptığı iş ile ders veren bir öğretmendir Kuddusi Abi. Adam gibi adam olmanın, ekmeğinin peşinde koşmanın, hile yapmamanın, kandırmamanın, çalışmanın, emeğin, sadeliğin bir ifadesidir Kuddusi Abi.

Keşke herkes işinde senin gibi kaliteli olsaydı Kuddusi Abi. Belki o zaman toplam kalite nedir daha iyi öğrenmiş olabilirdik. Ülkenin her kademesinde görev yapanlar birer Kuddusi Abi olduğunda, işte o zaman Muasır medeniyetin üzerine çıkmak nedir göreceğiz. İşini sümen altı edip pis bir sırıtmayla sağını solunu kaşımakla zamanı tüketenler, milletin kanına, geleceğine dadanmış birer kene değil midir esasında?

Zamanı, mekânı, gönlü daralan herkes, bir gün izlesin Kuddusi Abi’nin görev bilincini. İzlesin ki anlayabilsin, zaman ve mekânın sorumluluğunda daha yapılacak çok iş var. Hiç yapamadığım, yapamayacağım, ama yine de daraldığım bu vakitte yapılacak çok işim var üstat… Hani öyle diyordun ya işinin ehli adam : “Vakit vakit…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir