İSKENDER PALA’DAN NEFİS TESPİT

İSKENDER PALA’DAN NEFİS BİR TESPİT
İskender Pala, 12.06.2012 tarihli, “Mi’rac” başlıklı yazısında nefis bir tespit yapmış. İki Cihan Serveri Efendimizin (SAV) miraç ile “huzura” çıktığını, “vuslata” erdiğini beyan edip, aralarındaki mesafenin birkaç santime kadar yaklaştığını, irfan ehlinden naklediyor. Bu noktadan sonra, vereceği cevapla nefis tespiti yaptığı soruyu soruyor; “O halde soru şudur: Seven sevilene bir santimden daha yakınlaşmış iken neden ondan ayrılsın ki?”
Evet, neden ayrılsın ki? Aşkın maksadı “maşuk”ta vuslata ermek değil mi? Bu herhangi bir maksat değil, “nihai maksat”tır. Nihai maksat, yani “vuslat” vaki olduğunda, “firak” nasıl mümkün olabilir ki? İskender Pala’nın sorusuna ek bir soru da budur ve daha ehemmiyetsiz değildir, “nasıl mümkün olabilir?”. İtiraz edilse ve dense ki, “sadece aşktan bahsediyorsunuz, aşk meselenin bir boyutu fakat ondan ibaret bir bahis değildir bu”. Doğrudur, İskender Pala’da sadece aşktan bahsediyor. Eksik izah, ham idrakten doğar. Bu şekilde düşünmek doğrudur fakat bahis aşk değilse… Çünkü aşk, kainattaki her varlığın, her bahsin, her hadisenin “tamamıdır”. Her bahis o yoksa eksik kalır fakat aşk yalnız başına “kül”dür. Bu sebepledir ki, sadece aşka bakan göz (aşktan bakan göz), yekunu görür. Dense ki, “Şart olan, farz olan imandır, kapıyı açan odur, öyleyse aşk, nasıl olur da imana mukaddem kılınır?” El-Hakk, doğrudur. Lakin bu doğru, insanın doğrusudur. Aşk ise “vacib’ül vücuddan” iman teklif edilmeden önce sadır olmuştur. Yani evvelin evvelinde aşk vardı. Mahlukatta iman aşka mukaddem, Halık’ta, aşk imana mukaddemdir. Öyleyse esas soru şudur; “O’nun katına çıkıldığında, hangisi mukaddemdir?”. Bir de huzura çıkan İki Cihan Serveri olunca, “hangisi mukaddemdir?” sorusu şart olmaz mı?
Girift bilmece, tabii ki en doğrusunu müminin “nihai maksadı” olan Allah bilir. Kimin haddinedir, “miraçtaki hal” için tarif, tasnif, tabir yapmak… İki “sevgilinin” vuslatı, (muhal-farz) müşahede edilse bile üçüncü şahsa gaip değil midir? Zaten miracın şahidi yok ki. Hz. Cebrail (AS) bile “sitret’ül münteha”da kalmamış mıdır? Halin faillerinin beyanından başka bir şey yok. Onların anlattıkları da ümmete lazım olan kısmıdır.
İskender Pala sorduğu sorunun cevabında diyor ki; “Bilakis o, canı olan her şeyin ve herkesin, Sevgili’ye âşık olması için dönmüş olsa gerektir.” Enfes tespit burası… Fakat Sayın Pala devam ediyor, ne demek istediğini izah etmek için… “Ta ki aşk çoğalsın, cümle sözler aşk üzerine, cümle hareketler aşk ile, cümle varlık aşkın içinde olsun. O halde diyebiliriz ki Muhammed Mustafa, Mi’rac’dan bizim için dönmüştür, ümmeti için… Ta ki kendi sevgilisini ümmeti de sevsin, yalnızca bir türlü olan aşkın binlerce türlü görüntüsü çoğalsın, her yol aşka gitsin…”
Maksada muvafık mıdır, muhalif midir, bizim için dönmüş olması, bilinmez fakat ne güzel bir tespit. Bir işi, güzel bir maksada bağlamak, maksadına muhalifse de muvafıktır. Ümmeti için yani bizim için dönmüş olması, ne kadar güzel… Dense ki, “O, ümmetine de aşıktı”, yanlış mıdır? Evet, O, ümmetine de aşıktı dese biri, ona, “Ama nasıl olur da büyük aşkı bırakıp küçüğüne döner?” diye sorulmaz mı? Bu soruya ne cevap verir, “O, ümmetine de aşıktı” diyen? Şöyle cevap verse doğru olur muydu acaba; “O, aşık olduğu ümmetini, aşık olduğu Allah’a aşık etmek için döndü”. Doğru bir cevap olur muydu bilinmez ama “güzel” olurdu. Böyle değil midir zaten, bir noktadan sonra “doğru-yanlış” cetveli dürülüp bükülüp atılır ve “güzel-çirkin” defteri açılır. Aşkı doğru-yanlış defterinde arayanlar bulamayanlar değil midir? Oysa aşk, “güzellik defterinde” yazar. İskender Pala’da zaten bunları söylüyordu değil mi yazısında.
*
Miraç ile ilgili okuduğum üç enfes yazı var. Birisi İskender Pala’nın bu yazısı, diğer ikisi Haki Demir’in www.fikirteknesi.com sitesinde yayınlanan “Miraç, Risaletin de ufku…” ve “Gaibe iman ve Hz. Risaletpenah’ın (sav) imanı” başlıklı yazıları. Mutlaka başkaları da muhteşem yazılar yazmıştır, haklarını inkar etmek edepsizlik olur, benim son birkaç ayda okuduğum bu üç yazı harikuladeydi.
Haki bey miracın aşk tarafını değil, iman ve tevhid boyutlarını yazmış. Birinde iman, diğerinde tevhid boyutu… Tespitler harikulade…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir