İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-1-TAKDİM

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-1-TAKDİM
İslam birliği, siyasi sahada dört halifeden sonra hiç gerçekleştirilemedi. Bunun anlaşılabilir sebepleri vardı; coğrafi genişlik, nüfus hareketleri, ulaşım ve haberleşme zorluğu gibi… İktidar kavgaları ise zaten bilinen en yaygın sebep… Özellikle coğrafi genişlik ve iktidar kavgaları İslam Birliğinin neredeyse imkansız olduğu zannını beslemiş, bu sebeple olmalı fiilen İslam Birliği meselesi fazla gündeme gelmemiştir. Aynı dönemde İslam coğrafyasında onlarca İslam Devleti kurulmuş, İslam devletleri arasındaki sınırlar ise hiçbir zaman “kapalı” hale gelmemiştir. İslam devletlerinin sınırları, siyasi iktidarın hakimiyetini gösteren bir alamet olmaktan ileriye geçememiş, ümmetin birliğine engel olmamıştır.
Siyasi birliğin gerçekleşmemesine inat, ümmet, nazari birliğini tarih boyunca kurmuş ve korumuştur. Birçok farklı düşünce ve inanışın meydana geldiği İslam Tarihinde, ümmet, dini vahdetini temin hususunda fevkalade çabalar göstermiş, keskin hassasiyetler sergilemiş, nazari çerçevede ciddi mücadeleler vermiştir. Siyasi alanda kurulamayan İslam Birliği, dini, ilmi, içtimai alanda ümmetin büyük alimleri ve mutasavvıfları tarafından kurulmuş, korunmuş ve süreklilik kazandırılmıştır. Her devirde ortaya çıkan “merkezkaç” kuvvetlerin ürettiği düşünce ve inanışlar, aynı devir içinde tasfiye edilmiş, vahdet gerçekleştirilmiş, istikamet muhafaza edilmiştir.
Son İslam-Osmanlı medeniyeti, İslam Birliğini her alanda gerçekleştirmiş, dünyadaki tüm Müslümanlar fiili olarak mümkün olmasa da dini ve siyasi alanda Osmanlı hilafetine bağlanmışlardır. Uzak Asya’ya kadar tüm İslam devlet ve toplulukları kendi rızalarıyla Hilafete (Osmanlıya) bağlanmışlar, İstanbul’dan gelen talimatlar istikametinde hareket etmişlerdir. Osmanlıdaki İslam Birliği, coğrafi birlik haline gelememiştir. Bunun bilinen iki sebebi var; birincisi İslam coğrafyasının genişliği, ikincisi ise Şia-İran ayrılığıdır. Şia coğrafyası (İran merkez olmak üzere) İslam coğrafyasını ortadan ikiye bölmüş, Osmanlının doğuya karadan ulaşmasını engellemiştir. Bu sebeple İran’ın doğusunda kalan İslam coğrafyası ve bu coğrafyadaki Müslüman devlet ve topluluklar Osmanlı-İslam hilafetine kendi rızalarıyla (bir kısmı da manevi bağ ile) bağlanmıştır.
*
İslam Birliğinin siyasi-coğrafi sahada kurulmasından daha mühim olan husus, “anlayış alanında” kurulmasıdır. Tarihte ana merkezkaç kuvvet olan Şia haricinde meydana gelen, doğmaya çalışan merkez kaç kuvvetlerin tamamı tasfiye edilmiş, İslam ve ümmet birliği nazari çerçevede kurulmuştur. Şia, bir türlü tasfiye edilemeyen fitne merkezi olarak varlığını sürekli korumuş, ümmetin birliğini bozan ve kurulmasına engel olan bir anlayış olarak devam edegelmiştir. Son bir iki asırdır medeniyet ve devletini, buna bağlı olarak anlayış ve tatbikatını kaybeden, tarihte ilk defa bu kadar derin bir fetret devrine giren ümmet, Şia dışında da merkezkaç kuvvetler doğurmuştur. Vehhabilik ve benzeri merkezkaç kuvvetler, son bir asrın ciddi problemlerinden biri haline gelmiştir.
Ümmet, nazari çerçevedeki birliğini “Ehl-i Sünnet” mecrasında-anlayışında kurmuş ve muhafaza etmiştir. Ehl-i Sünnet bir mezhep değil, İslam’ın ana mecrası, ta kendisi, gövdesidir. Diğerleri ile anlayış farklılığı olarak yorumlanacak fırkalardan biri değildir. Mezhepler, Ehl-i Sünnet mecrasının içindedir ve tamamı bu mecranın “rahmet olan ihtilaflarından” neşet eden anlayış ve bakış farklılıklarıdır. Bu sebeple ümmetin nazari birliğinin tek havzası Ehl-i Sünnettir.
Ehl-i Sünnet hassasiyeti, İslam Birliğinin nazari çerçevesini muhafaza etmekle ilgili bir husustur. Ehl-i Sünneti bir mezhep, Şia’yı başka bir mezhep olarak görme temayülünün arttığı günümüzde, Şia ile ilgili doğru teşhisler yapılamaz oldu. Şia, İslam’ın en büyük merkezkaç kuvvetidir ve ana gövdeden ayrılmıştır.
*
Müslüman halkların isyan ateşini yaktığı bu gün, İslam Birliğini konuşma zamanı geldi. Ne zamandır İslam Birliği meselesi biraz ütopik, biraz hayal, biraz zor gibi görünen, nazari konuşmaların mevzuu olmaktan kurtulamayan bir bahisti. Artık bu mesele acil gündem maddelerimiz arasına girdi, bir an önce üzerinde çalışmaya başlamamız gerekiyor.
İslam Birliğini, tüm İslam ülkelerini kısa sürede bir araya getirme şeklinde düşünmek hala fiili imkansızlıklarla malul. Bu sebeple meseleyi, birleşmesi mümkün olan Müslüman ülkeler listesinden başlatmak, bu şekilde “pilot tatbikat” misalleri üzerinde çalışmak, kolay olandan zor olana doğru bir yol takip etmek, meseleyi konuşabilmenin, çözümler ve tedbirler üretmenin zihni çerçevesini oluşturur. Kolay olandan başlayıp tecrübe üretmek, bu tecrübeyle zor olana doğru ilerlemek gerekiyor.
İslam coğrafyasının genişliği dikkate alındığında, tek devlet çatısı altında toplanması fevkalade zor görünüyor. Bu sebeple İslam Birliği meselesini, “çatı müesseseler” şeklinde düşünmeye başlamak, üst merciler oluşturmak, “birlik müesseseleri” geliştirmek lazım.
*
İslam Birliği üzerinde yapılacak çalışmaların mütemmim cüzü, aynı zamanda birliğin önündeki engeller üzerinde yapılacak çalışmalardır. Belki de engellerle ilgili yapılacak çalışmalar daha mühimdir. Birliğin önündeki engeller doğru teşhis edilemezse, bizi birliğe doğru götürecek müessese imal ve inşasında akamete uğrama ihtimali yüksektir. Her şeyin hazır olduğu ve bizi beklediği gibi bir zihni kolaylık içine girmek tefekkür ataletini davet eder. İslam Birliğinin önünde ciddi engeller var ve bunlar üzerinde herhangi bir çalışma yapılmamış ve yapılmamaktadır. Zihnen ve ruhen hazır olmadığımız, yani bir konu hakkında kafi derecede, derinlikte, genişlikte düşünmemiş olmamız, onu önümüzde bulduğumuzda ne yapacağımızı bilmediğimiz manasına gelir. Nitekim Büyük Arap İsyanının başlayacağını öngörmemiş olan Müslümanlar, bir anda kucaklarında buldukları devleti nasıl yeniden kuracaklarını ve idare edeceklerini bilmiyor ve patinaj yapıyorlar. Bu tecrübeden hareketle, başka meselelere hazırlıksız yakalanmamak için vukuundan önce çalışmalara başlamak şart.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir