İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-5-EHL-İ SÜNNET HUSUMETİ

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-5-EHL-İ SÜNNET HUSUMETİ
Bozulma yoksa ıslah yoktur. Hastalık yoksa tedavi yoktur. Problem yoksa çözüm yoktur. Yanlış yoksa tenkit yoktur.
Bozulmamış olan anlayış veya yapıyı ıslah teşebbüsü, aksine bir netice doğurur ve bozar. Hasta olmayan bünyeyi (mesela insanı) tedavi etmek, ilacı şifa değil zehir haline getirir. “Hastaya şifa olduğuna göre, sıhhatli insana da faydalıdır” düşüncesi, ahmaklığın bir çeşididir.
Hastaya verilecek ilaç, hastalığının çeşidine bağlıdır, hasta olması, herhangi bir ilacın verilmesini gerektirmez. Hasta olan uzuv tedavi edilir, eli yaralanmış kişiye beyin ameliyatı yapılmaz. “Hastalık hangi uzuvdadır, hangi çeşittir?” sorularının cevabı bulunmadan, yani teşhis konulmadan tedavi yapılmaz. Şeker hastasına kanser tedavisi uygulayarak şifa beklenmez.
Ehl-i Sünnet anlayışına, sarih veya zımni şekilde itiraz edenler, o çerçevenin dışına çıkanlar, öncelikle ilim ve fikir iktidarsızlarıdır. Ehl-i Sünnet hakkında ciddi hiçbir şey söyleyemeyen, cahil halkın içindeki bazı hurafeleri Ehl-i Sünnete malederek tenkit eden, kadim silsilenin müktesebatının milyondan birini üreten başka bir mecra olmamasına rağmen zırvalayanlar, önünde veya sonunda Şia gibi, Vehhabilik gibi, Mutezile gibi, modern selefilik gibi merkezkaç kuvvetlerin kucağına düşmekten kurtulamıyorlar.
Tatbikatı, tarihte defalarca imtihandan geçmiş, muhteşem medeniyetler inşa etmiş Ehl-i Sünnet müktesebatını okuyanların, anlayanların hiçbiri itiraz etmemesine mukabil, itiraz edenlerin hiçbiri ciddi şekilde bu müktesebatı tahsil etmemiş cahillerden oluşuyor. Müktesebatı tetkik edenler, bünyenin sıhhatli olduğunu anlıyor, sıhhatli bünyede cerrahi operasyon yapılmayacağını biliyor. Tetkik etmeyenler ise, İslam’ın ne olduğunu bilmedikleri için, Ehl-i Sünnet dışında bir İslam arıyorlar, yalnız başına elde ettikleri bazı kırıntıları İslam’ın yekunu zannediyorlar. Ameliyathaneye giren kasabın, orayı mezbahane zannederek, ameliyat masasındaki hastayı kurban niyetine kesmesi gibi, hastalıklı uzuv yerine adamı boğazlıyorlar.
Ehl-i Sünnet anlayışındaki doğruluk ve müktesebattaki sıhhate rağmen bünyeyi tedavi etmeye çalışanlar, sağlam insanı hasta ediyor, ellerinde sıhhat ve maraz mikyası da olmadığı için, hasta hale getirdikleri adamı da sıhhatli diye savunuyorlar. Bir insanın (yani ümmetin) başına gelebilecek büyük belalardan birisi, sıhhatliyken kendini doktor (ilim ve fikir adamı) zanneden hokkabazlara gitmesi, o hokkabazların da hoyrat şekilde sıhhatli adamın bedeni üzerinde operasyon yapmasıdır.
Bünyenin sıhhat alametlerini (doğru İslam anlayışını) bilmeyenler, sıhhatli bünyeyi tedavi etmeye başladığında, ferdin kalbi ve zihni altyapısı, cemiyetin (ve hayatın) fiili ve tatbiki altyapısı çöker. Ehl-i Sünnet aleyhine olanlardan, otuz yıldır ciddi bir itiraz duymadık, duyduklarımız sadece halkın arasındaki bazı hurafeler, tortulaşmış gelenekler, yanlış yerleşmiş tatbikatlardır. Ehl-i Sünnet anlayışını, en fazla okur yazar olan ve İslami tedrisatın yakınından bile geçmemiş (zaten İslami tedrisat kalmadı) gariban ve mazlum halk üzerinden misallendirmek ve tenkit etmek, en hafif tabirle ucuzculuktur. Aslında ise klasik propaganda tekniklerinden biridir. İmam-ı Azam Hazretleri üzerinden geliştirilen bir tane tenkit duymadık, sadece, “ben onlardan daha iyi anlarım” türünden ahlaksızlıkları ve haddini bilmezlikleri gördük. Şia’dan esinlenen “Emevileşme” iftirasının hala devam etmesi ise, bizzat büyük imamın Emevilerin zindanlarında çürümesi, sonrada Abbasilerin zindanlarında şehit olması karşısında, ancak “propaganda ajanları” tarafından dillendirilebileceğini gösterir. Bu kadar ağır bir ahlaksızlık için hangi sıfatın kullanılması gerektiğine karar vermek gerçekten zor.
Sıhhatli İslam anlayışını idrak etmek yerine ona (bünyeye) neşter vurmak, İslam İrfan Müktesebatını imha etmektir. Kemal Atatürk’ün Türkiye’de devrimlerle yapmaya çalıştığı İslam’ın tasfiyesini, Müslüman olduğunu iddia edenlerin, “içeriden” ve daha derin bir şekilde gerçekleştirmesidir. Ne hikmetse gerekçeleri de aynı, “hurafeleri temizlemek”… Her ikisi de “hurafeleri temizlemek” gerekçesiyle, cahil halkın içindeki hurafeleri bahane ederek, İslam İrfan Müktesebatı ve o müktesebatı üreten İslam’ın sahih anlayış ve havzasını (yani Ehl-i Sünneti) yok etmeye çalışıyor.
Ehl-i Sünnet husumeti, sıhhatli bünyeye husumet beslemektir. Bu sebeple, asla doğru bir anlayışa ulaşamazlar, asla sıhhatli bir bünyeye kavuşamazlar. Çünkü varoluşlarını sıhhatli bünyeye karşı olmakta buluyorlar. Varoluş gerekçesi sıhhatli bünye olan, sıhhatli bünyeye reaksiyondan başka bir tavır geliştiremeyen, eser üretemeyen, tatbikat gerçekleştiremeyenler, marazi alanda mevzilenmişler, o alana da mahkum olmuşlardır.
*
İstikamet doğruysa itaat şarttır. Kaynak sıhhatliyse nispet esastır. Mecra temizse mensubiyet asıldır. Silsile muhkemse, zincire son halka olmak gerekir.
Ehl-i Sünnet İslam’ın ana gövdesidir, temiz tek mecradır, istikameti doğrudur. Bu sebeple tarihte zuhur etmiş merkezkaç kuvvetleri tasfiye etmiştir, tasfiye edemediği sadece Şia’dır, o da varlık sebebini Ehl-i Sünnet düşmanlığı üzerine bina etmiş, bundan başka da ne Müslümanlara ne de insanlığa hiçbir katkıda bulunamamıştır. Tarihi müktesebatı, Hz. Aişe validemize, sahabeye, Ehl-i Sünnet alimlerine küfretmekten ibarettir. Tek bir keşfi, tek bir medeniyeti yoktur. Derin bir inattan başka alamet-i farikası bulunmaz.
Ehl-i Sünnet doğru anlayış olduğu için, müktesebatı, sadece Müslümanlara değil, tüm insanlığa ışık olmuştur. Ehl-i Sünnetin inşa ettiği son İslam medeniyeti olan Osmanlı, hala eski coğrafyasında hayırla yadedilmekte, o coğrafyaya ne zaman geri döneceği iştiyakla ve ümitle beklenmektedir.
İslam’ın ilim, tasavvuf, tefekkür havzası Ehl-i Sünnet tarafından açılmış, doldurulmuş, tatbik ve muhafaza edilmiştir. İstikamet doğru, kaynak sıhhatli, mecra temiz, silsile muhkemdir. Öyleyse o zinciri devam ettirmek, günümüzdeki son halkayı eklemek, müktesebatı büyütmek gerekir.
Ehl-i Sünnet, İslam’ın arşividir, tarihidir, tecrübesidir. Ehl-i Sünnet Müslümanların istikametidir, mecrasıdır, havzasıdır, anlayışıdır, iklimidir. O iklimin dışında yaşamak ancak suni teneffüsle kabildir, dolayısıyla sıhhatsizdir, yanlıştır, zahmetlidir. Ehl-i Sünnet, İslami anlayış ve hayatın sıhhatli havzası ve iklimidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir