İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-8-BATI TASALLUTU-1-

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-8-BATI TASALLUTU-1-
İslam Birliğinin önündeki büyük engellerden birisi, batı tasallutudur. İslam, tarihinde, son birkaç asırdır karşı karşıya olduğu batı tasallutuna denk bir taarruza uğramadı. Batı tasallutunun ağır askeri saldırıları var ama Müslümanları sarsan esas taarruz, askeri mahiyette olanlar değil, bilgi, bilim ve felsefe alanındakilerdir. Tarihte, eski Yunan metinlerinin tercümesi edilmesiyle bir müddet dikkati dağılan İslam hikmet ve irfan sarayı, temellerinden sarsılmamış, dış duvarlarındaki sıvaları dökülmüş ve netice olarak Yunan Felsefesinin hesabını kolay görmüştü. O hesaplaşma tabii ki üç beş cümleyle geçiştirilecek gibi değil, tabii ki ciddi bir karşılaşmaydı. Fakat meselemiz o değil.
Batının bilgi, bilim ve felsefi üretiminin zirveye doğru tırmandığı devir, aynı zamanda son İslam medeniyeti olan Osmanlının gerileme çağına denk geldi. Meselenin büyük kısmı bu noktada gizli, batı kendini inşa ederken, Osmanlı mevcudunu muhafaza derdindeydi. Hamle istidadını kaybeden fikir ve medeniyet, ne kadar büyük ve kuvvetli olursa olsun, gerilemeye, çözülmeye, çürümeye, çökmeye mahkumdur. Aynı bu gün batının içine düştüğü durum gibi, mevcudiyetinin büyüklüğü, hamle istidadını kaybettiği için kuvvet olmaktan çıkıp yük haline geliyor. Her tarafı kas olan yüz kiloluk adam ile her tarafı yağ olan yüz kiloluk adam arasındaki fark gibidir, feraset ve basireti bağlanmış olanlar, kantarın başında, ikisinin de yüz kilo geldiğini, bu sebeple de aynı derecede kuvvetli olduklarını ve korkulması gerektiğini söylüyor. Osmanlının gerileme dönemi de, bu günkü batının çöküş dönemi de, önceki dönemlerindeki kaslardan oluşmuş yüz kiloluk pehlivana mukabil, yağ bağlamış şişman adam haline misaldir. Önceki dönemlerini hatırlayarak hala korkmak, gelişmeleri doğru takip edemeyen, zihninde bir zamanlar oluşturdukları korku bariyerlerini kendi kendilerine sımsıkı tutan ve yıkılmasına müsaade etmeyen idraksizlerin işidir.
***
Batının bilgi, bilim ve felsefe üretiminin hızla zirveye tırmandığı devir, Osmanlıda bilgi, ilim ve hikmet imalinin hızla sıfıra doğru düşmeye başladığı devirdir. Tam bir tahterevalli misali… Batının üretim hacminin artması, kendi kültür iklimine uygun olan pozitif bilim mecrasında yoğunlaşmıştır. Müspet ilimler mecrası, İslam’da da mevcuttur, İslam irfan havzasına uygun şekilde tarih boyunca süregelmiştir. Fakat İslam irfan havzası, sadece müspet ilimler mecrasına sahip değil, aynı zamanda kendi bünyesine uygun olarak Kur’an-ı Kerim ilimleri (hakikat ilimleri) mecrası da vardır. Hakikat ilimleri içinde tabii olarak “ruhi ilimler” de bulunmaktadır. İslam irfan havzası ile batının felsefe havzası arasındaki mukayese doğru yapılmıyor. Batının pozitif bilim mecrası, İslam irfan havzasındaki bir mecraya denk gelir. Bu şekilde bakıldığında, batı kültür ikliminin yekunu, İslam irfan havzasında akan çok sayıda nehirden birine muadildir.
Felsefi havza ile irfan havzasının sıhhatli mukayesesi yapıldığında batı kültür ikliminin hacmi çok küçük ve güdük kalır. Ne var ki batı kültür iklimi, tefekkür mesaisini, son birkaç asırdır sadece pozitif bilimlere hasrettiği için, o sahada büyük patlamalar meydana gelmiştir. Doğru teşhisin yapılamadığı nokta tam olarak burasıdır.
İslam irfan havzasında, tasavvuf, ilim, tefekkür vahaları var. Bunlardan sadece ilim vahasında birçok mecra bulunuyor. Müspet ilimler (pozitif bilimler) bu mecralardan sadece birisidir. Meseleye bu çerçevede bakıldığında, İslam irfan havzasının diri kalması, hamle istidadını devam ettirebilmesi için istihdam etmesi gereken ilim ve tefekkür ehli, batının diri kalabilmesi için istihdam etmesi gereken bilim ve felsefe ehlinden onlarca kat daha yüksektir. Bu durum, bir milyon kilometre karelik bir coğrafyayı savunmak için ihtiyaç duyulan asker sayısı ile on milyon kilometre karelik bir coğrafyayı savunmak için ihtiyaç duyulan asker sayısı arasındaki mukayese gibidir. Aynı sayıda asker olduğunda, küçük coğrafyayı savunmak daha yoğun ve kolay olabilir ama o miktar asker ile on katı büyüklükteki coğrafyayı savunmak fevkalade zor olur.
Batı zeka kaynaklarını sadece pozitif bilimler yığdığı için, orada büyük bir patlama yapmıştır. Pozitif bilimlerdeki patlama ve hamle, batının ileri olduğunu göstermez, terakki tüm sahalarda olmalı, özellikle de “insani sahada” gerçekleşmelidir. Ne var ki pozitif bilimlerdeki patlama ve hamle, maddi güç ve maddi refah üretmede mahirdir ve batı bunu tüm unsurlarıyla kullanmıştır. Maddi güç, tüm insani altyapıyı çökertecek kadar yıkıcı bir tesir icra edebilir, zaten batı uygarlığı, pozitif bilimler marifetiyle elde ettiği gücü, insanlığın tüm altyapısını yıkmak için kullandı. Başka bir netice beklenemezdi çünkü sadece pozitif bilimlerde gelişmişti.
***
Batının pozitif bilimlerde yoğunlaşması ve hamlesi ile ortaya çıkan teknoloji, göz kamaştırıcı hale geldi. Zihinleri işgal etti, akılları esir aldı, ruhları tarumar etti. Osmanlının gerilemesiyle ortaya çıkan İslam’ı doğru ve derinliğine anlayamama meselesi, batının pozitif bilimlerdeki hamlesi ile tamamen istikametini kaybetti. Batının elinde temerküz eden güç, tefekkür ve hikmeti imha etti. İslam coğrafyasındaki Batılılaşan kafalar, batının büyük güç temerküzü karşısında İslam’ın terakkiye mani olduğuna inanmaya başladılar. Hazin olan ise Müslümanların, batının maddi güç ihtişamı karşısında afallayarak, tarihte İslam’ın doğru anlaşılmış ve tatbik edilmiş misallerine, bu arada irfan müktesebatına savaş açmış olmalarıdır. İslam’ı doğru anlamak, İslami ilimler ve İslami tefekkür ile mümkündür, müspet ilimlerde biraz geç kalmış olmak, İslam’ı doğru anlamadığımız manasına gelir mi? Olsa olsa İslam’ı, o sahada eksik veya sathi anlamış olduğumuz manasına gelir ve o eksikliği gidermek için gayret göstermemizi gerektirir. Müspet ilimler mecrasında geri kalmış olmak, Asr-ı Saadetten beri İslam’ın yanlış anlaşıldığı iddiasına gerekçe olabilir mi? İslam’ın ne olduğunu, onu doğru anlamanın çerçevesini bilmeyen, idrak edemeyenler, bir sahadaki zafiyeti tüm anlayışa teşmil etmek gibi bir garabet içine yuvarlandılar.
Pozitif bilim mecrasındaki gelişmeler, Müslümanları o kadar derinden etkiledi ki, akl-ı selimi bırakıp yerine pozitif aklı ikame ettiler. Pozitif bilim mecrası, özü itibariyle materyalist ve ateisttir. Materyalist olması cihetiyle her şeyin maddi çerçevede gerçekleştiğini, maddenin sonsuz olduğunu, tek gerçekliğin ve hakikatin madde olduğunu söyler. Pozitif akıl, netice itibariyle bu temel anlayışın üzerine oturur ve maddeden başka hiçbir varlığı kabul etmez. Maddi (fizik) alemin ötesine kördür, gözünün önünde cereyan eden metafizik hadiseleri ise psikiyatrinin konusu haline getirir ve onlara “sanrı”, başka bir ifadeyle hezeyan der. Pozitif akıl terkibine sahip olan (aslında savrulan) Müslümanlar, farkında olmadan İslam dışına çıkmaktadır. Allah ile Resulünün bizzat görüşmesini, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin “huzura” çıkışını, bilgi olarak tekrarlayan, Kur’an-ı Kerim’de zikredildiği için itiraz edemeyen Müslümanlar, miraç bahsini bile cam fanus içine almakta, olduğu gibi zikretmekte fakat akıl ve anlayışlarında hiçbir manevi altyapıya, maveraya, metafiziğe atıf yapmamaktadır. Meselenin nerelere kadar ulaştığını göstermek bakımından bir misal; fikir adamı edalarındaki birisi, “Fahri Kainat” ifadesini tenkit ederken şunu söylüyor; “Alemlerin övüncü değil ki bu ifadeyi kullanıyorsunuz, Müslümanların dışında Peygamberimizle kim övünüyor”. Adamın ifadesi, kafirlerin, Fahri Kainat Efendimizle övünmemesini esas alarak fikir inşa etmeye çalıştığını gösteriyor, oysa Müslümanlar Allah ve Resulünü esas alarak fikir inşa ederler. Alemlere rahmet olarak gönderilen Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizi, sadece yeryüzünde değil tüm kainatta tüm varlık tanırlar, tanımayanlar sadece, varlığın “zalim, cahil ve nankör” çeşidi olan insanların kafir kısmıdır. Tüm meleklerin kendisini tanıdığı ve salat ve selam gönderdikleri Efendimiz, insan cinsinin “eşref-i mahlukat” kısmı tarafından tanınıyor, esfel-i safiliyn kısmı ise tanımıyor, adam çıkmış esfel-e safiliyn kısmını, onların tavır ve hassasiyetini esas alıyor veya dikkate alıyor.
*
Batı tasallutu, Müslümanların zihinlerini işgal etti. Fikir ve ilim adamlarının zihni evrenleri batı bilgi, bilim, felsefe ve hassasiyetleri ile işgal edilince, bakılan İslam ama İslam’a bakan göz (akıl) İslami olmaktan çıktı. Sadece İslam’a bakmak kafi değil, ona neyle baktığımızda mühim. İslam’a akl-ı selim ile bakmıyorsak, pozitif akıl ile bakıyoruzdur. İslam’a pozitif akılla bakmak, oryantalist akılla bakmaktır. Ne zamandır oryantalist Müslümanlar zuhur ettiği için, batıda oryantalizm bitti. Pozitif akıl ve oryantalist bakış açısıyla İslam’a muhatap olmak, İslam Birliğinin önündeki en büyük engellerden biridir. Nazari birlik yani anlayış birliği oluşturmak, bunlarla müşterek tefekkür havzası, müşterek ilim havzası inşa etmek ihtiyacımız zirvedeyken, pozitif akla mahkum olan Müslümanlar, hem İslam’ın mana yekununu zehirliyor hem de İslam birliği önüne dehşet bir set çekiyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir