İSLAM BİRLİĞİNİN PİLOT UYGULAMASI, TÜRKİYE-SURİYE BİRLİĞİ-3-SURİYELİ MUHALİFLER PROGRAMI-1-

SURİYELİ MUHALİFLER PROGRAMI-1-
Suriye’de hususi bir nesil yetişiyor. Suriyeli muhalifler, profesyonel savaşçılar değil, çoğunluğu askeri eğitim bile almamış, devrim sürecinden önce normal hayatını yaşayan insanlar. Bunlar, Esed’in zulmüne daha fazla tahammül edemeyen, devrim sürecinin statükoyu altüst etmesiyle silaha sarılan, aslında savaşmak zorunda kalan insanlar. Bu insanlar, fikirde ve tatbikatta marjinal değiller, marjinal olmadıkları için de zihni organizasyonlarında marazilik yok. Bununla beraber, şartları oluştuğunda savaşmaktan kaçınmayan, korkmayan, her şeye rağmen mevcut siyasi rejime itaat etmeye devam etmeyen insanlar.
Muhalifler, özellikle de sahada savaşanlar, Suriye halkının, en sağlam, en dayanıklı, en imanlı, en ahlaklı, en anlayışlı nüfus kadrosudur. Marjinallikten gelmedikleri için zihni evrenlerinde marazilik yok, zulme her şeye rağmen rıza gösteren kişiliklerden olmadıkları için akıl bünyelerinde marazilik yok. Savaştan kaçmayacak kadar cesur, savaş uzadığı için ümitsizliğe kapılmayacak kadar sabırlı ve dayanıklılar. İşte bunlar, insan ırkının has evlatlarıdır.
Suriye’de teşkilatlı bir muhalefetin olmaması, devrim sürecini muhalif hareketlerin başlatmaması, meseleyi doğrudan halkın önüne getirdi. İsyan eden halktı, şimdi de savaşan halk… Bu nokta çok önemli, bir müddet önce hayatına bakkal, manav, tamirci vesaire olarak devam eden insanlar, bir müddet sonra savaşmaya başladılar, savaşçı oldular. Bu insanlar hususi eğitimden geçmiş militanlar değil, bu insanlar lejyoner değil, bu insanlar vatan ve millet düşmanı değil…
İç savaşın uzamasının Allah katında hikmeti nedir bilinmez, aklımızın ulaşabildiği noktalardan bahsetmek gerekirse, İsrail’in çevresinde çelikten bir halk oluşuyor. Mısır ve Suriye İsrail kuşatmasının birinci cephesi, bu iki ülkenin ve halkın çelikleşmesi gerekiyor. Mesele, sadece ordularla ilgili ve sınırlı değil, İsrail’in karşısında gerekirse uzun soluklu bir savaşı göze alacak halklara ihtiyaç var. Daha önceki Arap-İsrail savaşları kısa sürdü, İsrail’in esas avantajı savaşın kısa sürmesiydi. Savaş uzadığında, zayıf düşecek, savunması çökecek olan İsrail… Uzun bir savaşta Yahudi halk, cinnet geçirir. İsrail, nefes alacak kadar bile büyük değil, uzun sürecek ve İsrail’in her noktasını tehdit edecek, vuracak bir savaşa, ne İsrail devleti ve ordusu ne de halkı dayanabilir.
Suriye ve Mısır halkının uzun nefesli bir savaşı göze alması, birçok meselenin savaşmadan çözüleceğini gösterir. Sağlam bir devlet, dirayetli bir hükümet, dayanıklı bir halk, İsrail’in bölgede varolma şartlarını ortadan kaldırır. Allah’ın hikmetine bakın ki, Mısır devrim sonrası çalkantılarla, Suriye ise devrim sürecinin uzaması ile sağlam bir içtimai altyapıya kavuşuyor.
Savaş, özellikle de iç savaş arzu edilmez. Lakin savaş kadar hızlı ve derinden terbiye edici başka bir hadise yoktur. Suriye iç savaşı, Suriye halkı üzerinde, yüz yıllık süreçte elde edilemeyecek çap ve derinlikte bir talim ve terbiye vazifesi görüyor. İç savaş bitip Esed bir çukurda paramparça edildikten sonra ortaya çıkacak netice, “savaşçı halk”tır.
İsrail bir taraftan iç savaşın uzamasından dolayı seviniyor çünkü ülke yerle bir oluyor ve bir düşmanı zayıflıyor diğer taraftan da, iç savaşın uzamasını dehşete düşmüş bir psikoloji ile seyrediyor. Savaş ne kadar uzarsa İsrail o kadar karlıdır ama aynı zamanda da o kadar güçlü bir düşmanla karşı karşıya kalacaktır. Uzun süreli bir savaşa dayanabilmiş bir Suriye halkı kadar İsrail’in korkması gereken başka bir düşman yoktur. İsrail, daha önceki savaşlarda hızlı ve çabuk netice almakla psikolojik üstünlük elde etmiş, sürekli savaştan bahsederek komşularını baskı altında tutmuştu. İsrail’in yenilmezliği efsanesi uydurulmuş, bu efsanenin tüm dünyada propagandası yapılmış ve Arap ülkeleri üzerine salınmıştır. İsrail’in Arap halkları üzerinde salladığı demoklesin kılıcı, füzeleri değil, bu efsaneydi. Uzun süre iç savaş yaşamış, buna dayanmış bir ülke ve halkın, savaş tehditlerine boyun eğeceğini düşünmek kabil mi?
Suriye’de müthiş bir halk oluşuyor, İsrail’in korkacağı güçlü bir ordu kuruluyor. Bu halk ve bu ordu, savaş süresince Türkiye’den başka bir ülkeyi yanında göremedi. Devrim sürecini tamamlamış Arap ülkeleri, Mısır, Tunus, Yemen gibi ülkeler tabii ki Suriye halkının yanında, hem siyasi hem diplomatik hem de manevi olarak… Lakin hem içinde bulundukları durum hem sınır olmamanın oluşturduğu imkansızlık hem de mali altyapılarındaki zayıflık, doğrudan ve güçlü destek vermelerine mani oluyor. Türkiye ise her alanda ve anlamda destek oluyor.
Türkiye-Suriye birliğinin altyapısı, Suriyeli muhaliflerle kurulur, özellikle de sahada savaşan mücahitlerle… Bu insanların savaş terbiyesinden geçmiş ve çelikleşmiş olması, sağlam ve ahlaklı olması, İslami hassasiyet taşıması, Türkiye-Suriye birliğinin taşıyıcı gücü olabileceklerini gösteriyor. Türkiye’nin yatırımlarını bunlara ve bunlarla yapması gerekiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir