İSLAM BİRLİĞİNİN PİLOT UYGULAMASI, TÜRKİYE-SURİYE BİRLİĞİ-1-GİRİŞ

Arap baharının başladığı ilk zamanlarda dünya nasıl davranacağını kestiremedi. Karar alamadı, taraf seçemedi, sadece gelişmeleri takip etmekle yetindi. Gelişmeleri takip etmelerinin birinci sebebi, isyanın “dalga boyunu” tespit etmekti. Boylu poslu bir isyanın geldiğini, gelip geçici bir patlama olmadığını, diktatörleri tepeleyip geçecek çapta büyük ve kalıcı olduğunu anladıklarında, yani Tunus ve Mısır’da, resmi beyanlarında halkın yanında yer aldıklarını açıkladılar. Mısır diktatörü Hüsnü Mübarek gibi “sağlam müttefiklerinin” bile iktidarlarının sağlam olmadığını, halk isyanının güçlü ve dirayetli olduğunu gördükleri için, eski müttefiklerin miadının dolduğunu, yeni müttefikler edinme zamanının geldiğini anladılar ve diktatörlere yardım etmediler.
Suriye’de, doğu bloku ile batı bloku birbirinin karşısında mevzilendi, diktatörü Rusya ve İran destekledi, halkı ise batı bloku destekledi. Ta ki Mısır ve Tunus seçimleri yapılana kadar… Mısır ve Tunus seçimlerinde İslamcılar ezici bir çoğunlukla iktidara geldiğinde batı dünyası anladı ki, Arap ülkelerinde serbest seçimler yapıldığı takdirde ortaya çıkacak iktidar, İslamcı olur. Suriye’de muhalefet tam neticeye varacakken batı dünyası Mısır ve Tunus seçimlerinin neticelerinden edindiği tecrübeyle halkı desteklemekten vazgeçti. Suriye muhalefeti yolun ortasında bırakıldı, isyan hareketi yalpaladı. Şam’a kadar ulaşmış olan muhalefet geri çekildi, yeni şartlar ve imkanlarla yeniden organize olma derdine düştü.
Suriye muhalefetini yalnız bırakmayan tek ülke Türkiye oldu. Mısır ve Tunus’ta İslamcılar iktidara geldikten sonra Suriye muhalefetine siyasi destek verdiler ama cephe ülkesi Türkiye’ydi ve muhalefeti ayakta tutacak başka bir ülke yoktu. Türkiye Suriye muhalefetini desteklemek konusunda hem doğu blokuna hem de batı blokuna karşı cephe almak zorunda kaldı ve bundan imtina etmedi. Çok ağır bedeller ödeme pahasına muhalefeti yarı yolda bırakmadı.
Batının Suriye muhalefetinden desteğini çekmesinin temel sebeplerinden birisi de, seçimlerini yapıp yeni siyasi rejimlerini kurma çabasında olan Mısır ve Tunus’un, Türkiye ile yakın ve yoğun münasebetleriydi. Mısır ve Tunus’un coğrafi uzaklıklarına rağmen Türkiye ile fikri, siyasi, iktisadi ve diplomatik yakınlıkları görülünce, Suriye gibi komşu ülkenin Türkiye ile birleşme noktasına kadar gideceği korkusuydu. Akparti hükümetinin böyle bir düşüncesi var mıydı bilinmez ama batı bloku muhalefete verdiği desteği çekmekle, Türkiye ile Suriye’nin birleşmesinin altyapısını oluşturdu.
Türkiye Suriye halkına ve muhalefetine yalnız başına destek vermekle, Esed sonrası Suriye üzerinde yalnız başına söz sahibi olacak noktaya geldi. Bu durum hem dünya tarafından hem de Suriye halkı ve muhalefeti tarafından bilindiği için, Esed sonrası Suriye’ye hiç kimse müdahale etme imkanına sahip olamayacak.
Batı, muhalefet desteğini kestiğinde başarılı olamayacağını düşündü. Bu düşünceleri nispeten de doğru çıktı, muhalefet hala Şam’ı ele geçirip son hamleyi yapamadı. Batı aynı zamanda Suriye’deki iç savaşın bitmesini de istemiyor, iç savaş sürdüğü müddetçe Türkiye’nin bölgedeki müspet intibaı yara alacak, bir kurtarıcı gibi görülmesine engel olacak, böylece Türkiye ekseninde yeni bir blok kurulamayacak. Tabii ki başka sebepler de var…
İç savaşın uzun sürmesi, batının ve doğu blokunun bazı hedeflerinin gerçekleşmesi manasına geliyor. Fakat öngörmedikleri başka bir neticesi var, eğer Türkiye bu iç savaşa dayanır, Suriye halkını ve muhalefetini desteklemeye sonuna kadar devam ederse, “güçlü kurtarıcı” rolü hasar alsa da, “sadık kurtarıcı” rolünü üstlenmiş olur. “Sadık kurtarıcı”, yani ahde vefa düsturuna sahip, siyasi menfaat hesaplarıyla İslam dünyasını, ülkelerini satmayan, büyük bedellere rağmen istikametini değiştirmeyen bir kurtarıcı… Kısa vadece “güçlü kurtarıcı” rolü zarara uğrasa da, orta ve uzun vadede “sadık kurtarıcı” rolü çok daha derin bir tesire sahip olacaktır.
*
Suriye halkını ve muhalefetini yarı yolda bırakan batı, diktatörün yanında yer alan ve halkı katleden doğu, Esed’in devrilmesi ile birlikte Suriye’yi unutacak. Suriye’nin yeni iktidarı ve siyasi rejimi ile Türkiye arasında yoğun bir işbirliği başlayacak. Bu işbirliği, diğer ülkelere benzemeyecek, resmi olarak iki ülke varolmaya devam edecek ama gayriresmi olarak tek ülke ve halk haline gelecek. Hayatın altyapısında çok yoğun bir “birleşme” faaliyeti başlayacak.
Suriye meselesinin bizim için ehemmiyeti, İslam birliğinin “pilot uygulaması” olmasıdır. Türkiye ile Suriye arasında, önce “sivil birlik”, yani “hayatın birliği”, yani “altyapı birliği”, kurulacak, zaman içinde iktisadi ve siyasi birlik oluşacaktır. Bu tecrübeye, şehzade eğitimindeki hassasiyet, dikkat, rikkat ve anlayışı göstermeliyiz. Bu pilot uygulamadan mutlaka netice almalıyız. Çünkü bu uygulama müspet neticeler verdiğinde tüm İslam dünyasına misal teşkil edecek ve İslam birliğinin kurulmasına çok büyük katkı sağlayacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir