İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI-6-MÜŞTEREK FİKİR ÜRETİM MERKEZİ

MÜŞTEREK FİKİR ÜRETİM MERKEZİ
İslam ülkelerinin birbirinden siyasi sınırlarla ayrılması, ayrı devletler haline gelmesi, birbirinden farklı fikir ve kültür havzaları oluşturdu. Küçük siyasi coğrafyalara hapsolmuş veya küçük nüfuslara bölünmüş, her biri kendi devlet ve vatan kaygısına kapılmış ülkeler ve halklar, birbiriyle birçok alanda farklılaşmaya başladı. Yirminci asır boyunca İslam ülkelerindeki diktatörlüklerin iktidar hırsları, ülkeleri ve halkları birbirine karşı düşman haline getirmiştir. Diktatörlerin iktidar sınırlarından başka bir şey ifade etmeyen suni siyasi sınırlar derinleşmeye başlamıştı.
Din, dil ve coğrafya birliği olan dev kütlelerde bile böyle bir gelişme yaşanmıştır. Türk coğrafyası altı-yedi ülkeye, Arap coğrafyası onlarca ülkeye, Malay coğrafyası birkaç ülkeye, Hind coğrafyası birkaç ülkeye bölünmüş, bölünmeyi sadece suni siyasi sınırlar gerçekleştirmiş, aynı dine inanan, aynı dili kullanan, aynı kültürden gelen milletler, siyasi iktidarların muhtelif sebeplerle ayrışma ve çatışma kavgalarının malzemesi ve mücadele alanı haline gelmiştir. Bu hadiseler gerçekleşmeden önce böyle bir öngörüde bulunan insana “deli” denmesi kaçınılmazdı. Fakat on dokuzuncu ve yirminci asırda o kadar felaket hadiseler cereyan etti ki, “olması gerekenler” olmadı, “olmaması gerekenler” oldu. Bazı ayrışmalar bir asrı doldurdu, bazı ayrışmalar yarım asrı, bazı ayrışmalar ise iki asra yaklaştı.
Ayrışmalar daha fazla derinleşmeden, daha fazla hissi yığınaklar yapılmadan, daha fazla husumetler oluşmadan bitirilmeli. Batının gerilediği ve çökme sürecine girdiği, İslam dünyasının nispeten rahatladığı ve halkların isyan çağını başlattığı bu gün, ayrışma yerine birleşme çağının başlamış olması gerekiyor. Belki de dönülmez sınıra çok yaklaştığımız şu günlerde Arap baharı nam halk isyanları tam zamanında ve Allah’ın lütfu olarak gerçekleşmiştir.
*
Türkiye ve İslam coğrafyasının en büyük ihtiyacı, dünya çapında bir tefekkür patlamasıdır. Ümmetin içinde bulunduğu duruma kabaca bir göz atıldığında bile görülen o ki, tarihte az sayıda misali bulunan bir tefekkür patlaması olmadan problemler çözülmeyecek gibi.
İslam, yeryüzüne teşrif ettiğinden itibaren on iki asır boyunca çok sayıda medeniyet inşa etmiş, dünyada medeniyetsiz ve kudretsiz kalmamıştır. Son iki asırdır bu süreç tersine dönmüş, son asırda yere çakılmıştır. İçinde bulunduğumuz büyük değişim çağı, İslam’ın ikinci çağını açacaktır. Hicri on beşinci, miladi yirmi birinci asır, İslam’ın ikinci doğumu, ikinci çağı olacaktır. Bunun için gereken ise “tefekkür patlaması”dır.
Büyük tefekkür patlamasını ateşleyecek şahıs veya müesseseler, İslam tarihine altın levhalarla tescil edilecektir. Çünkü büyük tefekkür patlaması İslam’ın ikinci çağını başlatacaktır. İslam tarihinin bu günden sonrası, büyük tefekkür patlaması ve o patlamayı ateşleyen faillerle birlikte zikredilecektir.
Büyük tefekkür patlamasını ateşleyecek yiğit veya yiğitler kimdir bilinmez ama her Müslümanın üzerine düşen bir mesuliyet var ki, o da, bu patlamayı hazırlayacak ve ateşleyecek olan tefekkür havzasını oluşturmaya çalışmaktır. Kurulacak “müşterek fikir üretim merkezi”, umulur ki böyle bir doğumun ana rahmi olsun.
*
Büyük tefekkür patlaması, sayısız mütefekkirin, birbirini umursayarak, birbirinin ne dediğini düşünüp tartışarak, birbirini tenkit ve teyit ederek tefekkür çilesi çekmesiyle gerçekleşir. Mesele, tefekkür çaba ve faaliyetinin aynı iklim içinde gerçekleştirilmesi, aynı havza içinde büyümesi, aynı çerçeve içinde derinleşmesidir. Bunun için fikir adamlarının ayrık otlar gibi birbirinden kilometrelerce uzakta ve tek başına değil, birlikte, birbirine rağmen birlikte düşünebilmesidir. Birlikte düşünebilmek, hem mekan olmayı gerektirmez, birbirini takip edecek, birbirinin fikirlerini geliştirecek, birbirinin üzerine bina edecek şekilde çalışmalarıdır. Aynı gazetede yazıp da birbirini görmeyen, birbirinin yazısını okumayan, okuduğu halde okumamış gibi yapanlar, mekan mesafesiyle yakın olmasına rağmen ruhen uzak olan hasis insanların yapacağı iş değil bu.
Müşterek fikir üretim merkezi, fazla şekilci olmak, sıkı bir teşkilat halinde kurulmak zorunda değil. Mühim olan İslam ülkelerindeki fikir ve ilim adamlarını, bunların eserlerini bir havuzda toplayabilmek, bunların birbirini takip etmesini, tenkitlerini, tekliflerini, teyitlerini birbirine ulaştırmasını mümkün kılmaktır. İslam dünyasının tamamını kuşatacak bir tefekkür iklimi, birbirini takip etmeyi mümkün kılacak bir örgüyü oluşturmak gerekir.
Her İslam ülkesindeki fikir adamlarının ufku kendi siyasi coğrafyası ile sınırlı kalırsa, hepsinin Hıristiyan olduğu söylenen Avrupa ülkelerinin birbirleri ile iki cihan harbi yapacak kadar yakın(!) olmalarından başka bir netice ortaya çıkmayabilir. Sadece kendi ülkesinin meselelerini düşünen fikir adamlarının ufkunu genişlemesi mümkün olmaz. Dar ufuklar, küçük fikirleri, küçük fikirler ise ister istemez milliyetçilik gibi hissi kaynakları harekete geçirir.
Nasıl olur, nasıl kurulur, hangi şekli alır, şekle ihtiyaç duyar mı? Bu ve benzeri daha birçok sorunun cevabı herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmadan araştırılır, en uygun şekilde kurulabilir. Yeter ki bunun ihtiyaç olduğu anlaşılsın, yeter ki üzerinde çalışılmaya başlansın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir