İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI-7-GELENEK ARAŞTIRMA MERKEZİ

GELENEK ARAŞTIRMA MERKEZİ
İslam tarihi on dört asırlık derinliğinde hesaba gelmez bir müktesebata sahip olmuştur. İslam irfan müktesebatı her alanda ciddi hacimlere ulaşmıştır. İlim, tefekkür, sanat gibi nazari alanlarda olduğu gibi, tecrübe birikimi, müessese numuneleri, tatbikat usulleri cihetinden de ameli sahada dev bir birikime maliktir.
İslam medeniyetinin yıkılması, İslami ilimlerin tahsilinin zorlaşması, İslami tefekkürün geri kalması, İslam irfan müktesebatının tezahürlerini “gelenek” haline getirmiş, gelenek halinde tortulaştırmış, belli belirsiz kültür parçaları halinde muhafaza etmiştir. İslami anlayıştaki gerilik, gelenek tortuları ve kültür tezahürlerini derinliğine (kaynaklarına doğru) anlama imkanını ortadan kaldırmış, aslında İslam irfanının müesseseleri olan geleneklerin mevcut tortulaşmış haline savaş açmakla neticelenmiştir. Oysa yapılması gereken iş, gelenekler üzerinde çalışmak, müesseselerin kaynaklarına inmek, hangi İslami esasa dayandığını tespit etmek, bu gün ihya ve ıslah edilip edilmeyeceğini tetkik etmek, ıslah ve ihyası mümkün ise bunu yapmaktır.
Halkın içinde yaşayan, genişliğine bir yaygınlığa, derinliğine bir sahiplenmeye sahip olan gelenekler ihya edilebilirse, cemiyetin İslamileştirilmesinde fevkalade bir istinat noktası bulunmuş olur. Bu müesseseler halkın hayatına derinliğine sirayet etmiş halde olduğu için, halka maletme derdi yoktur, bu durum, birkaç safhayı atlayarak işe başlama imkanı verir.
*
İslam coğrafyasının farklı kültür havzalarında, farklı cemiyet numuneleri, farklı içtimai müessese numuneleri oluşmuştur. Mesela aile müessesesi, bir yerde ahlaki altyapı üzerine bina edilmiş başka bir yerde hukuki altyapı üzerine bina edilmiştir. Kadın ile erkek arasındaki münasebetler, bazı yerlerde hukuk (fıkıh) üzerine bina edilmiş, hukukun hak dağıtımı esas alınmış, hukuk merkezli bir kültür ve müessese inşa edilmiştir. Başka bir yerde aile müessesesi ahlaki altyapı üzerine bina edilmiş, kadın ile erkek arasındaki münasebetler, hukuk (fıkıh) muhafaza edilerek, ahlaki (tavsiye merkezli) esaslara göre kurulmuş, bunun kültürü oluşturulmuştur.
Anadolu’daki “kirvelik” müessesesi, kaynağı itibariyle muhteşemdir. İslam anlayışlarının sığlaşması, medeniyetin çökmesi, İslami ilimlerin tahsilinin zorlaşması (hatta imkansızlaşması), daha önce inşa edilen İslami-İçtimai müesseseleri gelenek tortusu haline getirmiştir. İslam’ı derinliğine anlamaktan aciz insanlar da bu müesseselerin kaynağını, imal silsilesini anlamadığı veya unuttuğu için geleneğe savaş açmışlar ve aslında ihyası mümkün olan ve büyük bir ihtiyacı karşılayan müessese elimizden uçup gitmiştir.
İslam aile hukukunda “velayet” erkektedir. Baba vefat ettiğinde çocukların velayeti varsa dedeye, dede de yoksa amcalara geçer. İslam hukuku, içtimai örgüyü, tüm akrabaları kuşatacak şekilde dokumuş, herkesi birbirinden mesul tutmuştur. Ailesi ölen veya kaybolan çocukları velayet zincirinden mahrum bırakmamış, sokağa atmamış, kimsesiz haline getirmemiştir. İslam tarihinde yaşanan tecrübeler, İslam hukukunun velayet zincirinin bile kafi gelmediği hadiselerin zuhuruna şahitlik etmiş, baba, dede, amcaların da vefat edebildiği, çocuğun velayetsiz ve kimsesiz kalabildiği görülmüş, ortaya çıkan boşluk ahlaki müesseseler ile doldurulmuştur. Kirvelik müessesesi bunlardan biridir ve kültür haline getirilmiş muhteşem bir ahlaki-kültürel müessesedir.
Kirvelik müessesesi, çocuk doğduğunda akrabalardan veya dost çevresinden birinin çocuğa kirve olması şeklinde kurulur. Kirve, o çocuktan mesuldür, çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak, meseleleriyle ilgilenmek, talim ve terbiyesini üstlenmek gibi mükellefiyetlere muhataptır. Velayet zincirinin bir şekilde tükenmesi ihtimalinde kirve çocuğun velisidir. Hukuki tedbirlere ahlaki tedbirler eklenmek suretiyle örgü sıklaştırılmış, zenginleştirilmiş, tahkim edilmiştir. Kirvelik müessesesi, velayet zincirinin kopmasını beklemeksizin çalışır, çocuğun babası bir şekilde fakir düşerse, hastalanır da ailesine bakamaz hale gelirse, kirve, velayet zinciri kopmadığı halde mükellefiyetlerini yerine getirir. İslam İrfanının muhteşem müesseselerinden biri olan “kirvelik”, Müslümanlar tarafından gündeme getirilmediği, aslına irca edilmediği, ihya veya yeninden inşa edilmediği için cemiyette ciddi boşluklar oluşmaktadır.
*
Kur’an-ı Kerim’deki, müşrikleri kasteden “atalarının dini” ifadesini, İslam tarihi ve Müslüman ataları için kullanan sığ idrakliler, Kemalist devrimleri tamamlamak istercesine ülkedeki İslam irfanından tevarüs eden gelenek ve müessese tortularını tasfiye etmeye çalıştılar. Kemalist devrimlerin namluya dayanan, tepeden inme dönüştürücü rolünü, Müslüman sıfatlılar, İslami anlayış ve İslami tefekkür adına, halkın derinliklerindeki son İslam alametlerini sökmek için çabaladılar. Bir dönem de Kemalist devrimlerden daha tesirli oldular.
Bu ülkede ve tüm İslam coğrafyasında halkı ayakta tutan, tesanüt, infak, ikram ve her türlü yardımlaşma örgüsü, müessesesi ve alışkanlıkları İslami kaynaklara sahiptir. Yozlaşma ile İslam’dan uzaklaştığı doğru, aradaki irtibatın görünmeyecek kadar gömüldüğü doğru, mecrasından ve maksadından uzaklaştığı da doğru. Bunların içinde ıslah ve ihyası kabil olmayanların bulunduğunu biliyoruz, onlar üzerinde yapılacak herhangi bir çalışmadan medet ummak faydasız bir çabadır. Bununla beraber bir çok gelenek, müessese, münasebet hala İslami kaynaklarından kopmamıştır. Bunlar üzerinde yapılacak çalışmalar, aslına irca etmeyi mümkün kılabilir.
Bir ihtiyacı karşılayacak müessese, önce kurulur, sonra kültür ve ahlakını oluşturur, sonra tecrübesini ve teamüllerini oluşturur ve yavaş yavaş halka sirayet eder. Bu süreç çok ciddi bir zaman, o zamana dayanacak bir dirayet ister. Halka ve hayata nüfuz etmiş, hayatın kurucu unsurları haline gelmiş müesseseler, ıslah edilebilecek durumdaysa, sürecin büyük bir safhası atlanmış olacaktır. Böyle bir imkanı reddetmek akl-ı selim ile telif edilemez.
*
Sivil toplum kuruluşları, “gelenek araştırma merkezi” kurmalı, ülkeyi bölge bölge taramalı, tüm gelenekleri kayda geçirmeli, hayat alanlarına ve kaynaklarına göre tasnif etmeli, fikir ve ilim adamlarının üzerinde çalışacakları bilgi havzasını kurmalıdır. Her İslam ülkesinde ihtiyacı karşılayacak kadar sivil toplum kuruluşu bu birliğe katılmalı, çalışmalar ortak bilgi havzasında kaydedilmeli, muayyen süreli toplantılarla belli konular ve alanlardaki gelenekler konuşulmalıdır. Hangi ülkedeki gelenek ve müessesenin ihtiyacı ne nispette karşıladığı, hangi maliyete sahip olduğu, ülkelerin geleneklerinin birbirine naklinin mümkün olup olmadığı tartışılmalıdır.
İhya edilebilecekler seçilmeli, nasıl ihya edileceği tespit edilmeli, bir plan dahilinde çalışmalar yapılmalıdır. İhya edilmesi imkansız olan geleneklere karşı mücadele başlatılmadan, o geleneğin yerine başka bir düşünce ve müessese ihdas edilmeli, yeni müessese halka arzedilirken eskisine karşı da mücadele başlatılmalıdır.
Böyle bir çalışmanın faydaları nelerdir?
Öncelikle İslam Medeniyeti ile irtibat sağlanmış olur. Yıkılan İslam medeniyetinin bozulmuş da olsa bu topraklarda mirası var. Medeniyet mirası ihya edilebilecekse, medeniyetin kesintisiz devamı sağlanmış olur. Bu husus mühimdir zira halkı “neye” çağırdığımız, halkın anlayacağı şekilde ortaya konulmuş olur. Halkın “yenilikten” korkan, yeniliğe karşı dikkatli ve uzak duran muhafazakar yapısını, İslam cemiyet ve medeniyetinin inşası önünde bir engel değil aksine katkı sağlayan bir kuvve haline getirmiş oluruz.

İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI-7-GELENEK ARAŞTIRMA MERKEZİ” hakkında 1 yorum

  1. Haki bey, gerçekten sizi tebrik ediyorum.İnanın son zamanlarda okuduğum en muhteşem bir yazı.Maalesef son zamanlarda zuhur eden nevzurhurların din adına, dine dönüş adına sergiledikleri yıkıcı mantığa güzel bir cevap.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir