İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI-8-ARASÖZ VEYA FİKİR ADAMLARININ MESULİYETİ

ARASÖZ VEYA FİKİR ADAMLARININ MESULİYETİ
Bu yazı serisinde anlattıklarımız ve bundan sonra anlatacaklarımız, muhakkak ki çeşitli düşünce iklimlerinde birbirinden habersiz olarak mayalanıyor. Zamanın (tarihin) bizi getirdiği eşik, birbirimizden habersiz olsak da yaklaşık düşüncelere ulaşmamızı sağlıyor. Tarihin itmesi, istikbalin çekmesi ve halin oluşturup önümüze koyduğu şartlar ve imkanlar manzumesi, iman, idrak ve hamle istidadına sahip olanlara fazla bir yol bırakmıyor, sanki bir mecburi istikamet halinde aynı menzile doğru koşuyor gibiyiz. Tefekkür biraz fazla biraz eksik olsa da Allah ve Resulüne sadık Müslümanlar aynı hassasiyet ve istikamette buluşuyor. Zaman bizi mengene gibi sıkıyor, ekmek teknesi gibi yoğuruyor, ayrışma şartları yok oluyor, birleşme şartları oluşuyor. Bazılarımız ayağı kayarak, bazılarımız tercih ederek, bazılarımız idrak ederek aynı mecraya dökülüyoruz.
Hakikatin tecellisi berraklaştı, çünkü tecelligah temizleniyor. Hala sağda solda gevezelik yapanlar, hala gelişmeleri bulanık görenler, hala tereddüt edenler, aynalarını (tecelligahlarını, anlayışlarını) temizlemeliler. İslam birliğine doğru hızla yol aldığımız süreçte, temel meselelerde ihtilafa düşenler ve teferruatları da temel mesele haline getirenler muhakkak ki helak olacaklar. Ümmetin her ülke ve cephede canhıraş bir mücadele yürüttüğü günümüzde, nazari ve ameli sahada, ümmete yardım etmekten başka saikle hareket edenler çok çetin bir hesap ile muhatap olacaklar.
Zamanın öğütüp yok ettiği birçok ihtilafı canlandırmak için canla başla çalışanlar olduğu görülüyor. İhtilafların birçoğu, hadiselerin tabii seyrine bırakıldığı takdirde bile yakın gelecekte ortadan kalkacakken, bazılarının ihtilafları diri tutmak için çabalaması akl-ı selim ile telif edilemez. Oysa akl-ı selime en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir devirdeyiz. Aman dikkat…
*
Bu yazı serisinde kaleme aldığımız fikir ve tekliflerin bir kısmı “yeni”, bir kısmış teşebbüs halinde, bir kısmı da tatbik edilmektedir. Farklı tefekkür iklimlerinde mayalanan fikirler, farklı kadrolar elinde tatbik sahasına konulmaktadır. Tefekkür patlamasını gerçekleştiremeyen Türkiye’nin (ve İslam dünyasının), hamle ve faaliyet patlamasını gerçekleştirdiğini görmek, ümit ile korku arasındaki sarkaçta yaşamamıza sebep oluyor. Tefekkür patlamasının gerçekleşmemesinden kaynaklanan nazari çerçeve ve imal eksikliğinin doğurduğu korku aklımızı mengeneye alıp sıkarken, hamle ve faaliyet patlamasından kaynaklanan ümit ve kalbimizde yeşeren inşirah ruhumuzu kamaştırıyor. Fikir adamlarının, hareket adamlarının gerisinde kalması, hamle istidat ve imkanlarına yetişecek bir fikir imal hızı ve hacmi yakalayamaması tabii ki kurucu ve yönetici kadroların suçu değil. Ümmetin kalp dünyasındaki heyecan ve enerji patlaması, tefekkür istidadı olan muhataplarını bulamayınca, hareket istidadına sahip olan muhataplarının yelkenlerini şişiriyor. Hareketin tabiatı, tefekkür gibi “sükunet” olmadığı için, birbirini besleyen, destekleyen ve tetikleyen hamle ve hareketler kar topu ritminde artıyor, büyüyor, sahayı işgal ediyor.
Hamle ve hareketin bazı “ara menzillere” ulaşmış olması, sığ idraklilerde fikir ihtiyacını yok ediyor. Fikirsiz olabilirmiş zannı, tefekkürü geriletirken, hareketi güçlendiriyor. Oysa fikirsiz hareket birkaç menzile ulaşabilir ama mutlaka “ara menzillerin” birinde tıkanır, fikirsizlikte ısrar ettiğinde ise istikametini kaybeder. Tarih, zafer kazananların hikayesini anlattığı için, başarısız olanlar dikkatlerden kaçar. Tarihte büyük dalga boylarını yakalayan siyasi hareketlerin içinde başarısız olan ve çürüyüp gidenlerin sayısı, başarılı olanlardan onlarca kat fazladır, tarih bunların hikayesini yazmadığı için dikkatler sürekli muzafferlerin hikayelerine yoğunlaşır. Neticede başarısızlığın sebepleri araştırılmadığı ve anlaşılmadığı için, tarihin, başarısızlıklardaki tekrarı, başarılı hareketlerin tekrarına nispetle çok yüksektir. Kaynağı belli bir dünya görüşü olmayan, muhtevası hınca hınç fikir ile doldurulamayan hareketlerin başarılı olduğuna dair hiçbir tarihi kayıt mevcut değildir. Bunların içinde tabii ki ihtilal süreçlerini tamamlayanlar var ama inşa sürecini tamamlayan asla yoktur. İhtilal süreçlerindeki katliamlarının onlarca katı vahşet ve zulmü “inşa” sürecinde gerçekleştiren bu hareketler, tarihte sadece büyük katliam mimarları olarak tescil edilmiştir.
*
İslam coğrafyasının kaynadığı bu gün, hamle ve hareket adamlarının fikir adamlarından önde olduğu vakadır. Ne var ki mesele bundan ibaret değil, halk bile fikir adamlarından çok öndedir. Birçok İslam ülkesinde yüzyıllık tarihe sahip İslami hareketlerin ulaşamadığı hedefe halkın tabii ve insiyaki şekilde ulaşmış olması manidardır. Arap baharı nam büyük isyan ve hamle, ne fikir adamlarının açtığı yoldan, ne de hareket adamlarının tasavvurunda şekillenen güzergahtan ulaşmamıştır menzile. Bu durum dikkat çekici değil midir? Fikir ve ilim adamlarının açamadığı yolu halk açmış, fikir adamlarının keşfedemediği çıkışı halk keşfetmiş, fikir adamlarının çizemediği güzergah haritasını halk çizmiştir. Evet, halkın bulduğu güzergah, suyun yolunu bulması gibi tabii ve insiyakidir ama bu durum fikir adamlarının geri kaldığını tescil etmeye mani midir?
Halkın açtığı dev mecradan şikayet eden fikir adamları, suyun kıvrıla kıvrıla akmasını tenkit eden ahmaklara benziyor. Önüne baraj yapıp suyu toplamayı ve verimli sahalara kanallar açarak oraları sulamayı akledemeyen fikir adamlarının, “müzmin müşteki” hallerine bakınca, bu gün sel haline gelen suyun verdiği tüm zararları onların hanesine yazmak gerekiyor. Askeri tertip içindeki birlikleri, askeri nizam içindeki manevraları, halkın sel haline gelmiş isyan ve infialinde görmeyen fikir adamları, “mikyas” ihtiyacı duymaksızın, tenkit ediyor. Hiçbir teklifte bulunamayan, hiçbir güzergah haritası çizemeyen, hiçbir istikamet gösteremeyen fikir adamları, halkın isyanının sadece mevcut siyasi rejimlere yöneldiğini zannediyor, oysa halkın isyanı aynı zamanda ve belki de daha fazla fikir adamlarına yöneliktir. Fikir adamları, açamadıkları yolun, çizemedikleri güzergahın, gösteremedikleri menzilin, halkın muhayyilesinde zuhur etmesine fena halde kızıyor olmalılar ki, fikir üretmek, halkın ve hareket adamlarının peşinden yetişmek yerine onları fena halde tenkit ediyorlar. Fikirsiz hareketin tehlikeleri çok büyüktür ama fikirsiz fikir adamlarının tehlikesi çok daha büyük.
Fikir adamlarının her alanda canhıraş bir çabayla fikir üretmesi gerekiyor. Fikir adamları herhangi bir konuda teklif edebilecekleri bir usul, yol, çözüm üretememişlerse halka ne söyleyebilirler ki. Kaldı ki halkın ve hareket adamlarının, fikir üretilmemiş her alanda yaptıkları hatalar ve yanlışların mesuliyeti fikir adamlarına aittir. Mesuliyetini bile bilmeyen fikir adamı kisveli kişilerin halkı tenkit etmek için fırsat araması çok ucuz ve ham bir tavırdır.
*
İhtilal süreçleri, ihtilal şartları, ihtilal hareketleri, ihtilal yönetimi, ihtilal liderliği ile ilgili iki satırlık fikir üretmeyen, bu konulara onlarca yıldır fersahlarca uzak duran fikir adamı kisveli kişiler, halkın kendilerini geçerek siyasi rejimleri tepelediği günümüzde boşa ve boşluğa düştüler. İhtilal süreçlerinden sonra başlayacak olan (başlaması gereken) inşa merhalesine dair de hiçbir fikir üretmeyen bu adamlar, ihtilal sürecini kaçırdığına hayıflanıp inşa sürecini yakalama çabasına gireceğine, ihtilal süreçlerine dair bazı hataları, kopasıca dillerine dolayıp duruyorlar. Mısır ve Tunus’ta karşı devrim hareketlerinin başlamasından da ders almıyor, ele geçirilmiş mevzilerin kaybedilmesi ihtimali karşısında çıldırmıyor, hala, yangını söndürmek yerine fotoğrafını çeken gazeteci misalinde olduğu gibi konforlarının keyfini sürüyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir