İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI-9-MEDENİYET MÜESSESELERİ İNŞA MERKEZİ

MEDENİYET MÜESSESELERİ İNŞA MERKEZİ
Ümmetin son medeniyeti olan Osmanlı-İslam medeniyeti çöktüğünde Müslümanların her şeyi yıkıldı. Anlayıştan akla, tefekkürden tefehhüme, idrakten izaha, terkipten tahlile, tecritten tenzihe kadar nazari çerçevedeki tüm hamle istidadı yok oldu, bunlarla bitmedi, tüm medeni müesseseleri yıkıldı, kurucu düşünce üretilemez, kurucu şahsiyet yetiştirilemez oldu, müdir fikir (yönetici fikir) yeşeremez, müdir şahsiyet terkip edilemez hale geldi. Tarihte başka bir misali olmadığı, ilk defa bu çapta bir anlayış ve medeniyet fetreti yaşandığı için de istikametini bulamaz, güzergahını seçemez, meselesini tespit edemez oldu. Bir taraftan tefekkür buhranı içinde kıvranıyor diğer taraftan batının ürettiği hayatın karşısında mukavemet ve kendi hayatını inşa edemiyor. Fikir adamı idrakten, ilim adamı keşiften, sanat adamı terkip ve kıvamdan aciz.
Halk kendi yolunu kendi bulmak zorunda kalıyor, biraz taklit, biraz intibak, biraz itaatle ayakta kalmaya çalışıyor. İslami müesseseler çökmüş, İslami gelenekler çürümüş, İslam ahlakı tükenmiş halde. Bu kadar ağır şartlara rağmen “Müslüman” kalabilmiş olan halk, üzerinden geçen Kemalist silindirden kurtulmaya çalışırken şimdi de Müslüman fikir adamları tarafından kıyasıya tenkit ediliyor. Oysa yapılması gereken iş, İslam’ın her alandaki müesseselerini, medeniyet inşasının yolunu açacak bir anlayış ve ufukla inşa etmektir.
Din yalnız başına insanı (halkı) ayakta tutmaz, din yalnız başına halka sirayet edemez, din yalnız başına halka kendi hayatını inşa edip sunamaz. Halkın kahir ekseriyeti, hayatı tabii mecralarda yaşar, ihtiyaçlarının peşinde koşar. İslam da halka müesseseler yoluyla nüfuz eder, halkı müesseseler yoluyla çerçeveye alır, müesseseler yoluyla hayatı inşa ve muhafaza eder. Halkın nakit ihtiyacını karşılayacak faizsiz borç müessesesi kurulmadığında faizin haram olduğunu tekrarlayarak neticeye varacağını zanneden idrak fakirlerinin devri geçmiş olmalıdır.
*
Medeniyet çapında bir tefekkür, medeniyet inşası maksadına matuf hamle istidadı kazanmamız gerekiyor. Bu çapta fikri ve ameli hamlenin gerçekleşmesinin ilk şartı “tefekkür patlamasıdır”. Tüm ümmeti sarıp sarmalayacak, ümmetin tefekkür istidadı olan zeka deposu insan kaynaklarını harekete geçirecek, tek kişilik veya küçük guruplar halinde değil de, büyük havzalar halinde tefekkür cehdini, faaliyetini ve tedavülünü (trafiğini) temin edecek bir tefekkür patlaması ve iklimine ihtiyacımız var.
Tefekkürle meşgul olmayı, entelektüel gevezelik yapmaktan kurtarmak için, fikir ile fiil beraberliğini temin edecek bir vasat şart. Bunu mümkün kılabilmek için, nazari sahadaki fikir imalini müessese inşasına dönük olarak gerçekleştirmeliyiz. Müessese inşası, aynı zamanda fikir adamı ile entelektüel arasındaki farkı ortaya çıkarır. Fikir adamı, imal ettiği fikrin peşine düşer, tatbik edilip edilemeyeceğini dert eder, tatbikatta fikrini imtihana çeker. Oysa entelektüelin tatbikat derdi yoktur, o sadece düşünür, aslında ise düşündüğünü sanır.
Fikri imtihana çekmek (test etmek) gibi bir itiyadımız yok. Müslümanların bu hassasiyet ve itiyadı ne zaman kaybettiğini bilmiyoruz. Bu itiyat kaybedildiğinden beri fikir ve ilim adamı yerine entelektüel yetişmeye başladı. Entelektüel, Müslümanların ihtiyacını karşılayamaz, bize mütefekkir ve alim lazım. Müessese inşasına yönelmek, entelektüel gevezelik yapanlarla fikir ve ilim adamları arasındaki turnusol kağıdı vazifesi görecektir. Gerçekten fikir ve ilim ile meşgul olanlar, entelektüellik merakında olanlardan ayrılacak, kendi münevverlerimiz temayüz edecektir.
*
Müslümanların kurdukları yapılara bakıldığında, müessese ve teşkilat fikrinden uzak olduğu görülüyor. Umumiyetle birbirini tekrarlayan teşkilatlar (vakıflar, dernekler) kuruyorlar, bunun sebepleri, müessese ve teşkilat fikrine sahip olmamak, kurucu düşünceye malik olmamak, kurucu şahsiyetleri yetiştirememek, derinliğine tahlil ve terkip yapamamaktır.
İslam, bedevi Arapları dünyanın en teşkilatçı insanları haline getirmişti. Türkler zaten teşkilatçıydı, İslam ile şereflendikten sonra teşkilatçılıkları medeniyet çapına ulaştı. On dört asırlık İslam tarihinin, yaklaşık on asrının Müslüman Türk tarihi olmasının mühim sebeplerinden birisi, Türklerin teşkilatçılığıydı. Araplar İslam’dan uzaklaştıkları nispette, İslam’dan aldıkları anlayış, maharet ve itiyatları kaybettiler, ilk kaybettikleri ise kavmi mizaçlarında olmayan teşkilatçılık maharetiydi. Türkler de İslam’dan uzaklaşınca teşkilatçılık maharetlerini kaybettiler, bu durum Araplardan farklı bir hususiyet arzediyor çünkü teşkilatçılık Türklerde kavmi mizaç hususiyetiydi. Bu nokta calib-i dikkattir, İslam, bir kavimden uzaklaştığında, onun içini boşaltıyor, onda bulunan müspet kavmi mizaç hususiyetlerini bile alıp gidiyor, geriye sadece posasını bırakıyor. (Bu mesele araştırmacılar ve tarihçiler için dikkat çekici bir konudur). İslam’ın teklif ettiği iman, insanın ruhunu sarıyor, kalbini fethediyor, zihnini işgal ediyor. Bu kadar derin ve kuvvetli bir tesire sahip olan İslam imanı, insandaki tüm müspet hususiyetleri kendi merkezinde cem ediyor. Tabii olarak da bir gün o insanı terkettiğinde, geriye cesetten başka hiçbir şey bırakmıyor.
*
Medeniyet tasavvur ve inşasındaki merhaleler, teşkilat, müessese, devlet, medeniyet menzillerini takip edecektir. Öyleyse günümüzdeki Müslüman fikir ve ilim adamlarının tefekkür mecralarından biride bu güzergahtır.
En küçük fakat en mühim teşkilat olan aileyi bile ayakta tutamaz hale geldik. Her türlü akrabalığın ve yakınlığın olduğu aile teşkilatını kuramaz, muhafaza edemez, verimlendiremez hale geldiğimiz bu gün, tefekkür faaliyetlerimizin istikametlerinden biri, teşkilat, müessese, devlet, medeniyet mecrasıdır. Küçücük teşkilatları (mesela dernekleri) hakkıyla kuramayan, idare edemeyen, fonksiyonel kılamayan ümmet, hayat bile etmediği “devlet”i kucağında buldu. Tabii olarak da zorlanıyorlar.
Yapmamız gereken acil işlerden birisi, medeniyet tasavvuruna sahip olarak ve medeniyet ufkuna bağlı kalarak, teşkilat ve müessese üzerinde çalışacak bir akademi kurmaktır.

MÜŞTEREK SOSYAL MEDYA
Müslümanların teknik kadroları nerede? Teknik kadrolar, tefekkür istidatlarını tamamen kaybediyor ve sayılara mı boğuluyorlar? Arap baharını tetikleyen, halka organize olma imkanı sağlayan, isyan boyunca sevk ve idareyi gerçekleştiren muhabere vasıtası olan “sosyal medya” namındaki elektronik havza neden boş bırakılıyor?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir