İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI -e kitap- Haki DEMİR

İslam Birliğini sadece siyasi birlik olarak anlamak eksiktir. Ümmetin tamamını içine alan tek bir devlet kurmak, İslam birliğinin hedeflerinden biridir muhakkak lakin tek hedef değildir. Esas olarak İslam birliği, “ümmet olabilmektir”. Ümmet olabilmenin bir çok boyutu, alanı ve anlamı var, siyasi birlik bunlardan sadece biridir ve oradaki hassasiyet yığınağının fazlalığı, diğer alanlarda hassasiyet zafiyetleri oluşturuyor.

İslam birliğinin sivil altyapısı, ümmet olabilmenin içtimai sahadaki müesseselere olan ihtiyacını gösterir. Devlet olmaksızın yapılabilecek işler olduğu gibi, devlet olduğunda da yapılacak içtimai işler vardır. Siyasi iktidar (aslında her türlü iktidar) istismar edilmeye fazlasıyla müsait olduğu için, ümmet olabilme hedefini, siyasi iktidarların inisiyatifine bırakmamak gerekir. Siyasi iktidarlar olmadan ümmet olma yolunda ilerlemenin ne kadar zor olduğu malum, bu sebeple siyasi iktidarlara karşı olmak veya devlet kurma fikrine sahip olmamak yanlıştır, bununla beraber siyasi iktidarın istismar ihtimalini ortadan kaldıracak veya asgariye indirecek içtimai tedbirleri de almak şarttır. Ezcümle, her alanın, bahsin, varlığın ve vakıanın kıymetini takdir etmek, kıymetini artırmak veya azaltmaktan sakınmak, onları kendi merkezlerinde tutmak esastır.

İslam, devlete hitap eden, devletten başka muhatap tanımayan bir din değildir. İslam, devlete hitap ettiği kadar cemiyete ve ferde de hitap eder. Hepsi de kendi merkezinde tutulmak şartıyla, kendi sınırlarını aşmasına müsaade edilmemek şartıyla kıymetlidir. Keza her biri doğrudan İslam’a muhatap olmakla, doğrudan mesuliyet sahibidir. Devlet, cemiyet ve ferdi yan yana koyup üçüne de eşit şekilde hitap ettiği için, birbirini tamamlamak, birbirine itaat etmek, birbirini murakabe etmek, haddini aşana karşı müeyyide tatbik etmek gibi mükellefiyet ve salahiyetler her üçünde de mevcuttur. Allah Azze ve Celle ile Fahri Kainat Aleyhisselatü vesselam Efendimize sadakat esastır, bu sadakate sahip olana sadık, isyan edene isyan esastır. Bu çerçeveden bakıldığında devlet, kendi başına bırakılamaz, sadece siyasi iktidara teslim edilemez, hem ferd hem de cemiyet tarafından murakabe altında tutulmalıdır.

Öyleyse İslam cemiyetinde devletten özerk içtimai müesseseler vardır, olmalıdır. Devletin ve hayatın bütünlüğünü bozmayacak kadar mevcut nizama raptedilmiş, devletin ve siyasetin yanlış yapması halinde ona itiraz ve ihtiyaç hasıl olduğunda isyan edecek kadar da “muhtar” olmalıdır. Devlet doğru yaptığında ona destek verecek ve tatbikatlarını kolaylaştıracak, yanlış yaptığında ise tatbikatına mani olacak bir münasebet ağına ve kıvamına sahip içtimai müesseseler örgüsü şattır.

Ümmetin mevcudiyeti ve birliği, her Müslüman ferdin mesuliyeti altındadır, her Müslüman cemiyetin mesuliyeti altındadır, her İslam devletinin mesuliyeti altındadır. Bu üç temel unsurun hiçbiri mesuliyetini diğerlerinin üzerine atamaz, herhangi bir sebep ve mazeret ile mesuliyetinden kurtulamaz. İslam devletinin kurulmuş olması hatta İslam birliğinin gerçekleştirilmiş olması halinde bile Müslüman ferd ve cemiyetler, mesuliyetlerini taşımaktadır, başkalarına (mesela devlete) devredemezler.

Hal buysa, İslam Birliğinin bir içtimai altyapısı olmalıdır.

İslam tarihinde çok sayıda İslam devleti kurulmuş ve yıkılmıştır. Siyasi iktidarlar kısa veya uzun vadelerle el değiştirmiştir. Bunlara rağmen ümmetin anlayış ve ahlak birliği sürekli temin edilmiş, sürekli canlı tutulmuş, sürekli muhafaza edilmiştir. Böyle yapılabildiği içindir ki asırlar boyunca ümmet arasında büyük ihtilaflar çıkmamış, siyasi iktidarlar değiştiğinde de ümmet bünyesi varlığını devam ettirebilmiştir.

*

Anadolu Selçuklu devleti yıkıldığında ortaya çıkan beylikler ve beylikler arası çatışmalar, siyasi iktidar talepleri ve kavgaları olarak tarihe geçmiştir. O devri dikkatli tetkik edenler bilirler ki, cemiyeti ayakta tutan beylikler değil, bu günkü ismiyle sivil toplum kuruluşları, kendi dilimizle ifade etmek gerekirse içtimai müesseselerdi. Tüm Anadolu’da yaygın olan “Ahiyan-i Rum”, “Baciyan-i Rum”, “Abdalan-i Rum”, “Gaziyan-i Rum” müesseseleri, tüm Anadolu halkını ve her yerleşim merkezindeki cemiyeti ayakta tutmuş, nihayetinde merkezini Osmanoğullarının yanına taşıyarak orada “Devleti Aliye”yi inşa etmiştir. Anadolu Selçuklu devleti (ve tabii olarak siyasi otorite) çöktüğünde cemiyeti ayakta tutan bu temel müesseseler, aynı zamanda devlet yeniden kurulduğunda (Osmanlı devleti) siyasi iktidarı da murakabe etmiştir.

Cemiyetin (ve ümmetin) ayakta kalmasına, canlılığını korumasına, İslam’a nispetini devam ettirmesine vesile olan unsurlardan birisi devlettir muhakkak ama bundan ibaret görüldüğünde devletin çökmesi cemiyetin de çökmesine yol açıyor. Öyleyse siyasi alanın (devletin) dışında bir de içtimai alanın olması, devlet (ve hükümet) dışı müesseseler marifetiyle cemiyetin ayakta tutulması gerekiyor. Her şeyi devlete atfetmek, tüm kıymetleri devlette toplamak sıhhatli bir yol değil, böyle yapıldığında devlet kutsanıyor ve ferd ve cemiyetten daha kıymetli hale geliyor. Oysa aslolan devlet değil, cemiyet (yani ümmet) olmalıdır, İslam, ümmeti devletten çok daha kıymetli kılmıştır. Devlet, ümmeti ayakta tutmak, ihtiyaçlarını karşılamak, meselelerini çözmek için varolan teşkilatlardan biridir, kıymeti ise teşkilatların en büyüğü olmasındandır. Yoksa mahiyet olarak devlet ile herhangi bir hayır vakfının farkı yoktur.

Devlet, siyasi teşkilatlanma mecrasıdır. Ümmet, siyasi teşkilatlanmasını tabii ki devlet şekilden gerçekleştirecektir. Fakat ümmet sadece siyasi alanda teşkilatlanmayacak, aynı zamanda içtimai alanda da teşkilatlanacaktır. Teşkilatı siyasi alana hasretmek, İslam’ın özüne aykırıdır. Üç-beş Müslümanın herhangi bir seyahate çıkması halinde bile birini “imam” tayin etmesini emreden İslam, teşkilatı siyasi alanın inhisarına teslim etmez. Teşkilatlılık hali İslam’ın her emrinde ve tavsiyesinde mevcuttur, siyasi alan ise teşkilatlanma sahalarından sadece biridir.

*

İslam devleti, kendini kutsamaz, kendini teşkilatlardan biri olarak görür, kıymetini büyüklüğünden alır. Cemiyetin her alanda, kendi kendine teşkilatlanmasını tavsiye eder ve bunun için gerekli tedbirleri alır, tanzimleri yapar, imkanları oluşturur. İslam devleti, cemiyetin her bir ferdinin en az bir teşkilata mensup olmasını, sahip olduğu özelliklere göre de birçok teşkilata mensup olmasını arzu eder, etmelidir. Bunu engellemek bir tarafa, gerçekleştirmek için tüm imkanlarını seferber eder. İslam devleti, cemiyetin kendi ihtiyaçlarını kendi başına çözebilmesi için gerekli olan tüm faaliyetleri, çabaları destekler, desteklemelidir. Çok sınırlı sayıda devlet eliyle yapılması şart olan işler vardır, onlar münhasıran devlete aittir. kitabı alltaki linkten indirbilirsiniz

İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir