İSLAM CEZA HUKUKUNA GİRİŞ -13-

Dar’ül-Harb (Harb Yurdu)

Dar’ül-harb, müslümanların hakimiyeti altından bulunmayan veya islâmın hükümlerinin açıkça yapılması mümkün olmayan gayri islâmî ülkelerdir.

Dar’ül-harbin sakinleri ikiye ayrılır:

  • Harbîler
  • Müslümanlar

Harbîler: İslam dinini kabul etmemiş bulunan dâr’ül-harbin sakinlerine harbî denir. Harbîler masum değillerdir. Dar’ül-İslâmla aralarında ahid bulunmuyorsa kanları ve malları mübahtır. Zira islam hukukunda masumiyet ancak iman ve emanla olabilir. Dar’ül-islâm’la harbîlerin arasında bir sözleşme yoksa harbîlerin dâr’ül-islâma girme selahiyeleri yoktur. Eğer bir harbî dâr’ül-islâma girecek olursa onun kanı ve malı müsadere edilir. İstenirse esir de edilebilir, af da edilebilir. [1]

Harbi özel bir izinle yahut elemanla veya bir sözleşmeye dayanarak dar’ül-islâma girecek olursa o müstemen sayılır. Müstemenin kanı ve malı muvakkat olarak masumdur. Çünkü onun emanı da muvakkattır, süresiz değildir. Bu durumda dar’ül-islâmda kanıı ve malı masum olarak eman dilediği sürece yaşayabilir. Eman süresi bitince harbî duruma düşer; dâr’ül-islâmı terkettiği takdirde canı ve malı heder edilebilir. Dâr’ül-islâmda kaldığı sürece ise muhtardır. Bazıları onun harbî olduğunu kabul ederken bazıları da kendi isteğiyle islâm diyarında kalmakla zimmi duruma geçeceğini, masum sayılacağını kabul etmektedirler.

Dâr’ül-harbde oturup da dâr-ül-islâma hicret etmiş bulunan müslümanlar İmam Malik, Şafii ve İmam Ahmed’in görüşüne göre, dâr’ül-islâmdaki herhangi bir müslüman gibidirler. Müslüman olmakla kanı ve malı masum olur. Dâr’ül-harbde ikamet etse ve bu ikamet süresi az da olsa netice değişmez. Dâr-ül-harbdeki müslüman dâr-ül-islâma girmek isterse ondan  menolunmaz. Burada İmamı Azam, dâr-ül-islâma hicret etmemiş ve dâr’ül-harbte ikamet olan bir müslümana sadece müslüman olmakla masum olamayacağı görüşünü kabul etmektedir. Çünkü İmam Azam’a göre sadece müslüman olmakla değil, müslümanların kuvvetinden ve topluluğundan güç alan islâm kuvveti ve dâr’ül-islamın korunmasıyla masum olunabileceğini kabul etmektedir. Dâr’ül-harbde yaşayan müslümanın ise gücü ve kuvveti bulunmayacağı için masumiyeti de olmaz. Ancak ne zaman isterse dâr’ül-islâma girer. ve o zaman bu ismetten istifade edebilir. Nasıl bir harbînin dâr-ül-islâma izinsiz olarak girmesi halinde kanı mübah ise; dâr’ül-harbe izinsiz veya emansız olarak girmiş olan müslümanın ve zimminin de kanı mübahtır. Şayet müslüman veya zimmi dâr-ül-islâma bir izinle ve emanla girecek olursa her ikisine müstemen adı verilir. Fakat dâr-ül harbde ikameti muvakkat olmalıdır. Dilediği vakitte dâr’ül-islâma dönebilmelidir. Müslüman dâr’ül-harbde kalmak isterse müslümanlığında baki kaldığı sürece durumu değişmez. İslâmdan çıkacak olursa bu takdirde harbî gurubuna dahil olur. Zimmî dâr-ül-harbde süresiz olarak kalacak olursa, o zaman harbî durumuna intikal eder. Müslüman ve zimmî bir harbiyle veya müst’emenle evlenirse evlendiği kadın evlilikle zimmi durumuna geçer. Harbî olup eman dilemiş olan birisi bir zimmi kadın ile evlenecek olursa zimmi kadın evlilikle harbî durumuna geçmez. Benimsenen görüş uyarınca harbî veya müstemenin zimmi bir kadınla evlenmesi halinde zimmi olması durumu da yoktur. Müst’emen bir müst’emen olan kadınla evlenir, sonra zimmi olursa, evlendiği hanım da onun gibi zimmî olur. [2]

[1] Bedâi’üs sanaî cilt 7, sh.252

[2] El-Bahr’ür-raik, sh 102

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir