İSLAM CEZA HUKUKUNA GİRİŞ -14- ‘İslam Hukuku Bölgesel Hukuk Değildir’

İslam Hukuku Bölgesel Hukuk Değildir

 

Geçen yazılarımızda İslam hukukunun evrensel hukuk olduğunu belirtmiştik. İslam hukuku evrensel hukuktur. Fakat günümüzde tatbikatı sınırlı olduğu için bölgesel olması neticesini doğurduğunu, bu yüzden sadece dâr’ül-islâmda tatbik zemini bulduğunu belirtmem gerekiyor.

İslam hukukunun bölgeselliği hakkındaki sınırları tetkik etmeye çalışalım. İslâm hukukunun hükümleri islam ülkelerinde yaşayan herkese mi uygulanır, yoksa bir kısmına uygulanır bir kısmına uygulanmaz mı? İslâm hukuku dâr’ül-islamda işlenen suçlara uygulanırsa dâr’ül-islamın ahalisinin dâr’ül-harbde bulundukları sıraada bu suçları işlemeleri halinde onlara yine islam hukuku tatbik edilir mi edilmez mi?

İslam hukukunda aslolan islami hükümlerin; hükümetleri, idari sistemleri ne kadar farklı olursa olsun dâr’ül-islamda yaşayan her kişiye uygulanmasıdır. Bu durumda islam ülkelerinin hepsinin bir tek devletin hakimiyeti altında bulunmalarıyla müteaddid devletlerinn hakimiyeti altında bulunması (günümüzde olduğu gibi) arasında bir fark yoktur. İster önde gitsinler, ister arkada, ister ovada yaşasınlar, ister dağda, ister çölde yaşasınlar ister vadide islam ülkelerinde yaşayan herkese islâm hukuku tatbik olunur. Dinlerinin, dillerinin ve ırklarının değişik olması önemsizdir. Dâr’ül-islamda yaşayanların islam hukukunun hükümlerine sadece dâr-ül-islâmda uymaları gerekmez. Dâr-ül-islâmın dışındada uymaları gerekir. Şu halde islam hukukunda umumi umde islâm hukukunun dâr’ül-islamda işlenen suçların –suçu işleyen kim olursa olsun- hepsine tatbik edilmesidir.

Dâr’ül-harpde işlenen suçlarda ise dâr’ül-islamda ikamet edenlere tatbik edilir. Bu umumi prensibin esası islam hukukunun tabiatı ve şartlarıdır. Zira İslam hukuku –daha öncede belirttiğimiz gibi- evrensel (alemşumul) bir hukukdur. Bu niteliği itibariyle yeryüzünün hangi bölgesinde olursa olsun işlenen her suça tatbik edilmesi gerekir. Madem ki şartlar islâm hukukunun ancak islâm hukukunun ancak islam diyarında tatbikine müsaade etmektedir, ancak dâr’ül-islamda yaşayanlara uygunlanmasını kabul etmektedir, şartların durumu göz önünde tutularak islam hukukunun dâr’ül-islamda işlenen suçlara tatbik edilmesi gerekli oluyor. Suçu işleyen isterse dâr’ül-islâm hududları içinde bulunmasın. Çünkü islam hukukunun dâr’ül-islamda bulunan herkese tatbiki mümkündür. Dar’ül-harbde işlenen suçlar için ise ancak dâr’ül-islamda ikamet edenlere tatbiki gerekir. Zira dâr’ül-harbde islâmi hükümlerin tatbiki mümkün olmasa da dâr’ül-islamda ikamet edenlere tatbik mümkündür.

İslam hukukundaki bu temel prensip üzerinde hiçbir ihtilaf yoktur. Sadece fakihler bu prensibin tatbiki anında gördükleri muhtelif durumları ve bakış açıları bakımından değişik görüşlere ulaşmışlardır. Bu ihtilaf ise islâm ceza hukukunun mekan bakımından geçerliliği konusunda üç ayrı görüşün ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

 

Not: Bu üç ayrı görüş diğer yazılarımızda…

METİN ACIPAYAM

metinacipayam@hotmail.com

 

 

Geçen yazılarımızda İslam hukukunun evrensel hukuk olduğunu belirtmiştik. İslam hukuku evrensel hukuktur. Fakat günümüzde tatbikatı sınırlı olduğu için bölgesel olması neticesini doğurduğunu, bu yüzden sadece dâr’ül-islâmda tatbik zemini bulduğunu belirtmem gerekiyor.

İslam hukukunun bölgeselliği hakkındaki sınırları tetkik etmeye çalışalım. İslâm hukukunun hükümleri islam ülkelerinde yaşayan herkese mi uygulanır, yoksa bir kısmına uygulanır bir kısmına uygulanmaz mı? İslâm hukuku dâr’ül-islamda işlenen suçlara uygulanırsa dâr’ül-islamın ahalisinin dâr’ül-harbde bulundukları sıraada bu suçları işlemeleri halinde onlara yine islam hukuku tatbik edilir mi edilmez mi?

İslam hukukunda aslolan islami hükümlerin; hükümetleri, idari sistemleri ne kadar farklı olursa olsun dâr’ül-islamda yaşayan her kişiye uygulanmasıdır. Bu durumda islam ülkelerinin hepsinin bir tek devletin hakimiyeti altında bulunmalarıyla müteaddid devletlerinn hakimiyeti altında bulunması (günümüzde olduğu gibi) arasında bir fark yoktur. İster önde gitsinler, ister arkada, ister ovada yaşasınlar, ister dağda, ister çölde yaşasınlar ister vadide islam ülkelerinde yaşayan herkese islâm hukuku tatbik olunur. Dinlerinin, dillerinin ve ırklarının değişik olması önemsizdir. Dâr’ül-islamda yaşayanların islam hukukunun hükümlerine sadece dâr-ül-islâmda uymaları gerekmez. Dâr-ül-islâmın dışındada uymaları gerekir. Şu halde islam hukukunda umumi umde islâm hukukunun dâr’ül-islamda işlenen suçların –suçu işleyen kim olursa olsun- hepsine tatbik edilmesidir.

Dâr’ül-harpde işlenen suçlarda ise dâr’ül-islamda ikamet edenlere tatbik edilir. Bu umumi prensibin esası islam hukukunun tabiatı ve şartlarıdır. Zira İslam hukuku –daha öncede belirttiğimiz gibi- evrensel (alemşumul) bir hukukdur. Bu niteliği itibariyle yeryüzünün hangi bölgesinde olursa olsun işlenen her suça tatbik edilmesi gerekir. Madem ki şartlar islâm hukukunun ancak islâm hukukunun ancak islam diyarında tatbikine müsaade etmektedir, ancak dâr’ül-islamda yaşayanlara uygunlanmasını kabul etmektedir, şartların durumu göz önünde tutularak islam hukukunun dâr’ül-islamda işlenen suçlara tatbik edilmesi gerekli oluyor. Suçu işleyen isterse dâr’ül-islâm hududları içinde bulunmasın. Çünkü islam hukukunun dâr’ül-islamda bulunan herkese tatbiki mümkündür. Dar’ül-harbde işlenen suçlar için ise ancak dâr’ül-islamda ikamet edenlere tatbiki gerekir. Zira dâr’ül-harbde islâmi hükümlerin tatbiki mümkün olmasa da dâr’ül-islamda ikamet edenlere tatbik mümkündür.

İslam hukukundaki bu temel prensip üzerinde hiçbir ihtilaf yoktur. Sadece fakihler bu prensibin tatbiki anında gördükleri muhtelif durumları ve bakış açıları bakımından değişik görüşlere ulaşmışlardır. Bu ihtilaf ise islâm ceza hukukunun mekan bakımından geçerliliği konusunda üç ayrı görüşün ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

 

Not: Bu üç ayrı görüş diğer yazılarımızda…

METİN ACIPAYAM

metinacipayam@hotmail.com

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir