İSLAM CEZA HUKUKUNA GİRİŞ -8-

İSLAM CEZA HUKUKUNDA SUÇLARIN TAKSİMİNİN EHEMMİYETİ 

Suçların haddi, kısası, diyeti ve taziri gerektiren suçlar olarak bölümlere ayrılması birçok yönden ehemmiyet ifade eder. Biz bunları aşağıda gözler önüne sermeye çalışacağız:

  • Bu taksimin halk yönünden ehemmiyeti vardır. Şöyle ki: Haddi gerektiren suçlarda mutlak manada af caiz olmaz. İster kendisine karşı suç işlenen kişi tarafından olsun, ister devlet yöneticisi, yani devletin baş sorumlusu tarafından olsun kimse mutlak manada bu suçları affedemez. Eğer bir kişi haddi gerektiren bir suçu affetmişse bu af batıldır, suç ve ceza üzerinde tesir yapamaz.

Kısası gerektiren suçlarda ise kendisine karşı suç işlenmiş kişinin suçluyu affetmesi mümkündür. Kendisine karşı suç işlenen kişi bağışlarsa bu affın affedilenin üzerine etkisi olur. Kendisine karşı suç işlenen kişi diyet mukabilinde kısas hükmünü affedebileceği gibi diyetten de vazgeçebilir. Bunları affettiği zaman suçlu affa uğramış olur. Ama devlet reisinin kısası gerektiren cezalarda devlet reisi olması hasebiyle bağışlama yetkisi yoktur. Çünkü bu tür suçlarda af yetkisi kendisine karşı suç işlenmiş olan kimse veya onun velisine aittir. Şu kadar var ki kendisine karşı suç işlenen kişi kısır ehliyetli (yani eksik bir kişi olursa) ve onun velileri bulunmazsa devletin başkanı onun velisi sayılır. Zira islam hukukunda; “Velisi olmayanın velisi hükümdardır” kaidesi esastır. Bu durumda devlet reisinin kendisine karşı suç işlenen kişinin velisi olması sıfatıyla –ama başka sıfatla değil- affetmesi caizdir. Fakat bu durumda bir şart daha vardır ki, o da affın bedava olmamasıdır.

 

Taziri gerektiren suçlarda ise devlet reisinin suçu affetme, cezayı kaldırma hakkı vardır. Devlet affettiği zaman bu af geçerlidir. Ancak affın şahsına karşı suç işlenmiş olan kişinin hakkını çiğnememesi icab eder. Kendisine karşı suç işlenmiş kişi taziri gerektiren suçlarda ancak doğrudan doğruya şahsî hukukunu alâkadar eden kısımlarını affedebilir. Ama işlenen suç toplumu alakadar ediyorsa kendisine karşı suç işlenmiş olan kişinin suçtan veya cezadan ferağat etmesi yahut affetmesi geçerli olmaz. Sadece realitede suçlunun cezasının tahfifine sebeb olur. Zira taziri gerektiren suçlarda cezanın hafifletilmesi konusunda hakimin büyük yetkisi vardır.

 

Şu halde kendisine karşı suç işlenmiş kişinin suçluyu bağışlaması her halükârda hafifletici bir sebeb olarak değerlendirilebilir.

 

  • Suçların bu şekilde taksiminin hakimin yetkisi bakımından önemi:

 

Haddi gerektiren suçlarda suç sabit olunca hakimin kararlaştırılmış bulunan cezayı vermesi ve bu cezayı eksiltip artırmaması gerekir. Allah tarafından kararlaştırılmış olan cezayı bir başka ceza ile değiştirmesi mümkün değildir. Keza, cezanın infazını durdurma yetkisi de yoktur. Şu halde haddi gerektiren suçlarda hakimin yetkisi sadece o suç için Allah tarafından bildirilmiş olan cezayı bildirmekten ibarettir, başka değil.

 

Kısası gerektiren suçlarda da yine hakimin yetkisi Allah tarafından belirtilen cezayı vermekten ibarettir, şayet suçun suçlu tarafından işlendiği tespit olunmuşsa, işlenen suç kısası gerektiren bir suç ise ve suçluyu kendisine karşı suç işlenmiş kişi bağışlamış ve kısasdan vazgeçmişse, yahut da meşru bir sebebten ötürü, suçluya kısas cezası vermenin imkânı yoksa hakimin kendisine karşı suç işlenen suçluyu bağışlamadıkça diyet hükmü vermesi gerekir. Ama kendisine karşı suç işlenen kişi suçluyu bağışlamışsa hakimin taziri gerektiren bir ceza ile ceza vermesi gerekir.

 

Taziri gerektiren suçlarda (biraz sonra belirteceğimiz gibi) hakimin çok geniş yetkisi vardır. Taziri gerektiren suçlarda hakimin çok geniş yetkisi olduğunu belirttik. Cezanın çeşidini seçmek, miktarını tayin etmek konusunda yetki hakimindir. Dilerse ağır bir cezayı seçer dilerse hafif bir cezayı. Tabi suçun ve suçlunun şartlarını gözünde bulundurarak. Hakim isterse cezayı en alt dereceye indirebileceği gibi en üst dereceyede çıkarabilir. Cezayı uygulama veya durdurma hususunda emir ve selahiyet de hakime aittir.

 

  • Suçların taksiminin hafifletici sebeblerin kabulü bakımından ehemmiyeti:

 

Haddi, kısası ve diyeti gerektiren suçlarda hafifletici sebeblerin hiç bir tesiri yoktur. Suçlunun durumu ne olursa olsun verilen ceza uygulanacaktır. Fakat taziri gerektiren suçlarda hafifletici sebebler gözönünde bulundurulur. Miktarını tayinde tesiri bulunur. Hakim isterse hafif bir cezayı tesbit eder ve onu en aşağı hududuna kadar indirebilir. Keza isterse cezanın tatbiki durdurulabilir.

 

  • Suçların taksiminin suçun ispatı bakımından önemi:

 

İslam hukuku haddi ve kısası gerektiren suçları belirli şahitler tarafından tespit edilmesi şartını arar. Eğer şahitlerden başka suçu tesbite yarayan bir delil bulunmazsa. Mesela, zina suçunun tesbiti ancak suçun işlendiği anda mevcut bulunan dört şahidin ifadesi ile mümkündür. Zinanın dışında kalan haddi ve kısası gerektiren suçlardan ise en azından iki şahidin şehadeti gerekir.

 

Taziri gerektiren suçlara gelince, bunlar tek bir şahidin şehadeti ile tesbit olunabilir? Beşeri hukuk ise böyle bir taksimi hiç bilmemektedir. Bunun yerine beşeri hukukta suçlar umumiyetle cinayetler, tecavüzler ve yasaklara karşı çıkmalar şeklinde taksim edilmektedir.

 

METİN ACIPAYAM

metinacipayam@hotmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir