İslam Devletinde Riyaset ve Hz. Ebubekir (RA)

İslam’da her bahsin misalinin Hz. Risaletpenah (SAV) olduğu hakikat… Fakat bu hakikatin anlaşılmasında bazı problemlerle karşılaşıldığı da bir vaka…
İki Cihan Serveri, din vazetmiştir. O’nun ağzından çıkan her söz, halinden sadır olan her fiil, dini inşa eder. Dinin yeryüzündeki kaynağı O’dur. Bu sebeple sahip olduğu tüm makamlar, Risalet makamı tarafından ihata ve ihtiva edilmiştir. Risalet makamı, diğer makamların tamamını görünmez kılar. Çünkü Risalet vazifesi, her şey mukaddemdir ve varlığının “merkezi manasıdır”.
Konumuz İslam Devletinde riyasettir. Bu zaviyeden baktığımızda, Hz. Risaletpenah’ın (SAV), Risalet makam ve vazifesi, riyaset makam ve vazifesini de ihtiva etmekte fakat aynı zamanda onu görünmez kılmaktadır. Zaten Risalet makamının yanında hiçbir makam görünür hale gelecek kadar kıymet taşımaz.
Asr-ı Saadetlerinde İslam Devletinin kurulmuş olduğu vakadır ve aynı zamanda devlet reisliği de, Yüce Zatlarında ve Risalet makamı gölgesinde mevcuttur. İrtihallerinden sonra Risalet biteceği fakat riyaset devam edeceği için, “riyasetin” müstakil bir bahis halinde anlaşılması lüzumu açıktır.
Risalet vazifelerini deruhte ederken, her sözü ve davranışı Risalet ile de ilgili olduğu için, riyasetlerindeki kararlarına itiraz imkanı olmadığı aşikardır. Oysa İslam Devletinde riyasete (şartları vukua geldiğinde) itiraz imkanı vardır. Ama Risalet ile birlikte bulunduğu Yüce Zat da itiraz imkanı olmadığı malum… İşte konumuz tam olarak burası…
İslam Devletinde Riyaset, İslam Hukuku ile kayıt ve tahdit edilmiştir. Umumi manada İslam Hukukunun dışına çıkan veya hususi manada riyaset salahiyetini aşan devlet reisine, ümmetin itiraz etmesi ve onu hukuk içinde kalmaya mecbur bırakması mümkün ve gereklidir. Risalete itirazın imkansızlığı malum olduğuna göre, “Risaletsiz riyaset” bahsi, İslam Devletinin birinci gündemidir.
Risaletsiz riyasetin ilk misali, ilk halife seçilen Hz. Ebubekir (RA) olduğu için, konu bu misalden başlamak üzere dört Raşit Halife üzerinde tetkik edilmelidir.
*
Hilafet ve Riyaset meselesinin hukuku, Hz. Ebubekir (RA) ile başlamış ve dört Raşit Halife ile tekamül etmiş, daha sonraki dönemlerde içtihatlarla zenginleşmiş ve gelişmiştir. İslam medeniyetinin inkıtaa uğramasından sonra bir çok meselenin kaynağı, misalleri ve çerçevesi kaybolmaya yüz tutmuştur. İslam Hukukunun tekamül ve tedvini ile çerçevesi oluşmuş olan Hilafet ve Riyaset meselesi de, inkıtaa uğrayan bahislerdendir. Bunun anlaşılabilir sebepleri var… Hilafetin ilgası ile tatbikattan (resmi tatbikattan) kalkmış olan bu mesele, belki de acil gündem maddesi sayılmayarak unutulmaya yüz tutmuştur. Acil gündem maddesi olup olmadığı ile ilgili bir tartışmaya girmeksizin konun bazı boyutları üzerinde durmakta fayda olduğu kanaatindeyim.
İslam Medeniyetinin inkıtaa uğraması ile savrulan Müslümanların zihni evrenleri, kaynağa dönme refleksini hareket geçirmiştir. Kaynağa dönme hareketi, Asr-ı Saadet ile günümüz arasındaki tüm İslam İrfanını hızlı bir şekilde atlamış ve doğrudan Kur’an-ı Kerim’e ve İki Cihan Serveri’ne ulaşmıştır. Asr-ı Saadet ile günümüz arasında üretilmiş olan dev hukuk külliyatının da yer yer görmezden gelinerek başa dönme teşebbüsleri, üretilmiş olan hukuki çerçeveleri ve müesseseleri de ihmal etme neticesi vermiştir. Bu durumda bir çok şeyi (aslında her konuyu) baştan üretme ihtiyacının hasıl olduğu zannı meydana çıkmıştır. Bu konu başlıbaşına önemli bir husustur fakat yazımız Riyaset ile ilgili ve sınırlıdır.
Riyaset bahsi, üretilmiş olan hukuk çerçeveleri atlanarak, Hz. Risaletpenah (SAV) misal alınarak incelenmeye başlandığında yazının girişindeki problemler kaçınılmaz olarak gündeme geliyor. Halihazırda Riyaset ve Hilafet resmi tatbikatlarda bulunmadığı için (en azından ülkemizde) konunun başka türlü yansımalarıyla karşılaşılmaktadır. Üzerinde duracağımız nokta, günümüzde kendini gösteren İslami teşkilatlanmalarda ve cemaat yapılanmalarında ortaya çıkan riyaset meselesidir.
Hz. Risaletpenah (SAV) ile ashabı arasındaki münasebet misali üzerinden tetkik ve idrak edilmeye çalışılan küçük çaplı riyasetler, Riyaset hukuku görmezden gelinerek yapıldığı takdirde Risalet salahiyeti ile riyaset salahiyetlerinin birbirine karıştırılmasına sebep olmaktadır.
Cemaat veya teşkilatlardaki riyasetlerin itaat talebi, “bila kaydu şart” türünden görünüyor. Kayıtsız şartsız itaat, malum olduğu üzere Hz. Risaletpenah’e (SAV) yönelik olan itaattir. Bu itaat talebi, Risaletin itaat talebidir. Risaletin dışındaki tüm riyasetlerdeki itaat talebi, riyaset hukukuna tabidir.
Şunu söylüyor değiliz. Ülkedeki veya İslam alemindeki teşkilatlarda veya devletlerdeki riyaset sahipleri, tabilerinden ve çevrelerinden Risaletin talep ettiği itaati talep ediyorlar. Böyle bir ithamın ne kadar ağır olduğu/olacağı malumumuz. Fakat Risalete olan itaat ile Riyasete olan itaat bahisleri doğru anlaşılmadığı takdirde, bunların birbirine karıştırılması tehlikesi, pratikte, yoğun, yaygın ve ağır şekilde meydana çıkabilmektedir.
İslam tarihindeki tecrübi birikim ile birlikte İslam hukukundaki oluşmuş olan dev külliyat bu bahsi aslında birbirine karıştırmayacak kadar sarih şekilde ortaya koymuştur. Fakat pratikteki tatbikatlarda, yer yer iki bahsin birbirine karıştırıldığını görmek, dikkatlerin ve idraklerin bu konuya çekilmesi ihtiyacını husule getirmiştir.
*
Resmi teşkilatlanmalarda (dernek, vakıf veya başka teşkilat çeşitlerinde) resmi hukukun uygulanması durumu ile de karşılaşıldığı için, çift hukuklulukla karşı karşıya kalınmaktadır. Müslümanların kendi hukukları vardır ve öncelikle ona tabi oldukları/olmaları gerektiği tartışmasız bir konudur. Fakat mevcut durumdaki çift hukukluluk, riyasetlerin resmi hukuktaki salahiyetleri kullanma meylinin ortaya çıkmasını mümkün kılabiliyor. Müslümanlar kendi aralarında ve kendi teşkilatlarında kendi öz hukuklarına riayet etmeleri mecburidir. Bu noktada da pratik bazı problemlerin meydana geldiği vakadır.
Bir taraftan Risalet salahiyeti ile riyaset salahiyetinin birbirine karıştırılması ihtimali, diğer tarafta resmi hukukun salahiyeti ile İslam hukukun salahiyetinin birbirine karıştırılması ihtimali, konuyu iyice girift hale getiriyor. Bu boyutların tamamı dikkate alınarak, teşkilatlardaki riyaset bahsi kristalize edilmelidir.
Teşkilatlanmalardaki temel problem zaten riyaset bahsidir. Başarılı teşkilatlanma veya doğru teşkilatlar kurma düşüncesinin birinci meselesi, riyaset konusudur. Riyaset konusunu vuzuha kavuşturamamış olan teşkilatların ilerleme kaydetmesi imkansızdır. Müslümanların teşkilatlanma, faaliyet ve mücadele konularına bakıldığında birçok sair problemin bu konu ile doğrudan irtibatlı olduğu görülüyor. Meselenin önemine binaen dikkatlere sunma ihtiyacı duyduk.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir