İSLAM DÜNYASI YENİ BİR SÜRECE GİRDİ

İSLAM DÜNYASI YENİ BİR SÜRECE GİRDİ
Sovyet sisteminin çökmesinden sonra doğu bloku ülkelerinde renkli devrimler başlamıştı, Rusya’nın toparlanıp kendine gelemediği bir dönemde başlayan bu halk hareketleri birçok ülkede neticeye ulaşmıştı. Fakat Rusya kendine geldikten sonra bu süreç yavaşlamış ve tabii mecrasına dökülmüş, batının tesiri de hayal edildiği kadar derin olmamıştı. Siyasi reorganizasyonlar batının hedeflediği noktaya kadar ulaşamamış, Rusya’nın iktisadi sahadaki zengin kaynakları (özellikle de doğalgaz rezervleri) nükleer silahtan daha etkili hale gelmişti. Rusya’nın bunu anlaması tabii ki uzun sürmedi ve sadece kendinden kopan doğu bloku ülkelerini değil, neredeyse tüm Avrupa’yı baskı altına aldı. Sonbahar geldiğinde Avrupa’nın nabzı, Rusya’nın nefes alış verişlerine ayarlandı ve Putin’in eşref saatlerinin uzun sürmesi için dualar okunmaya başlandı. Böylece Avrupa-Asya (Rusya) arasında yeni bir denge kuruldu.
Arap baharı başladığında, halkın geniş katılımına yoğunlaşan dikkatler, hiçbir ideolojik kampın inisiyatif elde edemeyeceğini, halkın diktatörleri yıkıp yerine demokratik siyasi rejimler kuracağını düşündü. Çünkü kısa süre önce gerçekleşene doğu bloku ülkelerindeki halk hareketleri o mecraya dökülmüştü, İslam ülkelerinde farklı olmasını gerektirecek ne vardı? Batının tam da böyle düşündüğü zaman içinde ortaya çıktı, bu düşünceye yaslanan batı dünyası, İslam ülkelerindeki halk hareketlerine siyasi destek vermekten çekinmemişti. İslam dünyası ile ilgili projeksiyonlarında sürekli yanılan batı, yine hatta yapmıştı, dünyanın birçok kültür bölgesinde test edilebilen sosyoloji ve psikoloji biliminin verileri, İslam dünyası sözkonusu olduğunda yanlış çıkıyordu. Beşeri ilimlerin mütehassısları tarafından fark edilemeyen bu durum, siyaset müessesesinin sayısız tatbikat ve tecrübesi üzerinden tespit edildi defalarca.
Materyalist felsefenin pozitif bilim anlayışına bağlı biyolojik temelli sosyoloji bilimi, imanın tayin edici rol oynadığı İslam coğrafyasında iflas etti. Aslında batının biyolojik temelli sosyoloji bilimi dünyanın başka bölgelerinde de, farklı kültür havzalarında defalarca yanlış neticeler vermişti ama İslam coğrafyasının dışında kalan kültür havzalarındaki sekülerleştirme süreci hızlı yaşanmış ve seküler-biyolojik temelli sosyoloji biliminin verileri yavaş yavaş doğrulanmaya başlanmıştı. Müslüman halkların en fazla sekülerleşmiş (biyolojik temelli hayata yönelmiş) olanında bile batının sosyoloji bilimi ciddi oranda tekzip ediliyor, bir türlü doğrulanamıyordu. Bu sebeple İslam ülkelerine yönelik siyaset geliştirmek isteyen batılı devlet ve sivil müesseseler, sosyoloji biliminin verilerini kullanamıyor, kullandığı takdirde yanlış hamleler yapıyor. Arap isyanının başlarında batılı ülkelerin siyaseten halkın yanında yer alması, sosyoloji biliminin tekliflerindendi. Çünkü bir halk, uzun yıllar diktatörlük baskısı altında kaldığında, hürriyet isterdi, batılı anlayışa göre Şeriat da başka bir baskıcı hukuk nizamıydı ve halk onu da istemezdi. Biyolojik temelli sosyolojinin “iman”ı anlaması beklenmez, anlamadığı için sosyal denklemler içine onu yerleştiremez.
*Dünya yeniden organize oldu
Arap dünyasındaki halk ayaklanmaları neticesinde yapılan seçimler, Müslüman kadroların ağır zaferlerini tescil etti. Özellikle de Arap dünyasının kalbi olan Mısır seçimlerini Müslüman Kardeşlerin adayının kazanması ile birlikte dünya yeniden organize olmaya başladı. Batının sosyoloji bilimi İslam dünyasında bir defa daha iflas etmiş, bu temel üzerine bina edilen siyaset ve stratejiler yanlış çıkmış, tüm öngörü ve kehanetler çöpe atılmış, Arap halkları ise kendi mecrasını bulmuştu. Bu noktaya kadar yaşanan gelişmeleri, batının bir operasyonu olarak gören sığ anlayışlılar, Müslüman kadrolara karşı başlatılan isyan teşebbüslerini nasıl değerlendireceklerini bilmez halde saçmalamaya devam ediyor.
Dünya yeniden organize oldu çünkü İslam dünyası artık kendinden merkezleşmeye başlamıştı. Yeni hal, doğu bloku için de batı bloku için de tehlikeliydi çünkü İslam coğrafyası iki blok tarafından işgal altındaydı. İslam ülkelerinin kendine gelmesi, kendinde merkezleşmesi, dünyanın iki ağırlık merkezini de korkuttu ve birbirleriyle rekabetlerini sürdürmelerine rağmen İslam dünyası için belli bir çerçevede müşterek siyasetler geliştirmeye başladılar.
Yakın zamana kadar batı bloku içinde olan ve Arap isyanı boyunca batı blokunun imkanlarını kullanan Türkiye, bu siyasetinin sonuna geldi. Batı dünyası, Türkiye’nin, kendini kullandığını, imkanlarını kullanarak İslam dünyasının bağımsızlaşmasına katkı sağladığını, o dünyanın da merkezi ve lideri olmak istediğini farketti. İki asırdır bu topraklardaki yönetimleri kullanan, kullanmayı da alışkanlık haline getiren batı, bu ülkenin hükümeti tarafından kullanılabileceğini tahmin etmemişti. Bundan dolayı da tahmin edilemeyecek kadar öfkeli…
Artık anlamamız gereken husus şu; Müslüman kadroların ve hareketlerin iktidar olduğu tüm İslam ülkelerine yönelik operasyon, sadece doğu veya sadece batı blokundan değil, tüm dünya tarafından yürütülüyor. Bu kadar büyük bir ittifak listesi olunca, tüm İslam ülkelerinde aynı anda operasyon yapabiliyorlar. Bu sebeple Mısır’da başlatılan halk hareketi, Türkiye’de başlatılan taksim hareketi ile birlikte planlanıyor, böylece Türkiye, Mısır ve diğer ülkeler yardım edemeyecek hale getiriliyor. Her ülke kendi derdiyle baş başa bırakılıyor, Mısır gibi tecrübesiz Müslüman kadroların yeni iktidar olduğu ülkelerdeki kuşatma da daha yoğun hale getiriliyor.
Diplomatik dile aldanmayacak kadar tecrübe kazandık, dünya siyaseti satıhtaki (diplomatik dil ile ifade edilen) ittifaklarla yürümüyor, her devletin uzun vadeli planlarını yapan ve yürüten derin merkezleri var. İslam dünyasının kendi kendini yönetecek noktaya gelmesi, ne batının ne de doğunun işine gelmez, her ikisi için de şu andaki en acil ve en büyük tehlike İslam dünyası ve o dünyadaki Müslüman kadro ve hareketlerdir. Dünya için bu kadar acil ve önemli hale gelen İslam ülkeleri ve oralardaki İslami hareketler için, ittifak halinde operasyon planları geliştirdiklerini bilmek için istihbarat bilgilerine ihtiyacımız yok, öyleyse yeniden organize olan dünyaya karşı yeniden organize olmalıyız.
*Müslümanlar yeniden organize olmalılar
Önce Türkiye yeniden organize olmalı, on yıllık siyasetin bir kısmı artık deşifre oldu, devam ettirmek için ısrar edilmesi fayda sağlamaz. Türkiye on yıldır batıyı ürkütmeden, onun imkanlarından faydalanarak İslam dünyasının kendini kurtarması için lojistik destek yürütüyordu. Artık batının bu siyasete prim vermeyeceği, Akparti hükümetine asla tahammül etmeyeceği, başka bir hükümet teşkili için elinden geleni yapacağı malum. Bu hedefe ulaşmak için Türkiye’ye dönük operasyonların kesintisiz devam edeceği düşünülmeli ve buna göre yeni planlamalar ve teşkilatlanmalar gerçekleştirilmelidir.
Türkiye’ye yönelik operasyonların devam edeceği tahminine karşı alınacak mühim tedbirlerden birisi, ülkenin sadece iç işlerine yoğunlaşıp kalmasına, dışarıya doğru hamle yapma istidadını kaybetmesine engel olmaktır. Bu manada hariciyenin ve sivil toplum kuruluşlarının bazılarının dışarıya dönük faaliyetleri içeriden bağımsızlaştırılmalı, içeride kıyamet de kopsa o müesseselerin dışarıdaki işlerini güçlü şekilde takip etmesi sağlanmalıdır. İlk bakışta makul görünmeyen bu strateji, derinliğine tetkik edildiğinde fevkalade faydalıdır, dışarıdaki mevziler diri tutulduğunda içeriye karşı yürütülen operasyonlar zayıflar. Birçok alanda aynı zamanda varolabilmeli, hamle yapabilmeli, mücadele edebilmeliyiz. Müslüman halklara dönük yardım ve destek faaliyetlerimiz azaldığında veya bittiğinde, son on yıllık müktesebatımız ayaklar altına alınır. İçeride ne olursa olsun, dışarıdaki hamleler devam ettiği müddetçe Müslüman halklar, kendilerine ulaşıldığını gördüğü için içerideki hadiselerin kıymetsiz olduğunu görecek, İslam coğrafyasındaki hareket ve hamleler yoğunlaşarak artacaktır. İslam dünyasının herhangi bir bölgesindeki herhangi bir hamle, Türkiye’ye dönük operasyonun bir kolunu kesecektir. Yapılacak çok iş var ama dışarıya karşı hamle istidadını kaybetmiş bir ülke, ölü hükmündedir.
Türkiye’deki Müslümanların küçük sebeplerle ihtilafa düşmekten kurtulması, aralarındaki ihtilafları ertelemesi veya hesaplaşmaları ana cepheyi zayıflatmayacak şekilde yapması gerekiyor. İçinde yaşadığımız zaman dilimi, büyük hadiselerin yaşandığı bu sebeple de mesuliyetlerin derinleştiği bir devirdir, küçük sebeplere takılıp da ana cepheyi zafiyete uğratanların hesabı çetin olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir