İSLAM CEZA HUKUKUNA GİRİŞ -3-

Yasak ve cezaların sebebi

Suç olarak değerlendirilen fiiller ve emirlerdir, ya da yasaklardır. Bu emirlerin yapılmasında, yasakların yapılmamasında yahut bunun tersinde; toplam düzenine zarar inançlara tecavüz, fertlerin hayatına, mallarına, namuslarına, manevî değerlerine, ayrıca toplumunun korunması gereken değerlerine zarar söz konusudur.

Suça ceza verilmesi halkın onu işlemesini önlemek içindir. Zira bir fiilin yasaklanması veya yapılmasının emredilmesi sadece insanların onu yapmaları veya vazgeçmeleri ile kâfi gelmez. Eğer suçun karşılığında ceza olmasaydı emirler ve yasaklar lüzumsuz, bir nevi abes şeyler olurdu. İşte emirlere ve yasaklara bir mana kazandıran ve bir neticeyi sağlayan mefhum haline getiren unsur cezadır. Ceza ile halk suç işlemekten alıkonur. Yeryüzünde bozgunculuğun yasaklanması önlenir ve halkın kendisine zararı dokunan şeylerden uzaklaşması menfaatlarına ve iyiliklerine olan şeyleri işlemesi mümkün olur.

Cezalar her ne kadar umumun menfaatı için konulmuşsa da bizatihi cezada fayda söz konusu değildir. Ceza tamamen mahiyeti itibariyle bir kötülüktür. Ancak islam şeriatı cezayı ortaya koyarken toplumun gerçek faydasına vesile ve cemiyetin menfaatının korunması sebeb olduğu için koymaktadır. Bazı kerreler suç da fayd olabilir, ama, islâm hukuku onu yasaklarken faydalı olduğu için yasaklanmaktadır. Meselâ zina, içki içmek, kumar, başkasının malını çalmak, aileyi terketmek, zekât vermemek gibi hallerde olabilir ki ferd için bir menfaat vardır. Bir fayda söz konusudur. Ama bu faydanın şeriatı koyan yaratıcı nazarında değeri yoktur. Çünkü, şeriat bunları yasaklarken faydalarından dolayı yasaklamamış, aksine ifsat ettiği için yasaklamıştır.

Salt faydalı veya salt zararlı fiiller doğrusu çok azdır. Çoğunlukla yapılan işlerde fayda ve fenalık içiçedir. İnsan tabiatı itibarıyla faydasının zararına ağır bastığı hususları tercih eder. Zararının menfaatından çok olduğu şeylerden de kaçınır, nefret eder. Ne var ki fert fayda veya zararı seçişinde topluma değil kendisine bakar. Kendi menfaatını tercih eder. Toplumunkini değil. Kendi menfaatı topluma zarar verirse onu ister. Kendisinin zararına olduğunu gördüğü şeyden toplumun faydası da bulunsa kaçar. Cezalar tehdid azab ve zorluk unsurları da insan tabiatı için bir ilaç olmak üzere meşru kılınmıştır. Zira, insan kendi faydasına ve menfaatına göz atacak olsa ve bunun karşılığında işlediği davranışın cezasını bilecek olsa tabiatı itibariyle faydadan çok zarar ağır basacağı için o işi yapmaktan kaçınır. Keza bir vazifenin mesuliyeti zorluğu düşünüldüğü zaman bu haller görevin terkedilmesine bahis olabilir. Ama, görevin terkedilmesi halinde çarpılacağı ceza hatırladığı zaman bu onu görevi yapmaya yeltenmeye zorluklara, meşakkatlere, tahammüllere sevkeder. Ceza şu halde insanları, toplumun faydasına olduğu sürece hoşlanmadıkları ve istemedikleri şeye götürmek için ve bunun aksi olarak toplumun zararına olan şeyleri toplumunun zararına olduğu sürece, hoşlansalar da, isteseler de terketmeleri için konulmuştur. İşte bu hareket Hazreti Peygamberin şu sözünün ifadesidir.

   “Cennet arzulara  uygun olmayan şeylerler doludur, cehennemse arzulara uygun olan şeylerle doludur.”

Şu da bir gerçektir ki, bazı kişiler bir işi yaparken o kendilerine emredildiği için yaparlar. Yahut şöyle de denebilir: bazı kimseler bir şeyi yapmaktan kaçınırken onun yasak olduğunu bildikleri için kaçınırlar. Yoksa cezasından ve neticesinden korktuklarından değil. Bunun yerine asi olmaktan mütevellid mahcubiyet ve utangaçlıklarından buyrukları yerine getirir ve toplumun faydasına olan şeyleri gerçekleştirmiş olurlar. Ne var ki emrolunduğu için, yasaklandığı için kaçınan kimseler toplum içerisinde çok azdırlar. Halbuki hükümler azınlık için değil çoğunluk için konulur.

Yukardan beri söylediklerimizi özetleyecek olursak diyebilirz ki; İslâm hukuku bazı fiilleri toplumun faydasını gözeterek, toplum nizamını korumak, toplumun bekasını, dayanışmasını ve yüce ahlâkla ahlaklanmasını temin etmek için suç sayarak cezalar vazetmiştir. Bu hükümleri koyan Allah’tır. İsyan edenlerin başkaldırması ona bir zarar vermez. Bütünüyle yeryüzündeki insanlar onun buyruklarına karşı gelmiş olsalar Allaha bir zarar vermezler. Tıpku bunun gibi her emre itaat edenin itaatı da ona fayda vermez. Bütün yeryüzü sakinleri onun emrine itaat etse de ona bir menfaat temin etmez. Ama Hak Teala kullarına acımayı kendi üzerine almış ve peygamberleri alemlere rahmet olsun diye göndermiştir. Böylece insanları cehaletten kurtarmayı, sapıklıktan uyarmayı, isyankarlıktan alıkoymayı ve itaata sürüklemeyi murad etmiştir.

İSLAM CEZA HUKUKUNA GİRİŞ -3-” hakkında 1 yorum

  1. Yazı dizisi çok güzel, merakla bekliyorum. Fikirteknesi ne kadar zengin içeriğe sahip

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir