İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-3-TEKNOLOJİNİN PARADOKSLARI

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-3-TEKNOLOJİNİN PARADOKSLARI

Teknoloji çok hızlı gelişiyor. Tasavvur ve imalat hızı, değerlendirmeye bile fırsat vermeyecek kadar yüksek, öyle ki bidayetindeki maksat bile unutuldu. İnsanlık teknolojiye neden yönelmişti, teknolojiye olan ihtiyaç ne kadardı? Teknoloji, temelindeki maksattan bağımsızlaştı ve kendi başına bir vakıa haline geldi, böyle olunca hiçbir ölçü tanımaz, hiçbir tahdit kabul etmez oldu ve sadece “mümkün olan yapılmalıdır” yaklaşımına mahkum oldu.

Mesele sadece ahlakilik sınırıyla ilgili değil, aynı zamanda “ihtiyaç gayesi” de kayboldu. Önce ihtiyaç sonra teknoloji silsilesi caridir, hayatın tabiatı ve sıhhati bunu gerektirir. Bidayetinde de böyleydi, teknoloji ihtiyacı takip ederdi. Teknoloji önce ahlaktan sonra da ihtiyaçtan bağımsız hale geldi.

Ahlaki ölçü, “doğru-yanlış” listesine işaret eder, ihtiyaç ise “fayda-zarar” listesine… Ve ihtiyaç, hayatın muvazenesini tayin eden ameli bir ölçüdür ki, aklın merkezi unsurlarındandır. Akıl, ihtiyaç meselesini kaybettiği andan itibaren hayatın akışını, akış ritmini kaybeder ve muvazenesini bozar. Hatta hayatın dışına çıkar ve paralel hayatlar, suni hayatlar, “sanal manzaralar” oluşturmaya başlar.

“Doğru-yanlış”, “güzel-çirkin”, “iyi-kötü” ölçülerinin yekun ifadesi olan ahlak, hayatı “insani çizgide” tutar. “Faydalı-zararlı” ölçüsünü ifade eden ihtiyaç ise hayatın muvazenesini kurar ve korur. İnsanlar ahlaki çerçevede istikametlerini şaşırabilirler ama ihtiyaç mefhumu hayatın muvazenesini kurmak ve korumak bakımından insani bir çizgiyi zorla kabul ettirir. Ahlak, tercih meselesidir, ihtiyaç ise hayatın muvazenesi için zarurettir.

*
Teknolojinin ahlak ve ihtiyaçtan azade hale gelmesi, illiyet irtibatını (sebep-netice silsilesini) tersine çeviren bir inisiyatif sahibi olmasına yol açıyor. Teknoloji ahlak ve ihtiyaçtan bağımsız şekilde imal ediliyor, sonra ahlak ve ihtiyaç hasıl oluyor. Çocuğun babasını doğurmasındaki gayritabiilik gibi, teknolojinin (ve tabii iktisadın) ahlak ve ihtiyacı doğurmaya başlaması, hem ahlakın hem de ihtiyacın yok oluşundan başka bir mana ifade etmiyor.

Teknolojinin ahlak ve ihtiyaç doğuracak hale gelmesi, her üçünün de tefekkürle münasebetini kesmesidir. Zira bugünkü teknolojinin altında yatan tek yaklaşım, “mümkün olan yapılmalıdır” cinsinden bir tefekkür tefessühüdür. “Mümkün olan yapılmalıdır” yaklaşımı, insanlığın tefekkürle arasına aşılmaz mesafeler koyacak kadar ondan istifa etmesidir ki, bu yaklaşımdan doğan teknoloji, asla ahlak ve ihtiyacın sebebi olmamalıdır.

Teknolojinin ahlak ve ihtiyaç üretebilir hale gelmesi, ahlak ve ihtiyacın küresel şirketlerin menfaatleri tarafından tayin edilmesine yol açıyor.

*
Ahlak ve ihtiyacı takip etmeyen, sadece “mümkün olan yapılmalıdır” türünden bir savruluşla üretilen teknoloji, iktisadi hayatta üretimi kolaylaştırmakta, hızlandırmakta, ucuzlatmakta ve seri üretimi mümkün kılmaktadır. Bu durum aynı zamanda işgücü istihdamıyla ilgili yeni problemlere sebep olmaktadır. İnsan istihdamı yerine makine (ve robot) kullanımı, bugünün dünyasında işsizliğin birinci sebebidir. Teknoloji fetişizmi o kadar ileri noktaya ulaşmıştır ki, kimse makine kullanımının işsizliğin temel sebebi olduğunu konuşmuyor. Makineleşmenin bir işsizlik meselesi olarak görülmesi ve gündeme alınması, teknolojinin, ahlak ve ihtiyaçtan bağımsızlaşmış ve onlardan daha mühim(!) bir değer haline gelmiş olmasından dolayı mümkün olmuyor.

Dünyadaki işsizlik meselesi, mevcut teknolojinin bir adım geri çekilmesi halinde tamamen çözülecek ve işgücü fazlalığı (işsizlik) değil, işgücü ihtiyacı ortaya çıkacaktır. Tabii ki teknolojideki gelişmenin durması ve hatta gerilemesi gibi bir teklifin makul olduğunu söylemek kabil değil. Ne var ki teknolojinin ahlak ve ihtiyaçtan bağımsızlaşmasının muhtemel neticelerinin tam olarak görülmesi, teşhis edilmesi ve tedbir geliştirilmesi gerekiyor.

Teknolojik gelişmeler için, ahlak-ihtiyaç-teknoloji muvazenesini inşa edecek bir ölçü, bir mikyas, bir endeks lüzumu ile karşı karşıyayız. Bu lüzumu görmez, bu muvazeneyi kurmaz, bu mikyası (modern dil ile endeksi) geliştiremezsek, teknolojinin geleceği ile ilgili araştırmalarda görüldüğü üzere, işsizlik önümüzdeki yirmi yıl içinde yüzde ellilerde seyredecektir. İşsizliği yüzde ellilere ulaştıran sebep teknolojideki gelişmeler olduğu için, bu derin problemle ilk karşılaşacak olan ülkeler, ahlakta geri kalmış, teknolojide ise gelişmiş ülkeler olacaktır. İşsizliğin teknolojide gelişmiş ülkelerde yüzde ellilere ulaşması, geleceğin Afrika’sının gelişmiş ülkeler olacağını gösteriyor.

*
İşsizlik ve teknoloji genellikle zannedildiği gibi sadece iktisadi bir mesele değil. İşsiz kalmak, yani çalışmamak aynı zamanda hayat ve ahlak ile doğrudan ilgili bir meseledir. Çalışmak hayattır, ahlaktır, çalışmamak ise tam aksi… Çalışmak sıhhattir, boşluk ve atalet ise maraz… Ve çalışmak, sadece para kazanmak için, para kazanmanın meşru maksadı olan maişet için değil, hayatın her sahası için gereklidir. Bu sebeple zenginlerin, maişetini halletmiş, fazlasıyla da servet edinmiş olmasından dolayı çalışmaması da, marazdır, ahlaksızlıktır. İnsanın hayat ile en fazla imtizaç ettiği faaliyeti, çalışmaktır. Para ile ilgili olmaksızın çalışmaktır.

Ahlaksızlığın temel sebeplerinden birisi atalettir, hayattaki karşılığı olarak da işsizliktir. Buradaki işsizlik, iş bulamadığı için çalışmamak değil, ataletten kaynaklanan çalışmama halidir ki, bu manada fakire de zengine de şamildir. Fakir çalışmadığında maişetini karşılayamadığı için ahlaksızlıkla yüz yüze gelir, zengin ise çalışmadığında servetin oluşturduğu imkanlardan dolayı ahlaksızlıkla karşı karşıya gelir. Bu sebeple, ahlaksızlık, fakirlikle ilgili ve sınırlı bir zafiyet olmayıp, atalet ile alakalıdır.

*
Teknoloji, bir taraftan istihdamı geriletiyor diğer taraftan üretimi artırıyor. Üretimin artması, iktisadi muvazenenin devamı için tüketimin de artmasını gerektiriyor, ne var ki istihdamın azalması tüketimi mecburen kısıyor. İktisadi sıhhatin temel alameti olan üretim-tüketim muvazenesi, işsizliğin artırılmasıyla değil, sıfırlanmasıyla kıvamını bulur. İşsiz bırakılan her insan, üretim-tüketim muvazenesinin çarkını bozar.

Üretim-tüketim muvazenesi (dengesi) kapitalistlerin kar iştihasına bırakılacak kadar ehemmiyetsiz değildir. Kapitalizmin makro göstergelerinde bile üretim-tüketim dengesinin takip edilmesi kaçınılmazdır, kaldı ki mesele kapitalist üreticilerin ferdi-nefsi kar iştihasına teslim edilsin. Kapitalist üreticilerin kar iştihası, teknolojinin, üretim süreçlerine mümkün olduğunca daha fazla ekleme ihtirasını celbeder. Mesele ferdi/nefsi kar iştihasının inisiyatifine teslim edildiğinde, hayatın tüm terkip ve muvazene merkezleri çöker.

Çöktü de zaten… Ama teknolojinin gelişme hızı ve üretim süreçlerine eklenme imkanı, yakın gelecekte hiç olmadığı kadar ilerleyecek, yıkılmış olan veya destekle ayakta tutulmaya çalışılan muvazene merkezleri tamamen çökecek, üretim ile tüketim arasındaki uçurum kapanmayacak kadar açılacaktır. Kapitalizm, bugün ciddi alametleri zuhur etmiş olmasına rağmen bir türlü çökeceği kabul edilmeyen bir sistem olarak tarihe karışacaktır. Kapitalizmin çökmesi için bünyesinde taşıdığı çok sayıda sistemik kriz potansiyeli var, bunlardan mevzumuz olan teknoloji ise kapitalizmin sonunu hızlandıran bir tesir icra edecektir.

*
Hulasa etmek gerekirse; hayatın her sahasında lazım olan endeks, temelde ahlak-ihtiyaç-teknoloji üçlüsünü ihtiva edecek şekilde kurulmalıdır. Hayatın her sahasında ve çok sayıda endeks ihtiyacımız olduğu doğrudur, ahlak-ihtiyaç-teknoloji endeksi ise tüm endekslerin (muvazene merkezlerinin) temelidir.

Ahlak-ihtiyaç-teknoloji muvazenesini kuramayan hiçbir iktisat nazariyesi hayatta ve ayakta kalamayacak, bu muvazeneden uzak yaşayan tüm toplumlar sayısız problemle boğuşacaktır.

İslam irfanı, bu muvazeneyi baştan beri kurduğu için birkaç asırdır batının ve bir asırdır dünyanın yaşadığı problemleri hiç yaşamamıştı. Ne var ki bir asırdır Müslüman toplumların da (cemiyetlerin değil, toplum cemiyetleşememiş insan kalabalığıdır) batılılaşmasından dolayı aynı problemlere muhatap olduğu bir dünyada yaşıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir