İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-1-TAKDİM-1-

İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-1-TAKDİM-1-
İslam maarif anlayışı, İslam irfanının insanda ve hayatta gerçekleştirilmesi fikridir. Bu fikrin müesseselerini, usulünü, adabını, vasıtalarını, mecralarını, havzalarını, mekanlarını, şahsiyetlerini, malzemelerini nizami bir anlayış içinde inşa etmek, idare etmek, tatbik etmek işidir. Nizam (sistem) ifade etmeyen bir iş bütünü, neticesinin ne olacağı bilinmeyen kumar gibidir. Bu kadar bahsi, bir “anlayış” çerçevesi içinde nizami bir örgü ile ortaya koymak gerekir. Birbirinden müstakil (bağımsız), birbirini beslemeyen ve desteklemeyen, çok zaman birbiriyle tezat teşkil eden bahisler toplamı değil ifade etmeye çalıştığımız, aksine, merkezi örgü nizamına sahip sayısız unsurun, kendi sahalarındaki sınırsız hürriyete sahip olmasıdır.
İslam mana yekunu olarak önümüzde duruyor. İslam, Kur’an-ı Kerim, Hadis-i Şerif ve Sünnet-i Seniyye’dir. Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler, kavli olan kısmıdır, Sünnet-i Seniyye ise tatbikatın Risalet çapındaki misalidir. Kavli olan, yani bilgi halinde bulunan ilk ikisindeki “mana yekunu”, fiili olan üçüncüsündeki misaller yoluyla hayata nakledilmiştir.
Risalet hali ve makamı kesbi olmadığı için, Risalet sahibinin vahyi nasıl anladığını bilmiyoruz. Hz. Resul-i Ekrem aleyhisselatü vesselam efendimizin vahyi nasıl anladığına dair bir idrak ve izahımız yok. Risâlet’inden önceki dönemde de muhafaza edilen bir şahsiyet, kalp ve hayattan bahsettiğimiz malum. Öyle bir şahsiyetten bahsediyoruz ki, miraç kendisine nasip olmuş ve “huzura” çıkmıştır. Allah Azze ve Celle’ye vasıtasız ve mesafesiz muhatap olmak, hakikati saf haliyle müşahede etmek değil midir? Bu sebeplerle denmiştir ki, “Peygamberlik tavrı, aklın verasındadır”. Hulasa O’nun vahyi nasıl anladığını bilmiyoruz, bilme iktidarında değiliz. İki Cihan Serveri aleyhissalatü vesselam efendimizin vahyi anlaması, kendine münhasır bir bahistir ve başka bir misali yoktur. Nasıl anladığını anlamadığımız, O’nun gibi anlama iktidarına malik olmadığımız için, idrak, izah, inşa, tatbik usulü geliştirmemiz gerekiyor. İslam Maarif Nizamına ihtiyacımızın en derindeki sebebi budur.
Hz. Resul-i Ekrem aleyhisselatü vesselam efendimizin vahyi anlamasını bilmediğimiz, bilemeyeceğimiz gibi, izah etmesini de idrak imkanımız yok. Sahabe kadrosu, insanlık tarihinde, mevcut insan malzemesinden çıkarılmış olan en harikulade cemiyet yekunudur. Hiç kimse, hiçbir usul ve şekille, sahabe kadrosuna denk bir cemiyet yekununu inşa edemez, o kadar kısa sürede inşa etmek ise hayal bile edilemez. Peki sahabe kadrosu nasıl meydana geldi? Çünkü müderrisi “Hatem’ül Enbiya” idi. O kadar kısa sürede o çapta bir cemiyet inşası, O’nun mucizelerinden biridir. O, bir “Nur” değil miydi? Nur, hiçbir şey yapmadan ve söylemeden de tesir etmez mi? Öyleyse tedrisatı (izahı, ifadesi, beyanı) da kendine münhasırdır ve tekrarı, misli, benzeri kabil değil. Aksini düşünen biri varsa, kendi çocuğunu öldüren birini bulsun, ona İslam’ı anlatmayı denesin, bu şekilde bir insan kadrosu kurmaya çalışsın.
O’nun gibi idrak, izah ve tatbik etme kudret ve maharetinden mahrum olduğumuz izahtan varestedir. Çünkü Risalet kesbi mesleklerden değil, vehbi ihsanlardandır. Öyleyse bir maarif nizamı, bir tedrisat usulü geliştirmemiz gerekiyor. Fakat O’nun gibi idrak ve O’nun gibi izah edememekten dolayı geliştirmek zorunda olduğumuz maarif nizamı, tabii ki O’ndan müstakil olamaz. Her konuda olduğu gibi nihai misalimiz O’dur. Ne var ki Risalet’i misal olarak görmek, kesif bir dikkat, keskin bir hassasiyet, derin bir idrak ister. O’nu emsal almak, Risalet hususiyetlerini değil, beyanlarını, tatbikatını, beyan ve tatbikat usulünü misal almaktır. Ümmi olması, Risalet’inin delilidir, o hususiyetine bakarak Müslümanların okuma-yazma öğrenmekten imtina etmesi mümkün olabilir mi? Risalet’inin her delili, ümmiliğindeki kadar sarih değil, bu sebeple dikkatli olmak gerekir.
O’nun vahyi idrak etmesi, “hususi mesele”dir. Bunun nasıl olduğunu bilme ve anlama imkanımız yoktur. Bu cihetle maarif nizamı (ve her konu), O’nun vahyi idrak etme usulüyle değil, vahyi izah ve tatbik etmesiyle inşa edilir, edilmelidir. Anlaşılacağı üzere O’nun talebeliği yoktur, talebeliğinin olduğunu kabul etmek gerekirse müderrisi Allah Azze ve Celle’dir. Her iki ihtimalde de bize emsal teşkil edecek bir talebeliği yoktur. Buna mukabil müderrisliği mevcuttur ve tüm hayatı da tedrisat ile geçmiştir. İslam Maarif Nizamı, O’nun müderrisliğinden süzülerek inşa edilebilir.
Ne var ki hepimiz talebeyiz. Nasıl talebe olacağımızı bilmeden, hepimiz müderrislik taslıyoruz. O’nun emsal olarak alacağımız talebeliğini görmediğimiz için zihnimiz “talebelik” kısmını atlıyor ve doğrudan müderrislik tavır ve edalarına savruluyor. O’nda görmediğimiz için “yok” sayıyor ve doğrudan üst makama, müderrisliğe sıçrıyoruz. Bu vahim hatalarımızdan birisidir ve İslam’ı anlama bahsinde sayısız yanlışın kaynağıdır.
Fakat bir talebelik emsali olmak gerekmez mi? Nitekim var… O’nun müderrisliğinde ders gören sahabe kadrosu… Her biri ferdi talebelik misali olduğu gibi, yekunu ise içtimai talebelik misalini teşkil eder. Sahabe kadrosu, Risalet’in inşa ettiği içtimai emsaldir. Bu cihetle Fahr-i Kainat aleyhisselatü vesselam efendimize muhatap olmak, sahabe emsali üzerinden gerçekleşir. O’nun müderrisliğini kabul etmek, O’na hakkıyla talebe olanların yolundan gitmektir.
*
Vahiy, muhtevası ile tedrisatın müfredatını gösterdiği gibi, nüzul şekli, nüzul sebepleri, nüzul tertibi de tedrisatın usulünü tayin eder. Ne var ki bu husus daha fazla dikkat, daha fazla hassasiyet, daha fazla idrak ister. Zira vahiy, Hz. Risaletpenah aleyhisselatü vesselam efendimize inmiştir, O, insanlara müderrislik yapmış, Hadis-i Şeriflerle izah, Sünnet-i Seniyye ile tatbik etmiştir. Vahyin tedrisatı için ancak ve ancak Risalet vazifelendirilir, Hz. Adem aleyhisselamdan beri böyle olmuştur. Vahiy, mutlak bilgidir, hakikattir. Hakikatin tedrisatını yapacak olanlar, yapmaya kudreti kafi gelenler, yapmakla şereflenenler, ancak Peygamberlerdir. Peygamberler, vahiy müderrisidir. Vahiy tedrisatı, sadece O’nun müfredatı ve usulüyle yapılır. Bu sebepledir ki, Hadis-i Şerif ve Sünnet-i Seniyyeyi ihmal etmek, vahiy tedrisatını yapmamak, yapamamak demektir. Vahiy tedrisatını ilk yapan, vahiy kendisine gelmiş olan “Nur Şahsiyet”tir. O’nun beyan buyurduğu muhtevayı, onun tatbik ettiği usul ile tahsil ve tedris etmekten başka yol yoktur. Doğrudan Kur’an-ı Kerim’e muhatap olmak, okunan metnin vahiy olmasına rağmen, vahiy tedrisatı yapmamaktır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir