İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-2-TAKDİM-2-

İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-2-TAKDİM-2-
Maarif nizamının zor kısmı, İslam’ı, sıfır yaşından itibaren çocukların zihin ve kalp dünyalarına zerketmektir. Çocuğun ana rahmine doğmasından itibaren başlayan tedrisat süreci, ölüme kadar devam edecektir. Çocuk önce ana rahmine doğar, ruh bedene taalluk ettiğinde ana rahmindeki doğum gerçekleşmiş olur. Ruh teşrif ettiğinden itibaren öğrenme ve anlama süreci başlayacağı için, İslam tedrisatı, ana rahminde başlar. Yaklaşık olarak eksi yedi aydan başlayan tedrisatın, her safhası başka bir sürece tekabül eder.
İslam maarif nizamı, kendi “insan anlayışı” çerçevesinde, tedrisat için çocuğun belli bir yaşa (mesela altı veya yedi yaşına) gelmesini beklemez. O yaşa kadar beklediğinde, tedrisatın temelini kaybettiğini bilir. O yaşlardan sonra başlanan tedrisatın temelsiz olduğunu, maya tutmakta zorlanacağını, şahsiyet inşasında geç kalınacağını kabul eder. İnsan, ruh ve bedenden mürekkep olduğu için, ruhun bedene duhulü ile insan başlar. İnsan başladığı andan itibaren, tedrisat da başlar.
Batı kültür ve düşüncesi, çocuğun tedrisatına geç yaşlarda, (altı-yedi yaşlarda) başlar. Bu yaşa kadar çocuğun öğrenemeyeceğini ve anlamayacağını kabul eder. Oysa o yaşa kadar çocuk, en zor olan işi başarmış, dili öğrenmiştir. Yeryüzündeki en zor iş olan sıfırdan dil öğrenmek, sıfır ile üç yaş arasında mümkün olmaktadır. Buradaki zorluk, yabancı dil öğrenmekle ilgili değil, yabancı dil öğrenmek, bilinen bir dil ile ikinci dil öğrenmektir. Dünyanın en zor işi ve hala izah edilememiş olanı, sıfırdan dil öğrenmektir. Sıfır ile üç yaş arasında, herhangi bir hususi eğitime tabii tutulmaksızın dili öğrenen çocuk, tedrisat için altı-yedi yaşına kadar bekletiliyor. Cahilliğin derinliğine bakın…
*
Tedrisat safhalarını birkaç şekilde tasnif etmek mümkün ve lazımdır. Ruhi-zihni inkişaf safhaları, Ruhi-bedeni inkişaf safhaları ve Zihni faaliyet safhaları… Bu üç tasnif de gereklidir ve birbirini tamamlar. Ruhi-zihni inkişaf safhaları, ruhun zihni evreni şekillendirme sürecini gösterir ve zihni gelişme seyrinden takip edilir. Ruhi-bedeni inkişaf safhaları ise ruhun bedeni şekillendirme sürecini gösterir ve bedeni gelişme seyrinden takip edilir. Zihni faaliyet safhaları ise, zihni inkişafın iç sürecidir.
Ruhi-zihni inkişaf safhaları; Ruhi safha, Benlik (Nefs) safhası, Akıl safhası, Şuur (akl-ı selim) safhası ve Kemal safhasıdır.
Ruhi-bedeni inkişaf safhaları; Şekillenme safhası (bebeklik safhası), Gelişme safhası, Buluğ safhası, Tamamlanma safhasıdır.
Zihni gelişme süreçleri, ezberleme, öğrenme, anlama, anlatma, bilgi üretme, inşa etme başlıklarını ihtiva eder.
Üç tasnif ve tasniflerdeki safhalar üzerinde uzun tetkikler yapılacaktır. Takdim başlığı altında kısaca şunu ifade edelim ki, bizim izahlarımız, çağdaş ve batılı kaynaklardan nakledilen bilgilerle telif edilemez. Batı kaynaklarından nakledilen ve bu gün ülkemizde de “tek kaynak” olarak kabul edilen ve kullanılan bilgilerle fikirlerimizi değerlendirmek isteyenler zahmet etmesinler. İslam İrfan havzasına yabancı olanlar, tefekkür faaliyetini bu havzada gerçekleştirmeyenler, bizim fikirlerimizi anlamaz, anlayamaz, aşina bile olamaz.
Üçüncü tasnifte zikrettiğimiz meseleleri, “ezberleme”, “öğrenme”, “anlama”, “anlatma”, “bilgi üretme” ve “inşa etme” şeklinde sıralamıştık. Bunların dışında kalan konular, bunları gerçekleştirmenin malzemeleri, vasıtaları, mütemmimleridir. Çağdaş eğitim materyalleri de bu başlıklarla meşgul olur fakat bu başlıkların ruhi-zihni süreçlerini, bu süreçleri yürüten merkezleri bilmezler. Özellikle de bu merkezlerin ne zaman, neden ve nasıl oluştuğunu, gelişme süreçlerini, gelişme ufkunu anlamazlar. Akıl, zeka, duygu, hafıza, şuur, vicdan, irade, düşünce gibi insan iç alem unsurlarının ne olduğunu bile tariften acizdirler. Tüm bunların kaynağı olan ruhu ise zaten kabul etmezler, kabul edenler ise ona dair hiçbir bilgiye sahip değildirler. Oysa İslam İrfanı, ruh ve kalp üzerine bina edilmiş devasa bir külliyata sahiptir. Müslümanların bu günkü zafiyeti, kendi hazinelerinden bihaber olmalarındandır.
Batının sahip olmakla övündüğü pozitif bilim mecrası, “öğrenme”yi izah edemez. Ürettiği bilgi yığınına itibar etmeyin, özellikle de “beyin” ile ilgili bir sürü bilgiyi önünüze koymalarına aldanmayın, “öğrenme” kainattaki en harikulade hadiselerden biridir ve hala batı kültür ve felsefesi izah edememiştir. Batının ürettiği bilgi yığınından gözleri kamaşanlar, pozitif bilim havzasının ufkundan çıkıp da başka bir kaynak, anlayış, akıl terkibi, ilim telakkisi olacağına kanaat getiremezler. Öğrenmenin “ne” olduğunu, “nasıl” gerçekleştiğini, idrak edememişlerdir ki, izah edebilsinler. Oysa öğrenmekten milyonlarca kat daha zor olan “idrak etmek” bahsi var ki, pozitif bilimin asla yakınına bile yaklaşacağı bir mesele değildir. Çünkü öğrenme de anlama da ruhi faaliyetlerin neticesidir. Ruhi faaliyetler, anlama da, öğrenmeye nispetle çok daha kesiftir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir