İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-21-HAYAT TELAKKİSİ-3-

Dünya görüşlerinin (iradi mecraların) hayatın tabii mecraları ile münasebetleri, hayatı ne kadar anladıklarını gösterir. Başka bir ifadeyle hayat telakkilerinin ne kadar isabet kaydettiğinin delilidir.
Hayatın ana damarları tabii mecralardır, muharrik kuvveti ise fikir. “Yaşanmaya değer hayat”, fikir (irade) ile tabiatın mütekamil kıvamındadır. Tabii olan ile iradi olanın fevkalbeşer terkip kıvamını bulmak gerekir. Tabii mecralar hayatın altyapısıdır, bunların reddi veya inkarı veya imhası, hayatı inkıtaa uğratır, tökezletir, yokeder. Muhtevasına “düşünce” zerkedilmeyen tabii mecralar ise, hayvani havzalara dökülür. Tabii mecralar, imkan alanlarıdır, bu mecralarda sayısız “imkan” kaynaşır. Tabii mecraları reddederek, inkar ederek, yok sayarak, sadece “düşünceye” dayalı bir hayat kurma kudreti kimseye bahşedilmemiştir. Bu tür hedefler, küçük guruplar halinde, suni hayat havzaları şeklinde muvakkaten gerçekleştirilebilir, bu tür misallere bakarak hayatı anlamaya çalışmak, hayat hakkında fikir üretmek, hayalperestliktir, ütopya peşinde koşmaktır. Yani Paris komününden sosyalist bir toplum ve hayat çıkmaz.
*
Hayatın tabii mecralarına savaş açan, hayat telakkisini bu şekilde oluşturan hiçbir dünya görüşü hayat tarafından teyit edilmez, desteklenmez, varoluş hakkı ve imkanı tanınmaz. İdealist olan, fikrin hayatını inşa etmektir, bu doğru, ne var ki, hayata rağmen hayat inşa edilmez, daim kılınamaz. Hiç kimse ve hiçbir düşünce, hayatın tabiatına rağmen varolamaz, hayatın tabiatı dışında bir hayat inşa edemez.
Hayatı mutlak dost edinenler ve ona kayıtsız şartsız teslim olanlar ise “fikri”, yani iradeyi, yani insanlığı kaybeder. İnsan, fikir (düşünce) ve iradedir, hayata mutlak teslimiyet, düşünce ve iradeyi yok eder. Düşünce ve iradeyi yok ederek yaşanan hayat, insan hayatı değildir.
*
Liberalizm, hayatı, tamamen tabii mecralarına bırakmak temayülündedir. Hiçbir iradi mecra açma düşüncesine ve iradesine sahip değildir. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” yaklaşımı tamamen hayata teslim olmaktır. Bu sebeple liberalizm, fikir değildir, fikir sistemi değildir, dünya görüşü değildir. Bu yaklaşım, hayatı kayıtsız şartsız şekilde dost edinmektir.
Hayata kayıtsız şartsız teslim olmak, onun mutlak doğru, iyi, güzel olduğunu veya bunları ortaya çıkaracağını iddia etmektir. Gerçek böyleyse zaten problem yoktur. Bu durumda düşünce ve iradeye de ihtiyaç yoktur. Oysa hayatın tabiatında iyilik kadar kötülüğün, güzellik kadar çirkinliğin, doğruluk kadar yanlışlığın da olduğu izah ve ispatı gerekmeyen bir husustur. Hatta tabii haline bırakılan hayatta menfi hususiyetler daha ağır basar. Çünkü menfi hususiyetlerin kuralı yoktur, kuralsız mücadele (güç), kurallı mücadeleyi (gücü) alt eder. Hayatın tabiatındaki menfi hususiyetlerin ağırlığı, insan tabiatındaki menfi hususiyetlerin ağırlığındandır.
*
Sosyalizm, hayatın tüm tabii mecralarını inkar ve ret ile işe başlar ve tüm hayatı iradi mecra ile donatmak, varetmek, devam ettirmek ister. Bu yaklaşım, hayatı düşman ilan etmektir. Hayatı düşman ilan edenin “hayatı” olmaz.
Sosyalizm, liberalizme göre düşüncedir, iradedir. Doğru veya yanlış olması ayrı bir bahis olmak üzere düşüncedir. Ne var ki bu “düşünce” o kadar iptidai ve o kadar sığdır ki, “hayatın ne olduğuna dair” birkaç cümlelik bir idrak ve izahı yoktur. Hayata, birkaç cümlelik de olsa nüfuz edemeyen düşünce, fikir sayılmamalıdır.
*
İslam’ın hayat telakkisi, hayatın tabii mecralarını “fikir” ile mayalar, ona istikamet kazandırır, insani sınırlar koyar, çerçeveler oluşturur. Hayatın tabii mecralarını imkan alanı olarak kabul eder, onları reddetmez ama asla kendi haline bırakmaz. Hem insan tabiatında hem de hayatın tabii mecralarında bulunan müspet hususiyetleri güçlendirir, menfi hususiyetleri zayıflatır ve yok eder. Bu iş, hayata rağmen yapılmaz, hayat ile birlikte yapılır.
Mülkiyet, insan tabiat hususiyetlerindendir, hayat “kazanmak” ve “malik olmak” istikametinde büyük bir mecra açmıştır. Liberalizm, hiçbir düşünce ve irade alameti taşımadan, mülkiyet edinme mecrasına sınırsız şekilde teslim olmuştur. Mülkiyetin azmanlaşması, az sayıdaki insanda temerküzü, dehşet bir yıkıcılığa sahiptir. Sosyalizm ve komünizm, bu yıkıcı tesirleri görüp, hiçbir düşünce derinliğine sahip olmaksızın ve tamamen reaksiyoner şekilde mülkiyeti “yok saymıştır”. Yok saymış ve hayatın ana damarlarından birini kesmiştir. Hayat, deveran imkanını ve kudretini kaybetmiştir. Sosyalist ve komünistler, az sayıda entelektüel tarafından üretimin devam etmesini, düşüncelerinin hayat tarafından teyit edilmesine misal göstermeleri, hayatı tanımamalarındandır. Bir düşünce, toplumdaki her zeka, akıl, anlayış seviyesindeki insanlar tarafından teyit edilemiyorsa, hayat tarafından tekzip ediliyor demektir.
İslam orta yoldur, mutedil yoldur. Orta yol doğru yoldur. Orta yol, hayatın tabii mecralarının kabulü ile başlar, onların “fikir” ile mayalanmasıyla devam eder. Mülkiyeti ne imha eder ne de kutsar.
Cinsel ihtiyaç, insan tabiatının temel hususiyetlerindendir, hayat da bu ihtiyaç için, kendi varlığını (insan neslini) devam ettirebilmek için bir mecra açmıştır. Liberalizm, bu mecraya da diğerlerinde olduğu gibi kayıtsız şartsız teslim olmuştur. Sınırsız kabul ve şartsız teslim olmak, o mecranın nereye kadar gidecekse oraya kadar gitmesine razı olmaktır. Liberalizmin ana vatanında nereye kadar gitmiştir? Eşcinselliğe hatta hayvanlarla cinsel ilişkiye kadar… Sıfır düşünce budur, hayatın bir mecrası kendi haline bırakıldığında, öznesi insan olan hayat, gayriinsani bir alana kadar akıyor. Hemcinslerin cinsi münasebete girmesi, hayvanlar aleminde bile yok, ne kadar derin bir çukura düşüldüğü anlaşılıyor mu?
Sosyalizm özellikle de komünizm, cinselliğin oluşturduğu başka bir mecrayı, aile müessesesini imha etmekte, insanı, doğduğu ana ve babadan mahrum bırakacak kadar hayatı anlamaktan uzak bir müdahale gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Uzun izahlara gerek var mı?
İslam, neslin devamını mümkün kılan insan tabiat özelliğini reddetmez fakat onu insanlık sınırının dışına taşacak kadar serbest bırakmaz. Onu bir çerçeveye alır, tanzim eder, tabii mecralarını mayalar ve bu anlayışla serbest bırakır.
İslam maarif anlayışı, insan ile hayat arasındaki zaruri terkibe, “fikir” ile hayat arasındaki naif terkibi eklemenin yolunu açar. İnsan nam mürekkep varlığın ferd şubesinde bu anlayışa uygun şahsiyet, içtimai şubesinde ise bu anlayışa uygun bir altyapı inşa eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir