İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-23-HAYAT TELAKKİSİ-5-

İslam’ın hayat telakkisi, doğumla başlayıp, ölümle biten küçük bir paranteze sıkışmaz. Ölümden sonrası olduğu gibi doğumdan öncesi de var. Ölümden sonrası umumiyetle bilinir ve bahsi edilir ama doğumdan öncesine nedense dikkat edilmez.
İslam, hayatın hakikatini “ruhi hayat” olarak tespit ve teklif ettiği için, hayatın bidayeti ruhun yaratılmasıdır. Dolayısıyla “alem-i ervah”tan başlayan bir hayat anlayışına sahiptir. İslam’ın hayat anlayışı, bidayeti olan lakin nihayeti olmayan bir ufku ifade eder. Cennet ve cehennem hayatının ebediliği, ruhun ebediliği (bekası) ile kaim olduğuna göre, hayatın hakikatini “ruhi hayat” olarak tespit zarureti vardır. Öyleyse hayatın bidayetini de ruhun yaratılmasına, “alem-i ervaha” kadar götürmek bir mecburiyettir.
Toparlayıcı şekilde ifade etmek gerekirse, yukarıların yukarısından (alem-i ervahtan) başlayan hayat, aşağıların aşağısına (dünyaya) iner, buradaki seyrine göre de, aşağıların aşağısından daha aşağı olan cehenneme veya yukarıların yukarısından daha yukarı olan cennete gider. Hayatın grafiği budur, ya sürekli düşmeye devam eder veya düştükten (indirildikten) sonra tekrar yükselmeye başlar. Maksat, bidayeti ile nihayetini (en azından) denkleştirmektir. Dünyaya inmekle bedene (maddeye) bulaşan ve nefse vücut veren ruh, bunlardan arınarak bidayetindeki saflığa ulaştığında daire tamamlanmış ve maksat hasıl olmuş demektir. Veya diğer güzergahı izler ve daireyi tamamlayamadan doğrusal bir grafikle sürekli aşağıya doğru seyreder.
*
Müslümanlar, hayatı, dünya ve ahiret olarak ikiye ayırmak temayülündedir. Oysa hayat tektir, doğumdan öncesi, doğumdan sonrası (dünya) ve ölümden sonrası, yani ahiret olmak üzere… Bunların her biri bir safhadır, zira her safhada baki olan ve tüm hayatı takip eden ruh mevcuttur. Ruh, doğumla yaratılmış olsaydı ve ölümle yok olsaydı, bu taksim doğru olmazdı lakin ruh doğumdan önce yaratılmış ve ölüm ile de yok olmamaktadır. Kesintisiz devam eden, tüm safhalarda hayatı yaşayan baki bir varlığın mevcudiyeti, hayatın tekliğini gösterir. Öyleyse hayatı ancak safhalara ayırabiliriz, safhalara ayırırken de “tekliğini” imha edecek bir yaklaşım içine giremeyiz, girmemeliyiz.
Doğum öncesi, doğum sonrası ve ahiret şeklindeki safhaları, kesintisiz hayat çizgisi içindeki işaretlemelerden ibaret görmez, bunları birbirinden koparırsak, hem hayatı izahta zorlanırız hem de hayatı yaşamada zafiyete düşeriz. Bu cihetten bakıldığında, ölüm ile ilgili olarak İslam irfanının “irtihal” isimlendirmesi muhteşemdir. İrtihal, hal değişikliği, bir halden (safhadan) başka bir hale (safhaya) geçiş… İslam irfanındaki muhteşem tesmiye ve tarif unutulduğu için, ölümün muhtevası, materyalistlerin anlayışıyla doldurulmaya başlandı. Bu durum (Allah muhafaza) bambaşka bir hayat telakkisini gösterir.
Hayat telakkisi, varlık telakkisi (ontoloji) ve insan telakkisinin mütemmimidir. Varlık ve insan telakkisindeki nakısa, hayat telakkisine doğrudan yansıyor. Aksi de doğrudur, hayat telakkisindeki nakısa, varlık ve insan telakkisini zafiyete uğratıyor. Hayatın tekliği (vahdeti), en azından nazari alanda gerçekleştirilemezse, tatbiki sahada vahdeti temin etmek kabil olmaz.
*
İslam maarif anlayışı, İslam’ın hayat telakkisine muvafık olarak, hayatı öğretmeye bidayetinden başlar. Bidayeti, doğumdan önceki hayattır ki, saf ruhi hayattır. Öğretmeye saf ruhi hayat ile başladığı için, onunla devam eder, dünya hayatını da “saf ruhi hayata” yükseltmek için gerekli olan kalbi ve zihni evrenleri inşa etmek ister. Maarif anlayışı, ferdin derununda ruha yol açıcı, cemiyet meydanında ise ruhi hayatı yaşamayı mümkün kılıcı tedbirler alır. Bunun için gereken ferdi ve içtimai mecraları, havzaları, müesseseleri, münasebetleri inşa etmenin akıl terkibini yani akl-ı selimini oluşturur.
İnsan (ruh) doğumdan önce Cenab-ı Allah Azze ve Celle ile mükalemede bulunmuş, ölümden sonra da (cennette) O’nunla muhatap olma şerefine nail olacak bir varlıktır. Hayatın bidayeti ile nihayeti arasındaki dünya parantezinde, doğum öncesini hatırlatan, oraya atıf yapan, ölüm sonrasını tebliğ eden, onu maksat edinen, her iki cihette de Cenab-ı Allah Azze ve Celle ile mükalemeyi mihver edinen bir anlayış temeline sahiptir. Maarif anlayışı baştan sonra Cenab-ı Allah Azze ve Celle ile kul arasındaki münasebeti inşa, istikameti tayin ve güzergahları tespit etmeye ayarlıdır. Hayat zaten hakikati itibariyle bundan ibarettir, bakiyesi, bu hakikati mümkün kılacak malzeme deposudur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir