İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-28-TEDRİSAT ANLAYIŞI-3-

Sohbet ile tartışma arasındaki farkları bilmemiz gerekiyor. Umumiyetle bu farkları bilmediğimiz için tartışmadan kurtulup, sohbet meclisini oluşturamıyoruz.
Tartışma aklın, dolayısıyla nefsin meşgalesi. Sohbet ise akl-ı selimin, dolayısıyla ruhun faaliyeti. Meseleye bu şekilde bakıldığında, sohbet de akıl ile yapılıyor. Zaten ruh, faaliyetlerinin kahir ekseriyetini vasıtalarla yapıyor. Bir müminin doğrudan ruhi faaliyetleri gerçekleştirecek ve hayatı doğrudan ruhi hayat olarak yaşayabilecek seviyeye gelmesi, “insan inkişaf sürecinin” müntehasına ulaştığını gösterir. Mesele de zaten bu noktaya ulaşmanın yolunu, güzergahını, istikametini, vasıtalarını, malzemelerini temin etmektir çünkü bu nokta müminin hedefidir.
İslam tedrisat usulünün müntehasına ulaşıldığında, ruhi hayat yaşanmaya başlandığında, ruh vasıtasız konuşacak kadar saflaştığında, Allah kelamından başka bir söz söylemez, Allah kelamından başka söz dinlemez. Bu güzergahın mühim safhaları ise, önce kalbi evrenin temizlenmesi, ruhun kalbi evrenin merkezine otağını kurması, sonra akl-ı selimin inşasıdır. Bundan maksat, inşa edilen akl-ı selim ile kalbi-ruhi evrenin “istikamet üzere” inkişafını temin etmektir.
*
Sohbette emniyet var, emniyetli iklimde nüfuz gayreti var. Sohbet meclisi, itimat ve itibar edilen insanlardan teşekkül eder, bu sebeple emniyetlidir, bu sebeple nüfuz gayretinden başka bir ruhi ve akli çabaya gerek kalmaz. Mümin “emin” şahıstır, bundan dolayı kendine itimat etmek gerekir. Müminin “emin” olmaması kadar, mümine itimat etmemek de sıhhatsiz bir haldir.
Emniyet ve itimat ile örülmüş bir sohbet meclisinde, teslimiyet vardır, müminin mümine teslimiyeti… Teslimiyet aklı imha mı eder? Meseleye böyle bakanların olduğu malum… Bu bakış, anlayış, kavrayış çok sığdır. Birincisi, kişinin, emniyetli bir meclisi bulabilmek için kullanacağı manivela akıldır. İkincisi, meclise dahil olduktan sonraki teslimiyet, aklı, itimat ve istikamet üzere idrak faaliyeti için teyakkuza geçirmektir. Akıl, şüphe, tereddüt ve tetkik faaliyetlerini, meclisi bulana kadar sürdürür, meclisi bulduktan sonra ise teslim olarak idrak faaliyetine başlar.
Tartışma, şüphe ve tereddütten ibaret bir zihni (kalbi değil) faaliyetten ibarettir. Yukarıda ifade edilen iki safhalı sürecin, birinci safhasına aittir ve sohbete dahil olmayanlar, mütemadiyen birinci safhada kalırlar. Yani muhtevaya, manaya nüfuz etmek, onları idrak etmek safhasına geçemezler, böyle bir kalbi ve zihni istidadı kazanamazlar.
Tartışma idrak usulü değildir. Tartışma, mücadele usulüdür. Tartışacak şahıs, idrak etmiş, fikir sahibi olmuş ve bunlarla mücehhez olarak, başka fikirlerle mücadeleye etmeye başlamış demektir. Hal böyleyse tartışmadan başka usul bilmeyenler, zaten anlamamışlar, fikir sahibi olamamışlar, muhtevaya nüfuz edememişlerdir, öyleyse tartışmak neden? Kaldı ki, mümin mümin ile mücadele etmez, müminin mümin ile mücadele etmesinin “hususi şartları” vardır ve bu şartlar istisnai olarak gerçekleşir. Müslümanların birbiriyle sadece tartışması, hiç sohbet etmemesi, birbirleriyle sürekli mücadele etmesidir ki, bu halin sıhhatsiz bir durum olduğu aşikar.
Bir misal; talebeyle hocanın birbirine itimat etmemesi, tedrisatı çökertir. Talebe zihni evrenini hocasına kapatır, ondan şüphe ve tereddüt eder, söylediklerine inanmaz, anlattıklarını kabul etmez, hocasına hürmet ve itaatte problemli hale gelir. Bu vasatta tedrisat yapmak, kaynakları (özellikle zamanı) boşa harcamaktır.
*
Sohbet, meclis oluşturduğu gibi müktesebat da oluşturur. İslam’ın tamamını anlamak bir tarafa, herhangi bir sahadaki kısmını hakkıyla anlamak bir insan ömrüne sığmaz. Öyleyse silsile halinde devam edecek bir tefekkür faaliyeti için, uygun bir mecra (veya havza) oluşturulmak zarurettir. Önceki nesil ile sonraki nesli birbirine bağlayan, sonraki neslin üretimlerini önceki neslin üretimlerine ekleyen usul, sohbettir. Sohbet, süregider, silsile oluşturur, müktesebat için çerçeve (veya zemin) teşkil eder.
Tartışma müktesebat oluşturamaz, çünkü silsileye manidir, çünkü mecra veya havza meydana getiremez, çünkü nesilleri birbirine bağlayamaz hatta aynı nesli bile birbirine bağlayamaz. Tartışma, ferdiyetçiliği zirveye çıkarır, içtimai ciheti yok eder, insanları kendileriyle baş başa bırakır. Müslümanların liberal olmaması gerektiğini, aşırı ferdileşmenin İslam’a aykırı olduğunu söyleyenlerin, tartışmadan başka bir metot kullanmaması calib-i dikkattir. Metodunu kullandıkları düşünceye göbekten bağlanmış halde ona karşı mücadele ediyorlar, çok hazin.
*
Herhangi bir insan topluluğunun, cemiyet haline gelebilmesi için ihtiyaç duyacağı altyapı, emniyet ve itimattır. İtimat, itimat ile inşa edilir, emniyet de itimat ile inşa edilir. İtimat etmenin doğuracağı bir takım sakıncalar olduğu doğrudur, sakıncaları nazara alındığında itimat etmek tehlikelidir. Ne var ki bir konu, en azından zıddıyla birlikte değerlendirilmediği takdirde, o meselenin fikri inşa edilemez. Şüphe itimattan çok daha tehlikeli ve pahalıdır. Mukayeseli olarak her iki konuya aynı zamanda bakıldığında görülecektir ki, şüphenin maliyeti, itimadın maliyetinden kat kat fazladır. Şüphenin en büyük maliyeti ise cemiyet kuramamaktır, bu maliyet nazara alındığında diğer maliyet kalemlerine bakmaya gerek bile kalmaz.
Sohbet ile tartışma arasındaki birkaç farklılığı ve bunların neticelerini ifade ettik. Tabii ki bunlardan ibaret değil fakat maksadın anlaşılmasına kafi zannındayız.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir