İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-31-MÜDERRİS ANLAYIŞI-2-

Müderrisliğini, Risalet kuşatması içinde anlamak fevkalade zor. Zaten Risalet ile Müderrisliğini birbirinden müstakil hatta muhtar hale getirecek kadar tefrik etmek imkansız, kaldı ki mümkün olsa yapılması doğru değil. Risalet ile Müderrislik vasıfları o kadar birbirine nüfuz etmiş halde ki, birçok tavır ve davranışında her iki vasfı da mevcut, her iki vasfı da meseleyi “tayin edici” tesirde… Hadisenin içinden vasıfların birini, (idrak maksadıyla) çekip alsanız, hadisenin muhteva bakiyesinde diğer vasfı da bulamazsınız zira onu da sökmüş olursunuz,
İki vasfın birbirine en fazla nüfuz ettiği, birbirinden tefrik etmenin neredeyse imkansızlaştığı hususlardan biri, dini vazederken müderrislik yaptığı ve müderrislik yaparken de din vazettiği vakalardır. Din vazetmek, dinin inşası için bir hüküm, bir kaide, bir emir, bir nehiy beyan etmektir. Diğer taraftan, sahabenin tedris ve terbiyesini gerçekleştirirken, aynı zamanda din vazettiği vakalar, Risalet ile Müderrisliğin birbirinden tefrikini fevkalade zorlaştırıyor. Bu bahis, malumdur ki, Vahyin nüzul silsilesinde de mevcut, “Ayet-i Kerime”lerin bir kısmı, bir taraftan tedrisatı gerçekleştiriyor, bir taraftan dini inşa ediyor. Meselenin ne kadar ince bir fikir işçiliği (mahareti) gerektirdiği anlaşılıyor olmalı.
*
Bu husustaki (aslında her husustaki) çalışmaların ilmi altyapısı, “Siyer-i Nebi” çalışmalarıdır. Siyer çalışmaları, diğer tarih kitaplarında da olduğu gibi, hadise silsilesi veya örgüsü şeklinde yapılıyor. Aslında İslami ilimlerin ikinci temel kaynağı olan “Sünnet”, siyer çalışmasıyla vuzuha kavuşturulabilir. Diğer taraftan birinci kaynak olan vahyin nüzulü da “Siyer-i Nebi” çalışmaları içindedir. Zaten Siyer-i Nebi’nin Risalet kısmı, vahyin nüzul tarihidir. Bu cihetle bakıldığında Siyer-i Nebi, İslami İlimlerin anasıdır.
İslami İlimlerin tamamının çerçevesi Siyer-i Nebi’de vuzuha kavuşur. Ayet-i Kerime’lerin nüzul iklimi, sebebi, şartları Siyer-i Nebi’de görüleceği gibi, Hadis-i Şeriflerin beyan iklimi, sebebi, şartları da orada görülür. Aynı şekilde, Sünnet-i Seniyye’nin tatbiki, tatbik şekli, tatbik şartları, tatbik sebebi gibi hususları da Siyer-i Nebi’de görmek mümkün.
Bütün bunları ihtiva eden bir Siyer yazılmalıdır. Fakat bu mevzuların tamamını ihtiva edecek çapta bir Siyer yazımı dev bir iştir. Bir insanın altından kalkabileceğini, ömrüne sığdırabileceğini düşünmek kabil değil. Bunun için heyetler oluşturulması gerekir, muhtemelen alt çalışma gurupları da lazım olur. İhtimaldir ki yüz cildin üzerinde bir külliyat ortaya çıkar. Doğrusu bir insan için yalnız başına yüz cilt kitap yazmak yerine, bunun gibi “tarihi bir külliyatı” hazırlayan heyetin içinde olmak çok daha büyük bir şereftir. Ne var ki Türkiye’de bu işleri yapacak fikir ve ilim teşekkülleri yok.
Elimizde Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin, diğer vasıflarını Risalet’iyle birlikte anlamaya imkan verecek bir Siyer çalışması yok. Bu çapta veya buna yakın bir külliyat varsa (inşallah vardır) ve bizim haberimiz yoksa cahilliğimize verin. Böyle bir eser varsa, bu eserin müellif heyetinin hakkını teslim etmemek gibi bir vefasızlık göstermekten Cenabı-ı Allah Azze ve Celle’ye iltica ederiz.
Mevcut Siyer eserlerinin birçoğu, o kadar “hadise yoğun” kitaplar ki, meselelerin her birini hadise yoğunluğu içinden süzüp çıkarmak fevkalade zor. Mesela Medine’de, Yahudilerle yapılan ve sonraları “Medine Vesikası” olarak tanınan anlaşma bahsine baktığımızda, Medine’nin toplam nüfusu ne kadardır, Yahudilerin nüfusu ne kadardır, Müslümanların nüfusu ne kadardır, müşrik sayısı nedir, Medine’ye birkaç saatlik mesafede kabileler var mıdır, varsa nüfusları ne kadardır, ne kadarı Müslümandır, ne kadarı Yahudi’dir ila ahir. Nüfus yapısını, oranlarını, güç dağılımını bilmeden, Medine Anlaşmasını anlamak, oradaki hikmetleri keşfetmek, devlete giden yolun güzergahını tespit etmek, siyasi anlayış çerçevesi oluşturmak mümkün olur mu? Mevzuu bu misalden ibaret değil, her mesele sadece kuru hadise silsilesi şeklinde kayıt altına alınmakla Siyer yazılmış olur mu?
Bu çapta Siyer yazılmayınca, İslam’a dair her meseleyi anlamak zorlaşıyor, bilgimizle beraber anlayışımız da eksik kalıyor. Mekke devrinde, kırk kişi olan sahabenin meydana çıkmasından mülhem, bazıları on milyonluk şehirde (ülkeden bahsetmiyoruz bile) kırk kişi olunca meydana fırlıyor. Adamın o hadiseden hatırladığı sadece kırk rakamı, başka bir şey bilmiyor, anlamıyor, merak da etmiyor. Vahim bir durumda olduğumuzu söylersek, mübalağa etmiş olur muyuz?
Tefekkür faaliyetinde bulunalım da, ilmi altyapı, çerçeve, kaynak olmayınca, fikir tıkanıyor, akıl çıldırıyor. Anlayalım, anlamamız lazım, ne var ki her hadiseyi bahsini ettiğimiz şekilde ve çapta tetkik etmek, hangisinin hangi kaynakta olduğunu aramak bir insan ömrüne bedel. Alimler işlerini yapmayınca mütefekkirlerin işlerini yapmaları mümkün olmuyor. Bu tabii ki bir mazeret değil, ilim adamı işini yapmıyorsa, fikir adamı o işi de yapacak, fikir adamı işini yapmıyorsa, ilim adamı o işi de yapacak. Ne var ki verimli çalışma yapabilmek için, vazifelerin tevzi edilmesi, herkesin kendi vazifesini bilmesi gerekiyor. İlim adamı olmak, böyle bir çalışma yapmayı gerektirmiyorsa, varlık sebebi nedir?
Siyer-i Nebi bahsi, aynı zamanda tarih anlayışı ile ilgilidir. “İslam Tarih Anlayışı” yazı serimizde şikayet ettiğimiz bahislerden birisi bu. Sığ bir tarih anlayışından çıkan Siyer çalışmaları ancak mevcut eserlere vücut verebiliyor. Her şey birbiriyle ne kadar alakalı… Hangi konuda çalışacaksınız, hangisine yetişeceksiniz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir