İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-33-TALEBE ANLAYIŞI-2-

Risalet’in müderrisliği, sahabenin talebeliği… İşte İslam tedrisat anlayışının iklimi bu, bu iklimden süzülecek mana ve hikmet yekunu, eksiksiz bir anlayış ve nizamı kurmaya kafidir.
Sahabe bazı mevzularda nihai emsaldir. Nihai emsal olması zaruretendir, tercihen değil. Risalate rağmen değil, Risaletin tatbikat yekununu ikmal etmek için. Dikkat, mana yekununu değil, tatbikat yekununu… İslam tatbikat cihetiyle de “tamamlanmış” olduğu için, sahabe, cemiyet kadrosunu oluşturmak bakımından ve içtimai çerçevedeki diğer bazı meselelerde nihai emsaldir.
Sahabeye dair meşhur Hadis-i Şerifin anlaşılmaması, sahabenin tatbikat yekunu içindeki mevkiinin idrakine mani olmakta, mefhumu muhalifinden bakıldığında, sahabenin tatbikat yekunu içindeki mevkii anlaşılmadığı için “Ashabım göklerdeki yıldızlar gibidir…” Hadisi Şerifi idrak edilememektedir. Bu nakısaların tamamı, “külli anlayışa” sahip olmamaktan kaynaklanıyor. Sadece İslam tedrisat anlayışı veya bu anlayışın müderris ve talebe bahsi tetkik edilse mesele vuzuha kavuşuyor. Tek zaviyeden ve aynı zaviyeden bakanlar, bu tavrında ısrar edenler, İslam’ı anlamadıkları gibi tahrif ettiklerinin de farkında değiller.
*
Sahabenin hayatından talebelik bahsini (ve başka nihai emsal olduğu meseleleri) süzmek için “Hayat’üs Sahabe” çalışmalarının yapılması gerekiyor. Siyer-i Nebi çalışmasına ek mahiyet taşıyacak olan bu çalışma çeşidi, bu isimde kitapları hatırlayanların bileceği gibi, İslam İrfan Müktesebatında mevcuttur. Ne var ki Siyer-i Nebi bahsindeki izahlarımız ve tekliflerimiz, bu hususta da bakidir.
İslam tarihi ve medeniyetleri bir çok irfani mecrayı açmıştır. Bu mecraların kurutulmaması, beslenmesi, zenginleştirilmesi gerekiyor. Hacimli “Hayat’üs Sahabe” eserlerinin yazılması şart. Malum olduğu üzere bu külliyat, Siyer-i Nebi gibi müstakil eserlerden (külliyattan) olmayıp, Siyer-i Nebi külliyatının “eklerinden” olmalıdır. Bu külliyatın hazırlanmasının ön şartı da, mecburen Siyer-i Nebi külliyatının hazırlanmış olmasıdır veya en azından beraber hazırlanmalıdır.
Hayat’üs Sahabe türündeki eserler, Siyer-i Nebi çeşidindeki eserlere nispetle daha azdır, ikisi arasındaki kıymet ve kaynak mukayesesi cihetiyle az olmasında gayritabii bir hal yok. Ne var ki mevcut miktarı, Siyer-i Nebi bahsinde izah ettiğimiz gibi, ilmi ve fikri çalışmaları kafi derecede besleyemiyor.
Bu noktada bir hususu ifade etmeliyiz; Siyer-i Nebi ve Hayat’üs Sahabe çerçevesindeki eserlerin büyük bir kısmı tercüme edilmediği için, elan ülkede yaşanan kaynak sıkıntısı zuhur ediyor. Türkiye’de kullanılabilir kaynak mevcudunun az olmasının en büyük sebebi dil devrimidir. Bizi tüm müktesebatımızdan koparan o iş, İrfan Müktesebatımıza kör tenkitler yöneltmemize sebep oluyor. Bu hususa azami dikkat etmemiz gerekiyor. İslam İrfan Müktesebatı, elimizde bulunanlardan ibaret olmadığı için, “halimizi” tenkit çabaları, irfan müktesebatına yönelmemelidir. Böyle bir teşebbüs, ağır bir vefasızlık, hak tanımazlık, hassasiyetsizlik olur.
*
Sahabenin talebeliği ile ilgili (günümüzde çok ihtiyacımız olan) bir hususu izah edelim. Hakikat kaygısı, hakikat karşısındaki tavrı, hakikate teslim olma hassasiyeti, hakikati perdelememe tavrı…
Sahabenin bu husustaki keskin hassasiyeti, derin idraki, namütenahi teslimiyeti, talebeliğinin zirvesi, nispeti, merkezidir. Talebeliğin birinci vasfı hakikat kaygısı taşımaktır, tedrisatın birinci hedefi de talebede hakikat kaygısını inşa etmektir. Hakikat karşısında hazır ola geçmeyen bir insan, tedrisatın birinci safhasını geçememiş, tedrisatın ana müfredatına muhatap olacak hale gelememiştir.
Ülkemizdeki insanların şahsiyet meselesinin (probleminin) birincisi, hakikat karşısında nasıl tavır alacağını bilememek, hakikat kaygısı taşımamak, hakikate bilakaydu şart teslim olmamaktır. Bu problem sadece Müslümanlar için değil her düşünce sahibi insanlar için böyledir. Onlar için hakikat kelimesini “doğru” kelimesiyle değiştirerek okumak mümkündür.
Sahabenin hakikat kaygısının zirvede olmasının en mühim sebebi, tabii ki müderrisin Risalet tacına sahip olmasıdır. Orada hakikat en saf haliyle, en berrak haliyle, en sarih haliyle mevcuttur, tezahür etmektedir. Merkezdeki müderris, aynı zamanda “iman konusudur”, bu cihetle sahabedeki hakikate teslimiyet hassasiyeti zirveye çıkmıştır. Zaten hakikat kaygısının sahabede zirveye çıkması, merkezindeki Risaletten dolayı tabiidir. Bundan dolayı bize emsal teşkil edemeyeceği itirazında bulunanlar, Hayat’üs Sahabe talimlerinin eksikliğindendir. Risaletin irtihalinden sonraki hayatlarında da hakikat kaygısı, zirvededir. Birbirlerine karşı da davranışlarında da aynı hassasiyeti görmek kabildir.
Hakikat kaygısı vicdanlarda, akıllarda, şuurlarda, zihni ve kalbi evrenlerde yok olduktan sonradır ki mesafe almak zorlaştı. Mutlaka başka sebeplerde var ama sadece hakikat kaygısı ve hassasiyetinin yok olmasından veya zayıflamasından dolayı insanlar bir araya gelip konuşamıyor, sohbet edemiyor, birbirinden faydalanamıyorlar. Bir araya gelen insanlar, İslam’ın ülfetini gerçekleştiremediği gibi birbirine karşı husumet haznelerini dolduruyorlar. İnsanlar artık konuşa konuşa anlaşmıyor, konuşa konuşa ihtilafları çoğaltıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir