İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-35-SINIF ANLAYIŞI-1-

Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin sınıf teşkil etmesi, aynı zamanda İslam’ın ne olduğunu, nasıl anlaşılması gerektiğini gösteren en mühim hususlardan biridir. Yukarıdan aşağı doğru saymak gerektiğinde, tüm insanlığı bir sınıf olarak kabul etmiş ve onların tamamına söyleyeceklerini söylemiştir, tüm ümmeti bir sınıf kabul etmiş ve ümmetin tamamına söyleyeceklerini söylemiştir, zenginleri bir sınıf kabul etmiş ve onlara söyleyeceklerini söylemiştir, alimleri bir sınıf kabul etmiş ve onlara söyleyeceklerini söylemiştir ila ahir. Cemiyette birbirine benzeyen, şartları ve imkanları aynı olan insan guruplarını bir sınıf kabul ederek, sadece onlara söyleyeceklerini söylemiştir. Bu silsile ferde kadar inmiş ve her ferd için, onun mizaç hususiyetlerine, kudretine, imkanlarına, zafiyetlerine göre ona söyleyeceklerini söylemiştir.
Fakir insana zekat vermekten bahsetmek gerekmez, zekatın farziyyetini tüm ümmete söyledikten sonra, bir sınıfa tekrar etmek gerekirse, o sınıf, zekat nisabına sahip olan zenginlerdir. Dolayısıyla zenginlere zekatın farziyyetini tekrarlamakla kalmamış, faziletlerini de izah etmiştir. Keza zenginlere, zekatı anlatmakla iktifa etmemiş, aynı zamanda zekat dışındaki (farz olmayan) infaktan da uzun uzun bahsetmiş ve faziletlerini ifade etmiştir.
O’nun sınıf teşkili, müderrisliğinin kemaliyle mütenasiptir. Müderrislik, kimin neye ihtiyacı olduğunu tespit etmek, ona ihtiyacını vermek değil midir? İslam’ın yekunu, tüm ümmete söylenmiş olandır. Tüm ümmete söylenenlerden sonraki safha olan daha dar sınıflar ve hatta fertler, tedrisatın ana yapısını gösterir. Çünkü din vazetmek, tüm ümmete söylenenlerden ibarettir, ondan sonraki safha, tedrisata dairdir. Ümmete söylenenlerin yekunu dinin ta kendisi, ondan sonraki safhalarda yapılanlar ise ümmetin inşasıdır. Sınıf teşkili ise tedrisat ve inşa meselesinin özüdür.
Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin tebliğ ve tedrisat faaliyetleri birbirine karıştırılıyor. Dinin tebliği, tüm insanlığa ve tüm ümmetedir. Tedrisat ise ferd, cemiyet ve hayatın inşası için ihtiyaç duyulan farklı sahalardaki insan kadrolarının talim ve terbiyesidir. Bu çerçevede, bir ferdin veya gurubun talim ve terbiyesi için bizzat onlara söylediği söz tüm ümmet için esas teşkil etmez. Mesela bir bedevi gelip, “ne yaparsam kurtulurum?” diye sorduğunda ona, bazı emirleri sayarak “şunları yap” diye cevap veriyor, bedevi de, “ne eksik yaparım ne fazla yaparım” diyor, bu söz üzerine, “ne eksik yap, ne fazla, senin kurtuluşun için bu kafidir” buyuruyor. Oysa İslam, o bedeviye söylenmiş olandan ibaret değildir, işte tebliğ ile tedrisatın farkı, O, Risaletiyle biliyor ki bedevi ancak o söylenenleri yapabilecek kudrettedir veya hacmi ancak o kadarlık bir talim ve tatbiki kaldırmaktadır.
Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin sınıf teşkili, hitabında, üslubunda, mevzuunda tezahür eder. Buralardan süzülerek elde edilecek olan sınıf anlayışı, çok ince bir tertip gerektirir. İnce bir tertip, ince bir terkip, ince bir taksim… Siyer-i Nebi, bu cihetten didik didik edilmeli, mimiklerine kadar tetkik edilmeli, her Hadis-i Şerifi beyan buyurduğunda kaç kişilik bir muhatabı olduğu yani kaç kişilik bir sınıf teşkil ettiği, sınıfı oluşturan ashabın arasında kimlerin bulunduğu tespit edilmelidir.
Bu neviden tahkikler için Siyer-i Nebi ve Hayat’üs Sahabe çalışmalarının ciddi olarak yapılması lüzumuna işaret edelim.
*
Sınıf bahsi, maarif nizamında yanlış anlaşılan mühim meselelerdendir. Sınıf telakkisi doğru oluşturulamazsa, maarif anlayış ve nizamı oluşturulamaz. Sınıf teşkili, belli sayıda insanı bir mekanda toplamak değil, anlatacağınız konunun muhtevası, usulü, üslubu ile ilgilidir. Mesela kavmiyetçilerin en büyük sınıf teşkili, mensup oldukları kavimden ibarettir. Girift ve derin bir konu anlatılmak istendiğinde, az sayıda talebeden müteşekkil bir sınıf oluşturulabilir. Bu çerçeveden bakıldığında, sınıf teşkili, tedrisatın temelidir.
Sınıf teşkilindeki ilk esas, tedrisatın mevzuudur. Müfredat neyse ona göre sınıf teşkil edilmelidir. Sabit bir müfredat hazırlayıp, her sınıfa tatbik etmek doğru değildir. İlkokul seviyesindeki tedrisattan bahsetmediğimiz sanırım anlaşılıyor. Kaldı ki, ilkokul da bile çocukların bazı istidatları tezahür etmeye başlıyor, bu sebeple ilkokul da bile talebeler arasında seçim yapma ihtiyacı varittir.
Sınıf teşkilinde ikinci esas, maksattır. Tedrisattan (ve müfredattan) hangi maksadın gerçekleşmesi isteniyorsa, sınıf ona göre teşkil edilir. Müfredatın talebelere nakledilebilmesi mümkün olabilir fakat maksat gerçekleşemeyebilir. Talebinin müfredatı öğrenebilme ve anlayabilme mahareti kafi gelebilir ama müfredatın maksadını gerçekleştirmeyebilir, gerçekleştirmek istemeyebilir. Bazen tedrisatın gerçekleşmesi, müfredatın öğrenilmesi ve anlaşılması, maksadın gerçekleşmesi için kafidir. Bilginin öğrenilmesi ve anlaşılması bizzat maksadın ta kendisidir. Bu ihtimal, mevzuu ile maksadın vahdete erdiği haldir.
Sınıf teşkilinde üçüncü esas, istidattır. Talebeler, istidatlarına göre tasnif edilir, istidatlarına göre müfredat hazırlanır, istidatlarına göre anlatılır. İstidatlar, mizaç hususiyetlerinin güçlü olanlarıdır. Hayat tabii olarak istidatlar istikametinde yaşanır, öyleyse istidat talimi yapılmalıdır.
Sınıf teşkilinde dördüncü esas, şahsiyet inşasıdır. Her tedrisatın nihai maksadı şahsiyet inşasıdır, diğer maksatların hepsi asıl değil arizidir ve şahsiyete ektir. Ara menzilleri nihai menzil edinmek, doktor yetiştiriyor ama para için gerekmeyen ameliyatı yapmasına mani olamıyor. Oysa şahsiyet inşası, tüm tedrisatın ana maksadıdır ve tüm mesleklerin de ilk şartıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir