İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-5-İNSAN TELAKKİSİ-2-

İslam maarif anlayışının ana hedefi insanda vahdeti gerçekleştirmek olduğuna göre, insandaki temel tezatları bilmek gerekiyor. İnsan iç dünyasında çok sayıda tezat mevcut, nihai (en derindeki) tezat ise ruh ile nefs arasındakidir. Vahdet mimarisinin nihai maksadı da, en derindeki bu tezadı vahdete erdirmektir. Vahdet, ya terkip etmek veya izale etmek veya birini diğerine irca etmek veya birini diğerine tabi kılmak suretiyle gerçekleştirilir. Ruh ile nefs arasındaki temel tezadı ise ancak birini diğerine irca ederek aşmak ve vahdete ulaşmak kabil olur. Terkip etmek mümkün değildir zira ruh hiçbir şeyle terkibe tabii tutulamaz. İzale etmek mümkün değildir zira nefs yok edilemez. Öyleyse birini diğerine irca etmekten başka bir yol yoktur, irca edilecek olan ise nefstir. Maarifin tüm hedeflerine ulaşılsa fakat ruh-nefs dilemması baki kalsa maksat hasıl olmamıştır.
Nefsin ölümü, insanın ölümüdür. Nefs hayattır, dünyadır, onu öldürmek, insanı öldürmek ve hayatı bitirmektir. Zaten insanlar kendilerini öldürebilir (intihar edebilir) ama nefislerini öldüremezler. Tasavvuftaki bazı hususi hadiseler, hususi usullerin, hususi neticeleridir, başka disiplinlerde misalini bulmak kabil olmaz. Tasavvuf mecrasında elde edilen makamlarda da nefsi öldürmek sözkonusu değildir, müsaade edilmemiştir.
İnsan nefsini öldüremez fakat ruh nefsi öldürebilir, öldürüyor da. Bazı cezbe halleriyle bazı delilik çeşitleri, nefsin, ruh tarafından öldürülmesinin neticesidir. İnsan yapamıyor ama ruh yapabiliyor, yapma kudreti var çünkü. Nefsin ölümü ile neticelenen cezbe ve delilik halleri, ruh patlamalarıdır. Nefs, fani (ölümlü varlık) olduğu için, nefsin ölümü şeklinde gerçekleşen cezbe ve delilik halleri geçici değil kalıcıdır, tedavi edilmesi de imkansızdır. Nefs ölmüşse ölmüştür, ha dünyada ölmüş ha dünyadaki hayatın sonunda, bir daha dirilemez. Psikiyatrinin sınırı burasıdır, önüne gelen hastada ilk tetkik edeceği mesele, nefsin yerinde durup durmadığıdır. Fakat psikiyatri bu konuları bilmez.
İslam, nefsi öldürmek bir tarafa ona işkence etmeyi bile yasaklamıştır. İslam maarif anlayışında, nefsi öldürmeye yönelik hiçbir usul ve mevzuu yoktur, olmamalıdır. Nefsi öldürmek sözkonusu olmadığına göre, yapılacak iş, onu irca etmektir. Aslına irca etmek, ruha… İnsandaki vahdet mimarisinin çatısı, nefsi ruha irca etmek suretiyle kurulur.
İnsanda, bedenin dışındaki her şeyin kaynağı ruhtur, nefs de buna dahildir. Ruh olmadığında hiçbir şey varlığını devam ettiremez. Ruhtan başka bir kaynağa sahip olanlar bulunsaydı, ruh gittiğinde varlığını devam ettirebilirdi. Beden bile, kaynağı ruh olmamasına rağmen, ruh gittikten sonra varlığını devam ettirme istidadında değildir. Dolayısıyla insandaki her şeyin (bedende dahil) varlığının devamı ruha bağlıdır. Böyle olmasaydı, ruhtan başka bir kaynak daha bulunsaydı, insanda vahdeti gerçekleştirmek kabil olmazdı. Kaynak tek olduğu için vahdet mümkün…
Nefsin kaynağı da ruh olduğu için nefs ruha irca edilebilir. Fakat irca etmek, nefsi ruh haline getirmek veya onunla birleştirmek değildir. Ruhtan kaynaklanabilir (tabiri caizse ruhtan doğabilir) ama geri ruha dahil olamaz. Nefsin irca edilmesi, ruhi faaliyetlere mazhar ve tecelligah olabilecek hale getirmektir. Ruhun temayüllerini, hamlelerini, faaliyetlerini, tezahürlerini, aslında dokunmadan, bozmadan, değiştirmeden yansıtacak hale gelmesidir. Ruh nefsin de kaynağıdır ama nefs, ruhi faaliyetleri kendi bünyesine ulaştığında onları kendine benzetir, yani değiştirir, kendi tabiatına uygun hale getirir. Problem tam olarak bu noktadadır, nefs, ruhtan aldıklarını olduğu gibi yansıtsa mesele kalmaz.
Nefsi ruha irca etmek, ruha tabii kılmaktır, ruhun manivelası haline getirmektir, ruha itiraz eden değil itaat eden özelliğe kavuşturmaktır. Nefsi irca etmek, ruh ile nefsi insan için iki ayrı kaynak olmaktan çıkarmak ve insanı tek kaynağa bağlı hale getirmektir. Nefsi, ruhun zevk aldıklarından zevk alacak, ikrah ettiklerinden ikrah edecek hale geldiğinde irca işi neticeye ulaşmıştır.
*
Nefsin ruha irca edilmesi, tasavvuf mecrasında şekillenen usul iledir. Nefsin terbiye ve tezkiyesi olarak isimlendirilen bu iş, tasavvuf dışında başka bir ekol, mecra, anlayış, cereyan tarafından geliştirilememiştir. Geliştirme teşebbüsünde bile bulunulmamıştır çünkü böyle bir bahsi bilen bir “anlayış” veya “cereyan” çıkmamıştır. Tasavvufu reddetmek, ona itiraz etmek, özellikle de İslam dışı olduğu gibi hadsiz ve anlamsız şeyler söylemek, İslam Maarif Anlayışını temelden imha eder.
Tasavvufun tedrisatını, okullara sokmak kabil değildir. Tasavvufun kendi terbiye usulleri olduğu gibi terbiye müesseseleri (ve mekanları) da mevcuttur. Tasavvuf, kendi hususi teşkilatlanmasına ve müesseseleşmesine sahiptir ve bunun için şartların hazırlanması gerekir.
Maarif nizamının içine alınması mümkün olmayan tasavvufun, maarif nizamına paralel teşkilatlanmasının önü açılmalı, insanların nefs ve ruh terbiyesi için müracaat edebilecekleri imkan olmalıdır. Ruh ve nefs terbiyesi, “yüksek tedrisatın” üstünde yer alan “hususi tedrisat”tır, maarif nizamının zirvesidir. Maarif nizamı, insanı (Müslümanı) ruh-nefs dilemmasının önüne kadar getirebilir, burayı aşmak ve vahdet mimarisinin çatısını örmek için tasavvufa ihtiyaç vardır.
Nefs terbiyesi, ilim tedrisatı ile gerçekleştirilecek bir iş değil, bu sebeple ilmin zirvesine çıkan şahsiyetlerin de (hatta bunların mutlaka ve daha fazla) ihtiyacı var. Elli yaşına gelmiş büyük bir alimin, bu yaşta ve o kadar ilmiyle, baştan başlayacağı bir terbiye ve tedrisat sürecine girmesinin zorluğu aşikar, bu sebeple tasavvufun terbiye müesseseleri, tedrisatın paralelinde fakat hemzaman olarak gerçekleştirilmelidir.
Tasavvuf olmadan maarif olmaz. Tasavvufsuz ancak ilim tahsil ve tedrisi mümkündür, nefsi terbiye edilememiş ilim adamları ise sadece bilgi hamalıdırlar. Kendisine faydası olmayan ilmin, başkalarına (cemiyete) faydası olması beklenmez. Bilgi, sahibinden müstakil olarak kıymetli olduğu düşüncesi doğrudur. İlmin kıymeti, sahibine veya herhangi bir insana bağlı değildir. Fakat ilim, insan içindir ve insana faydalı hale getirilemiyorsa, müstakil kıymetini de kaybetmez mi? İslam Maarif Anlayışı, insan ile ilim arasındaki mesafeyi kapatmak, ilmin müstakil kıymetini teslim etmekle beraber onu insan havuzuna doldurmak, insan ile ilmi, şahsiyet terkibinde birbirine raptetmek için vardır. İrfanın manası da zaten budur. İslam eğitim anlayışı, bilgi ve ilim tahsilinden ibaret değil, irfanın gerçekleştirilmesidir. Bu sebeple “maarif anlayışı” tabirini kullanıyoruz.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir