İSLAM TARİH ANLAYIŞI-10-SAHABE-İ KİRAM-2-

İSLAM TARİH ANLAYIŞI-10-SAHABE-İ KİRAM-2-
Sahabe-i Kiram, İslam’ın kendi üzerinde tatbik edildiği içtimai kadrodur. Hakikatin (saf tatbikatın) faili ve mefulü halinde tatbikatın mevzuu olan birinci nesildir. Hem kendisine tatbik edilen hem de kendisinin tatbik ettiği hakikat, Sahabe-i Kiram ile içtimai havzasını oluşturmuş, Risalet’in merkezde bulunduğu müddetçe saf tatbikatı bünyesinde gerçekleştirmiş kutlu insan cemiyetidir. Sahabe-i Kiram olmasaydı İslam, nazari esaslar halinde kalacak, kitap olarak bize intikal edecek, tatbikatı yapılmamış ve gösterilmemiş olacaktı.
İslam tarihi, “ferdi hakikat” bahsinde Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz ile başlar, ferdi hakikatin içtimai tecelli, tezahür ve tatbikatı cihetiyle de Sahabe-i Kiram ile başlar. İslam, ferdi hakikat olarak Efendimiz Aleyhissalatü Vesselamın şahsında tecelli ederken, O’nda cem olmuş mana haznesi, tek tek ve toplu olarak Sahabe-i Kiramda hem zarf hem de mazruf halinde içtimai hayatını bulmuştur. Her Sahabe, kendi mizaç terkibiyle mütenasip olarak, Hz. Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin şahsında cem olmuş mana haznesini (ilmin şehrini), kendi şahsında tecelli ettirmiştir. Her Sahabe, İslam’ın tamamına muhatap olmak üzere, kendi mizaç hususiyetleri ve istidatları istikametinde, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizde tecelli eden hakikatin bazı veçhelerine varis olmuştur. Hakikatin tüm veçhelerine varis olacak bir mizaç terkibi hiçbir insana ihsan edilmemiş, o husus münhasıran Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimize lütfedilmiştir, ki bu meziyet Risalet’inin delilindendir.
Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin mizacı, tamamen müspet hususiyetlerden müretteptir ve her bir hususiyet de en mütekamil kıvamı oluşturacak miktar ve derecededir. Hiçbir insanın mizaç hususiyetleri (tabiat haritası), tamamen müspet mizaç hususiyetlerinden teşekkül etmemiş, içlerinde menfi mizaç hususiyetleri de bulunmuştur. Zaten imtihan, menfi mizaç hususiyetlerini zapt atlına almak, müspet mizaç hususiyetlerini kuvvetlendirmek için iktisap edilmesi gereken ahlak ve akıl bünyesi içindir. Tüm mizaç hususiyetleri müspet olan bir insanın tabiatı gereği yanlış yapması sözkonusu olmaz, o, doğru yapmaya memur hatta mahkumdur. Bu halde imtihan sırrının ortadan kalkacağı, mecburen doğru, güzel, iyi yapacak olanın imtihandan müstağni kılındığı görülür.
Sahabe-i Kiram, insanlığın tabiat haritasında, müspet mizaç hususiyetlerine en fazla sahip olan cemiyet kadrosudur, bu hal, o cemiyetin merkezindeki Risalet’e bir ihsandır. Lakin, mizaç hususiyetlerinin tamamı müspet olan bir insan (Resuller ve Nebiler dışında) yaratılmamıştır (En doğrusunu Allah Azze ve Celle bilir). Bu sebeple Sahabe-i Kiram müspet mizaç hususiyetlerinin fazlalığına rağmen, menfi mizaç hususiyetleri de taşır. Buna rağmen hakikatin üzerlerinde tatbik edildiği birinci nesil olmak cihetiyle (ihsanıyla), menfi mizaç hususiyetlerini zapt altına alacak ve müspet mizaç hususiyetlerini kuvvetlendirecek bir iman ve ahlaka sahip olmak bakımından tarihin o çaptaki tek kahraman cemiyetidir. Sahabe-i Kiramın, itaat ve cihattaki kahramanlıkları bilinir, daha mühim olan ise tevarüsen aldıkları o iman ve ahlakı, ömür boyu muhafaza edebilen “ahlak kahramanları” olmasıdır.
Ahlak kahramanları, asalet abideleri onlardır ki, bir ömür boyu istikametini şaşırmasın, bir ömür boyu hassasiyeti azalmasın, bir ömür boyu teyakkuz ve hamle halinde bulunsun… Sahabe-i Kiramın en kısa tarifi budur, ömür boyu asil kalmak…
Sahabe-i Kiramı anlamak gerekiyor. Sahabe-i Kiramın bazı söz ve tatbikatlarında hata arayanlar (hata tabii ki mümkün) ve sadece hata olduğunu düşündükleri noktalara yoğunlaşanlar, mevzuun derinliğinden haberdar olmadıkları için ne dediklerinin farkında değiller. Şia rüzgarına kapılmış bir takım akıl fakirleri, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizdeki mana haznesinin tamamının tek bir insanda tecelli etmeyeceğini, edemeyeceğini, hiçbir insanın yalnız başına o ağırlığı kaldıramayacağını anlamayanlardır. Hz. Ebubekir Radiyallahu Anha’nın rikkat ve sadakat, Hz. Ömer Radiyallahu Anha’nın celadet ve adalet, Hz. Osman Radiyallahu Anda’nın haya ve edep, Hz. Ali Radiyallahu Anha’nın ilim ve akılda temayüz edip, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimize hususen bu cihetlerden varis olduklarını anlamak gerekiyor. Şia’da tecessüm etmiş tefekkür faciası, bir Müslümanın Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimize tamamen varis olabileceği, ondaki mana haznesini mütekamil şekilde şahsına alabileceği ve taşıyabileceği vehmi, sadece İslam’ı anlamamakla ilgili olmayıp aynı zamanda insanı da anlamamış olduğuna delildir. Bire bir temsiliyet düşüncesindeki facia, Şia hezeyanlarını, “masum imam” vehmine kadar götürmüş, imamların söz ve tatbikatlarını Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın söz ve tatbikatlarıyla denk tutmayı gerektirmiştir. Şia’nın ürettiği misilsiz zehir, Sahabe-i Kiramın tamamını cemiyet kadrosu olarak tasfiye etmek çabasının eseridir ve bu hedefe ulaşmak için Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselama birebir veraset ve temsiliyeti mümkün görmüş ve imameti bu şekilde ihdas etmiştir. Müslümanlar bu zehirden korunmalı, bu zehri bünyesine alanlar da kusmalıdır. Birebir veraset ve temsiliyet, Risalet çapında bir insandan bahsetmeyi gerektirir, bunu farketmiş veya farketmemiş şekilde, imameti Risalet seviyesine çıkarmışlar, dini içten imha etmişlerdir.
*
“Sahabe-i Kiram, tabii ki gökteki yıldızlar gibidir”, hangisine ittiba edilirse edilsin, merkeze ulaşır. Bu mevzuda anlaşılmayan nokta, Sahabe-i Kiramın Risalet’e olan verasetinin, cemiyet kadrosu halinde tezahür etmesidir. Sahabenin herhangi birisi, bir hususta yanlış düşünür veya yanlış yaparsa, içinde bulunduğu içtimai havza, yani Sahabe-i Kiram kadrosu, o yanlışı düzeltmiştir. Bir beyan veya hareketi parantez içine alıp, siyakından ve sibakından tecrit ederek propaganda yapan Şii alçaklar, o beyan veya hareketi takip etseler, içtimai havzadaki deveranın bir yerinde düzeltildiğini göreceklerdir. İçtimai veraset de tam olarak budur. İçtimai varoluş havzası olan Sahabe kadrosu, bünyesinde öyle bir deveran haritası oluşturmuştur ki hiçbir yanlış o bünyede yaşayamamakta, barınamamakta, bir müddet sonra ifrazat olarak dışarıya atılmaktadır. Propagandist alçaklardan başka her samimi Müslüman, Sahabe-i Kiramın hayatında bu manayı olduğu gibi görmüştür.

İSLAM TARİH ANLAYIŞI-10-SAHABE-İ KİRAM-2-” hakkında 2 yorum

  1. Kusura bakmayın İslam ile ilgili hiçbir şey bilmiyorsunuz. Sizin anlattığınız Hafsa-Aişe-Ebubekr-Ömer-Osman silsilesindeki bidattir. “Külli bidatün delale ve delale fiskün ve külli fiskün finnar” hükmünce yukarıdaki zevatın dinini Hz. Peygamber ve onun cüzü olan Fatıma ve 12 masumun temsil ettiği Fırkayı Naciye yani Kitap(vahiy) ile sünnetin kendisi olan ıtreti resul şeriat-ı İslamdır.Gerisi yukarıdaki zevatın kıylukali yani kendi görüşüdür. Din onların babalarının dini midir bu kadar rahat at koştururlar! Sizi hakiki ŞERİATİ İSLAMA DAVET EDERİM KARDEŞİM Yani Ehlibeytin yoluna!

  2. ehli beytin yolunamı- yoksa ”takıyye” yaparak katil iran mecusilerinin yolunamı davet ediyorsun…sizlerin yalanlarını(takıyyelerini) ehli beyt üzerinden yıllarca mazlum rollerinize kimse inanmıyor… bu yalanlara artık kimse inanmıyor pers-mecusileri kendinize başka yalanlar bulun…bizler sizlerin nasıl bir katil ve ümmet( ehli sünnet vel cemaat) düşmanı olduğunuzu çok iyi biliyoruz…hadi İRANA…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir