İSLAM TARİH ANLAYIŞI-15-“DİN İLE İNŞA” DEVRİ-1-

İSLAM TARİH ANLAYIŞI-15-“DİN İLE İNŞA” DEVRİ-1-
Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın irtihalinden ve dinin ikmal edilip mühürlenmesinden sonra “din ile inşa” devri başladı. Bu devir tabii ki Hz. Ebubekir’in (RA) hilafeti ile başlamıştır, Raşit halifeler bu devri başlatmıştır ama esas vazifeleri, Risalet ile Riyaset arasındaki zorlu geçişi gerçekleştirmek olmuştur. Önceki peygamberler dönemindeki hadiseler hatırlandığında, bu geçişin ne kadar sancılı olduğu, bir kısmında geçişin sağlanamadığı görülür. Bu sebeple ve özellikle Hz. Ebubekir’in (RA) devr-i hilafetleri, bu geçiş sürecinin ta kendisidir ve din ile inşa bahsinde neredeyse hiçbir şey yok gibidir. O mümtaz sahabenin “sadakat” vasfının da tesiriyle, “olduğu gibi” tatbik etmek hassasiyeti itina ile muhafaza edilmiştir. “Olduğu gibi” muhafaza edilirken, Risalet devri ile Riyaset devri arasındaki geçiş dikkatli şekilde gerçekleştirilmiş ve sonraki halifelere muhkem bir zemin hazırlanmıştır.
Hz. Ömer (RA) devri, “din ile inşa” devrinin bidayeti sayılabilir, Hz. Ömer (RA) ise o devrin “kurucu şahsiyeti” olarak tarihe geçmiştir.
*
Raşit halifeler devri, Sahabe kadrosunun azalarak da olsa yaşadığı, içtihat meclislerinin Sahabelerle teşkil edildiği bir zaman dilimidir. Sahabe, Risalet tedrisatının talebesi, Risalet tatbikatının da şahidi olduğu için, İslam’ın muhtevasını ve hayata naklini en iyi anlayan kadrodur. Bu ve sayısız sebeple “din ile inşa” devrinin anlayış çerçevesini oluşturma salahiyet ve liyakati tabii ki Sahabe-i Kirama aittir.
Sahabe-i Kiramın Risalet tedrisatından geçmesi, dinin kendi üzerlerinde inşa edilmesi, din inşasının teferruatına kadar şahit ve malik olması, en küçük İslami kaideyi bile hayati ehemmiyette görmesi, “din ile inşa” devrini başlatmak ve başarıyla yürütmek için lazım olan hususiyetleri ve maharetleri kendilerine kazandırmıştır. “Din inşası” ile “din ile inşa” arasındaki farkı sarahaten görmüş ve anlamış, neyin “din inşası”, neyin “din ile inşa” olduğunu kavramış, aradaki ince hududu aşmamak için azami gayret göstermiştir. İçtihat ile reform arasındaki soğan zarı kadar ince perdeyi zedelememek için gösterdiği fevkalbeşer gayret destanlık çaptadır.
Ümmetin şiddetle ihtiyacı olan misallerden birisi, hem “din inşasına” şahit olan ve onu anlayan hem de “din ile inşa” faaliyetinin nasıl yapıldığını gösteren bir kadrodur. Dinin olduğu gibi muhafaza edilmesi ile “din ile inşa” etmenin nasıl olduğunu gösterecek bir kadro ihtiyacı, her insanın peygamberlik tavrına bürünme ve din inşa etme tehlikesinden kaynaklanır. Bu tehlikenin kurtuluş emsali sahabedir, usulü sahabenin içtihat anlayışıdır, yolu da onların yoludur.
*
Allah Azze ve Celle’nin kitab-ı kerimini kabul etmemek, onun yerine kendi aklının verilerini koyarak hukuk ikame etmek uluhiyet iddiasıdır, İslam ıstılahında böyledir ve bunu hiçbir Müslüman reddetmez. Buna mukabil, Allah Azze ve Celle’nin din vazetme usulünü reddetmek bazı Müslümanlar arasında moda haline gelmiştir. Allah Azze ve Celle, dinini kitap halinde insanların önüne koymamış, vahyi Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimize bildirmiş, onun nakletmesini, kendi beyanlarıyla (Hadis-i şerif) izah ve tatbikatlarıyla (Sünnet-i Seniyye) göstermesini irade etmiştir. Usul buysa (ki budur), mealinden Kur’an-ı Kerim okuyarak, bir Ayet-i Kerime hakkında Hadis-i Şerif olup olmadığını, Sünnet-i Seniyye bulunup bulunmadığını umursamamak, Risalet iddiası değil midir? Vahyi umursamamak uluhiyet iddiası olduğuna göre, Sünnet-i Seniyyeyi umursamamak nedir? Nazari çerçevede Hadis-i Şerifi ve Sünnet-i Seniyyeyi reddetmiyor olmanın, tatbiki sahadaki alameti nedir? Kur’an-ı Kerimi mealinden okumayı kafi sayan, okuduğu Ayet-i Kerime hakkındaki Risalet beyanı ve tatbikatını merak etmeyen, sadece mealinden anladığı ile iktifa eden ve onunla yaşamaya çalışanlar, Risaletsiz bir dine inanmış olmuyor mu? Bu çeşit kişilerin tamamı da Risalet’e inanıyor hiç şüphesiz ama inandığını ispatlaması gereken birinci husus, Kur’an-ı Kerimin anlaşılması meselesi değil midir? Bu noktada Risalete ihtiyaç duymayan birisi için Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz sadece tarihi bir şahsiyet olarak kalmaz mı? İşte bu çeşit kişiler, Risalet ile Riyaset arasındaki zorlu geçidi aşamamış, o dar geçitte nefsinin tuzağına düşmüş ve İslami anlayışını kaybetmiş kişilerdir. Bunların elinde kalan “kuru bir akıl”dır ve onun peşine düşmüşlerdir.
Kur’an-ı Kerim’deki namaz emrini okuyan birisi, namazın ne olduğunu, nasıl kılınacağını nereden çıkarabilir? Hadis-i Şerifler vahyin “niçin” sorusunu cevaplayan izahat, Sünnet-i Seniyye, vahyin “nasıl” sorusunu cevaplayan tatbikattır ve o olmadığında anlamak ve tatbik etmek kabil değildir. Namazın nasıl kılınacağını çocukluğunda ilmihal kitaplarından öğrenip kılmaya başlayanlar, “namaz kılma” emrinin sünnet olmadan gerçekleştilemeyeceğini farketmiyor. Namazın nasıl kılınacağını da “usulüne uygun” hazırlanmış kitaplardan öğrenenler, sonra Kur’an-ı Kerimi anlamak için mealini okumayı ve kendi aklıyla hüküm çıkarmayı mümkün görüyor. İlmihal ve fıkıh kitaplarından öğrendikleri bilgileri zihinlerinden söküp alsak, en sarih emrin veya tavsiyenin bile nasıl tatbik edileceğini anlamaktan aciz kalacaklar ama bunun bile farkında değiller.
*
Risalet ile riyaset arasındaki zorlu geçişi, keskin bir idrak, sınırsız bir sadakat ve yüksek bir hassasiyet ile gerçekleştiren Sahabe-i Kiram, Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizden aldıkları emaneti, Allah’ın dinini, ümmete en berrak şekliyle teslim etmiştir. Risalet ile Riyaset arasındaki geçit o kadar zorludur ki, Sahabe-i Kiramın, dini tahrif etmeden hatta zedelemeden mahirane şekilde gerçekleştirdiği o hamle, on dört asırlık tecrübeye rağmen bu gün hala bazı Müslümanların takıldığı bir sırat köprüsü olmaya devam ediyor. O sırat köprüsünden sıhhatli şekilde geçmeden, emaneti geçirmeden “din ile inşa” devrinin başlaması imkansızdı. O köprüden geçemeyenler (Allah muhafaza) “din inşa” etmeye devam ediyor, on dört asırlık müktesebat ve tecrübeye rağmen hala “din ile inşa” faaliyetini başlatamıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir