İSLAM TARİH ANLAYIŞI-8-ASR-I SAADET-5-

İSLAM TARİH ANLAYIŞI-8-ASR-I SAADET-5-
İslam sadece nazari beyanlardan ibaret değil, vahiy, kitap (toplam) olarak bir şahsa veya yere indirilmiş ve insanlara oradan alıp tatbik etmeleri istenmiş bir metin değil. Din, defaten de beyan buyurulmuş değil, tedrici şekilde inşa edilmiştir. Asr-ı Saadet 63 yıldır, ilk kırk yılı Risalet inşası, ikinci 23 yılı da din inşası devridir. Asr-ı Saadetin 23 yıl olduğu istikametindeki anlayış yaygındır, bu anlayış yanlış da değildir. Yirmi üç yıllık devir, din inşası safhası olduğu için, bu şekilde kabul etmek de sıhhatlidir ama Risalet mevzuunun ehemmiyeti ve dinin inşai kaynağı olma hususiyeti dikkate alındığında, Asr-ı Saadetin altmış üç yıl olarak anlaşılmasında fayda var.
Asr-ı Saadetin ilk kırk yılında Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz, ceddi Hz. İbrahim Aleyhisselamın dini üzeredir, o din üzere o kadar hassastır ki, insanların, Hz. İbrahim Aleyhisselamın dini üzere O’na ittiba etmesi gerekir. Lakin O herhangi bir vazife almadığı için bir beyanı ve daveti yoktur. Ne var ki Mekke, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizi, “El-Emin” olarak tanımış, vasıflandırmış ve ihtilaflarını O’nun önüne getirmiştir. Yani hayatın tabii akışı içinde O, zaten “merkezi şahsiyet” haline gelmiştir.
*
Resul olarak yaratılan ruh, bilinmez ki ne kadar zaman sonra bedenini buldu, ona taalluk etti ve onu madde olmaktan çıkaracak kadar yani kırk yıl ona nüfuz etti. İlk yaratılan varlık olan O’nun ruhu yani nur, kendisine emanet edilen bedeni, miraçta “huzura” çıkaracak hale getirdi. Ruh ile beden arasındaki tenasüp sağlandığında (En doğrusunu Allah Azze ve Celle bilir) evvelin evvelindeki Risalet vazifesi tevdi edildi. Evet, tabii ki Asr-ı Saadet 63 yıldır. Kırk yılın kırkıncı yılında, büyük hasret sona erdi, büyük vuslat vaki oldu, “Nur” ile onun mahfazası olan beden birleşti. Tabii ki ilk kırk yıl Asr-ı Saadete aittir, zira hasret, vuslata dahildir.
Kırk yıllık devirde O, Allah’ın dini üzeredir, hiçbir düşünce ve hareketi Allah’ın dinine mugayir değildir. Fakat o kırk yıl Hz. İbrahim Aleyhisselamın dini üzeredir ve kırkıncı yıl o din, yeni dinin muhtevasında mahfuz olmak kaydıyla mülgadır. Bu sebepledir ki kırk yıllık hayat Allah’ın dini (Hz. İbrahim Aleyhisselamın tebliğ ettiği din) üzeredir ama yeni din vazedildiği için eskisi emsal değildir. İlk kırk yılın Asr-ı Saadete dahil olma sebebi, Hz. İbrahim Aleyhisselamın dini üzere yaşanmasından dolayı değil, yeni dinin Risalet’inin hazırlanış safhası olmasındandır.
Risalet ve Nübüvvet, kesbi mesleklerden değildir, bu cihetle kırk yıllık hazırlık devresi, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin cehdiyle ilgili değil, Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin O’nu Risalet’e hazırlamasıyla alakalıdır.
*
Kırk yılda Risalet inşası ikmal edilmiş, din inşası başlamıştır. Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin beyanları, Resulünün beyan ve tatbikatları yekununa İslam dendi. Bir harf veya nokta fazla veya eksik olmamak üzere din budur. Dinin inşa süreci, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin son nefesine kadar devam etmiş ve orada kemal bulmuştur. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın son nefesi, dinin mührüdür.
Din o mühür üzere muhafaza edilmelidir, Müslümanların ilk vazifesi ve mesuliyeti budur. Muhafaza vazifesi, tüm vazifelere mukaddemdir, ondan önce bir vazife ihdası yanlıştır. Müslümanlara emanet edilen sadece vahiy değil, yekun ifadesiyle İslam’dır, bu sebeple Hadis-i Şerifler ve Sünnet-i Seniyye de muhafaza dairesindedir.
Din inşası bittikten ve mühür vurulduktan sonra, “din ile inşa” devri başlamıştır. Müslümanlar, “din inşası” ile “din ile inşa” bahislerini birbirinden hassas şekilde tefrik edebilmeli, dikkatli şekilde anlamalı, her ikisinin de gereğini gayretle yapmalıdır.
“Din ile inşa” faaliyetinde ayarın hafiften kaçırılması, (Allah muhafaza) “din inşası” sınırlarını zorlamaya başlar. Din inşası sahasına bir milimetre kare bile giren kişi, Risalet iddiasında bulunmuş olur. Bu cümleden olarak, sadece vahiyden bahsedenler, buna mukabil Hadis-i Şerif ve Sünnet-i Seniyyeyi ihmal edenler, din inşası ile meşgul oluyorlar.
“Din inşası” ve “din ile inşa” bahisleri, İslam Tarih Telakkisinin ana taksimidir. Bu bahisleri, bu bahisler arasındaki farkı ve sınırı anlamayanlar, İslam Tarih Telakkisi ile ilgili hiçbir şey bilmiyor ve İslam adına da hiçbir şey anlamıyor demektir. Zaten İslam Tarih Telakkisi, İslam’ın ne olduğunu, nasıl anlaşılacağını, mevzuu taksim ve tasnifini gösterir. Diğer tarih telakkilerinden fersahlarca uzak olan kendi tarih telakkimiz, herhangi bir ilmi disiplin olmayıp, İslam’ın tarihi silsilesini gösteren bir haritadır.
*
Din inşası Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin inhisarındadır, O, dinini, Resulü vasıtasıyla inşa etmiş ve dünyaya vazetmiştir. Öyleyse din inşası, Cenab-ı Allah’a ve O’nun ihsan ve iradesiyle Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimize aittir.
Yirmi üç yıllık devirde, tedrici olarak inzal, inşa ve tatbik edilen din, daha sonraki nesiller tarafından tertip ve tedvin, tefsir ve teşrih edilmiş, ilimleri ve ilim mecraları ihsas ve teşkil edilmiştir. Hadis-i Şeriflerin cem ve tertip edilmesi için seferber edilen ruh, tarihte hiçbir insan kadrosunun gerçekleştiremediğini yapmıştır. Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimize birkaç nesillik zaman mesafesinde bulunan muhaddislerin hassasiyet ve gayretlerini umursamadan, on dört asırlık zaman mesafesinden “Sahih Hadis” arayışına girenlerin ahmaklık çapı, on dört asırda bir görülebilen cinstendir. O ahmakların bu tür iddialarına meyledenlerin ahmaklıkları ise ölçü ve mikyas kabul etmez, Asr-ı Saadete birkaç nesillik uzaklıktaki büyük alimlere itimat etmeyenler, Asr-ı Saadete on dört asırlık uzaklıktaki serserilere itimat etmeyi tercih edebilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir