İSLAM TESLİM ALINIYOR

İSLAM TESLİM ALINIYOR (Kapak Konusu)

NOT: “Ahlak ve İstikamet” dergisi 1. sayıda yayınlanan yazı

Tarihte birçok din veya dünya görüşü, muhalifleri, hatta en şedit düşmanları tarafından teslim alınmıştır. Bir dinin veya dünya görüşünün başına gelebilecek en vahim hadise, muhteva cihetiyle teslim alınmasıdır. Muhteva cihetiyle teslim almak, muhtevanın asli mihverini değiştirmektir, meşhur adıyla reforma tabi tutmaktır. Bunun en rezil misali, Hıristiyanlığın Roma’yı fethetme teşebbüsünde gerçekleşmiştir; Hıristiyanlık Roma İmparatorluğunu fethetmiş ama Roma da Hıristiyanlığı teslim almıştır. Hıristiyanlık paganlaşmış, Roma ise paganizmin bir kısmını kırparak teslise razı olmuştur. Tarihi süreçlerin tafsilatıyla meşgul olmak bizim işimiz değildir, netice olarak birbirini teslim almışlar, ortak noktada buluşmuşlardır.
İslam teslim alınabilir mi? Asla… Hıristiyanlığın teslim alınma şekli İslam için muhaldir. Bu manada İslam, asla teslim alınamaz.
*
Hıristiyanlıkta yaptıkları gibi İslam üzerinde de reform teşebbüsleri tarih boyunca görülmüştür. Hala oryantalist projelerde açıkça görülmektedir. Fakat tarihteki teşebbüsleri akim kalan kafirler, İslam’ı teslim almak için yeni metotlar geliştirmektedir. Yani İslam’ı teslim alma teşebbüsleri, her hamlede akamete uğrasa bile durmamakta, her defasında farklı metotlarla devam etmektedir.
Alimlarimiz, ariflerimiz, mütefekkirlerimiz, İslam’ı teslim alma teşebbüslerine karşı tarih boyunca insan idrakini (aklını) patlatacak çapta ve irtifada (seviyede-yükseklikte) tefekkür faaliyetleri gerçekleştirmiş, bu çerçevede de fiili mücadele yürütmüştür. Müslümanların en zayıf oldukları dönemde bile bu faaliyetler kesintisiz devam etmiştir.
*
Reform çabaları da dahil olmak üzere İslam’ı teslim alma teşebbüslerinin her çeşidi, idraksiz (ve gafil) Müslümanlar veya münafıklar olmadan yürütülememiştir. Meselenin hassas noktası burasıdır, İslam’ın muhtevası üzerinde operasyon (tahrifat, reform) yapma teşebbüslerini umumiyetle Müslüman kisveli hainler üstlenmiştir. Hala Türkiye’de bu tür hainler mevcuttur, mealcilik türünden nevzuhur operasyonlar en meşhur olanlarıdır.
İslam’ı teslim alma teşebbüslerinin muhteva tahrifatı (reform şubesi), Ehl-i Sünnetin inşa ettiği muhkem bilgi evreni tarafından boşa çıkarılmıştır. Ehl-i Sünnet, hem bizzat İslam’ın kendisidir hem de İslam’ın muhkem muhafızıdır.
*
Reform türü teşebbüslerden netice alamayan kafirlerin yirminci asırda en fazla takip ve tatbik etmek istedikleri metot, İslam’ı sınırlandırmaktır. Muhteva üzerinde operasyon (reform) yapmaksızın, fiilen İslam’ın ölçülerini gündeme getirmemek, getirilmesini önlemek, getirenleri tahkir ve tecrit etmek… Başka bir ifadeyle, İslam’ı, hayatın dışına atmak, ibadethanelere ve zihinlere hapsetmek, tatbikatına mani olmak…
İslam’ı teslim almanın en çağdaş(!) yolu bu… İslam’a doğrudan saldırmadan, İslami ölçüleri gündeme getirenlere veya tatbik etmek isteyenlere saldırmak… Açıkça İslam düşmanı olarak görülmelerine mani olan bu taktik, halkın nezdinde de ihmalen itibar görüyor.
*
Kafirler İslam’ı teslim almanın yeni yolunu uygulayamaz. Kafir birisinin İslam’ın herhangi bir ölçüsüne karşı veya o ölçüyü gündeme getirene karşı düşmanca tavrı, en cahil Müslüman tarafından bile reddedilir.
İslam’ı gündemden ve tatbikattan uzak tutmak, ancak Müslümanlar eliyle yapılabilir. Yani İslam’ı dünyadaki en güçlü küfür mihrakları dahi teslim alamaz ama Müslüman kisveli insanlar onu teslim edebilir. Meselenin hassas noktası burası; İslam’ı teslim eden Müslüman olmazsa, küfür İslam’ı teslim alamaz.
*
CHP, İslam’ın gündeme getirilmesini ve tatbik edilmesini fiilen engelleyen siyasi örgüttür. Tatbikatının adının laiklik veya başka bir şey olmasının önemi yok… CHP, devlet ve ordu desteğiyle seksen yıl İslam’ı tatbikatta eksiltmek, yani teslim almak teşebbüsünde bulunmuştur. Fakat CHP, bu milletin sinesinde yer edememiş, millet çapında taban bulamamış, seçim yoluyla da iktidar olamamıştır. Özellikle de milletin onu hasım olarak görmesi, İslam’ı fiilen teslim alma teşebbüsüne karşı ciddi bir mukavemet göstermesine sebep olmuştur.
Ne var ki Erdoğan ve Ak Parti, hem İslam’ı temsil iddiasında bulunmak hem de Müslüman tabana sahip olmak cihetiyle bu imkana sahiptir. Milletin Erdoğan’a itimadı, İslam’ın fiilen teslim edilmesi için uygun bir fikri, siyasi, içtimai altyapı oluşturmaktadır.
Son zamanlarda açıkça ve cüretkar şekilde, İslam’ın ölçülerinden bahseden Müslüman münevverleri ve kadroları hem de CHP’lilerin iddia ve ifadelerine uygun şekilde tahkir etmek, vazifelerinden ihraç etmek, hatta itibarsızlaştırmak gibi vahim tatbikatların faili ve merkezi haline gelmiştir. Gerekçelerinin ne olduğu mühim değildir, özellikle Erdoğan veya partisinin zarar görmemesi gibi ucube gerekçelerin hiç önemi yok…
*
Partizan tetikçiler tarafından “ümmetin lideri” olarak propagandası yapılıyor, hatta hiçbir ölçüyü umursamamakta ısrarlı serseri tetikçiler tarafından “halife” olduğu propagandası yapılıyor Erdoğan’ın… Ümmetin lideri veya halife olduğuna dair propagandanın yanında, İslami ölçülerden bahsedilmesine bile engel olan bir Erdoğan… Münevver camia, tetikçilerin bu tür serseriliklerine tabii ki meyletmiyor ama Erdoğan’a itimat eden milyonlarca vatandaş; İslami ölçülerin ifade ve tatbik edilmesine mani olunmasını, “Öyleyse İslam’ın bu ölçüleri günümüzde uygulanamaz” türünden sapkınlıklara savrulabiliyor.
Halk lidere bakar, lidere itimat eder, liderin arkasından gider, onun söylediği sözleri ve yaptığı işleri “meşru” görür. Ümmetin liderliği veya halifelik veya İslam’ın dünyadaki temsilciliği gibi uydurma sıfatlarla propagandası yapılan Erdoğan, halk üzerindeki tesirini bilmiyor olamaz. Müslüman halkın zihninde, İslam’ın bir kısmının uygulanabileceği, bir kısmının uygulanamayacağı türünden hezeyanların yerleşmesine sebep olmak, umursanmayacak bir tehlike midir?
Müslümanların en mühim mükellefiyetleri imanlarını muhafaza etmektir. Her Müslüman hem kendi imanını hem de imkanları ölçüsünde diğer Müslümanların imanını muhafaza etmelidir. Mesele imana gelip dayandığında hangi gerekçe meşru olabilir ki? Erdoğan’ın siyasi tavır ve tatbikatlarının muhtemel neticelerine dair düşünmüyor olması mazur görülebilir mi?
*
Aldanmanın yolu itimattan geçer. En cahil insan bile itimat etmediği birisi tarafından aldatılamaz. Ticaretten siyasete, fikirden imana kadar aldanmanın temel unsuru itimattır. Milyonlarca insanın kendisine itimat ettiğini bilen bir Müslüman, imana taalluk eden bir meselede dikkat ve hassasiyet göstermeyebilir mi? “Bana oy versinler de…” diye başlayan ve devamı her türlü hezeyanla doldurulabilecek bir siyasi tavır içinde olmak bir Müslüman için muhal olmalıdır.
Müslüman liderlerin bir vazifesi de, kendine itimat eden halkı, asli mecrasına (mefkuresine, yani İslam’a) sevk etmektir. İslami hassasiyeti kafi seviyede olmayan ama kendisine itimat eden halk kitlerini İslam’a sevk etmek yerine, sadece oy almaya yoğunlaşıp, özellikle de imanla alakalı meselelerde umursamazlık yapamaz. Erdoğan, manevi sahada çok hassas dengeler üzerinde oturuyor, halkın zihni evrenine hem müspet hem de menfi tesir icra edebilecek bir mevkide duruyor. Halkın ve Müslümanların zihni evrenine dönük menfi tesirlerinin ahirette (mahşerde) ağır neticeleri olacağını asla unutmamalıdır.
*
Erdoğan’ın Müslüman olup olmadığını tartışacak kadar gaflete düşmeyiz, zaten Müslüman olarak biliriz. Fakat Erdoğan’ın siyasi tavır ve tatbikatının nerelere ulaştığını teşhis etmek ve vahim neticelerini ortaya koymak bizim vazifemizdir.
Erdoğan, samimi bir Müslümansa eğer, İslam’a dair tavırlarını gözden geçirmeli, vahim neticeleri olan tatbikatlarından kamuoyunun anlayacağı şekilde vazgeçmelidir.
Erdoğan, siyasi tavırlarının İslam’a maliyetinin farkındadır veya değildir, onu bilmeyiz. Fakat İslam’ın teslim alınması manasına gelecek tavır ve tatbikatlara karşı şiddetle mücadele edeceğimiz bilinmelidir.
EBUBEKİR SIDDIK KARATAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.