İSLAMCILIK MESELESİ-22-FİKRİ ÜRETMEK Mİ, TEKRARLAMAK MI?

İSLAMCILIK MESELESİ-22-FİKRİ ÜRETMEK Mİ, TEKRARLAMAK MI?
Bir yazar için Türkiye’de konu tükenmez, biraz zeki olanlar için hayatta da konu tükenmez. Yılda 365 gün köşe yazısı yazan bir insan için, hayatta konu sıkıntısı çekmesi beklenmez. Türkiye’deki köşe yazarlarının “günlük” yazı yazamamaları konu eksikliğinden değil, onların kifayetsizliğinden.
Aslında milyonlarca konu var fakat Türkiye’deki fikir adamlarının seviyesiyle söylemek gerekirse binlerce konu önümüzde duruyor. Binlerce konunun her birini bir günlük yazısına konu edinen bir yazar bile rahatlıkla “her gün” yazı yazabilir. Konu sıkıntısı çekip, köşelerinde “gevezelik” yapanlar, maalesef yazarlığın (mütefekkir demeye dilim varmıyor) tarif malzemesini oluşturuyor.
Bütün bunlar bir tarafa, her gün farklı bir konuda “fikir kırıntıları” ile meşgul olmak, köşe yazarlığı olabilir ama fikir adamlığı değil, mütefekkirlik ise hiç değil. İslamcılık tartışmasının gösterdiği zafiyetlerden birisi de, aynı konu ile ilgili sürekli yazı yazmak zorunda kalındığında, “tekrara” düşüldüğüdür. Fikri tekrarlamak, fikir adamının işi değil, fikir adamı olamamış ama bir fikre mensup olmuş insanların işidir. Onların vazifesi, fikir üretmek değil, fikri yaymaktır, bunun için de ancak tekrarlama imkanına sahiptirler.
*
İslamcılık tartışmasında görünen tekrar çeşitleri biraz fazla, çünkü mesele mühim ve derin. Türkiye’de mevzuu derinleştikçe ya fikirden kaçışlar başlar veya tekrarlar… Fikirden kaçamayacak kadar “anlayan” kişiler, ümitlerini tekrara bağlıyorlar.
Fikir adamları bazen kendi yazılarıyla tekrara düşüyor, bazen tek yazıda tekrarlamaya başlıyor, bazen de başkalarının yazılarını tekrar ediyorlar. Tartışmanın başladığı günden itibaren dikkatli bir gözle takip ettiğim yazılar, gerçekten yoğun bir tekrara sahip. Bu durum iyi değil, böyle giderse mesele bir türlü “muhtevaya” gelmeyecek, gelemeyecek. Tekrarlayanların muhtevaya gelmesi beklenir mi? Oysa bizim ümidimiz, meselenin mutlaka muhtevaya geleceği, muhtevada yoğunlaştığında ise fikir patlaması için müktesebat oluşacağıydı. Fazla mı ümitvarız?
*
Yazarların tekrarları da “kırıntı fikirler”den ibaret. Hani dünya çapında teşhisler, tespitler, teklifler yapar da bir fikir adamı, anlaşılması için her vesileyle tekrarlar. Her fikir adamının üç-beş tane teşhisi var, onları farklı dille, farklı üslupla, farklı tertiple tekrarlamaktan bıkmıyorlar. Teklifleri ise neredeyse yok.
Herhangi bir insan bile bazı şeyleri tekrarlamaya başladığında bıkıyor, hayatı çekilmez hale geliyor ve değişiklik yapmak istiyor, değişiklik ihtiyacı o kadar büyük ki, bunu karşılamak için çılgınlık, ahlaksızlık, ahmaklık türünden işler bile yapıyor. Türkiye’de tekrardan en az bıkan, en az şikayet eden, sanki yazar taifesi. Gerçi onların bir kısmı da tekrardan bıkıyor ve değişiklik yapmaya çalışıyor ne var ki buna hacmi kafi gelmeyince “hezeyan” saçma faslı başlıyor. Bu tür misallere (Dücane Cündioğlu’nda olduğu gibi) bakıldığında, insan, tekrarlamaya devam etmelerini de istemiyor değil.
*
Doğrular tekrar edilir, özellikle de “hakikatin” tekrarında azami fayda var. Hakikatin tekrarı, “zikir” mahiyeti de taşır ki, manevi hasılası da mevcut. Anlatmaya çalıştığımız konu doğruların tekrarı değil, hakikatin tekrarı hiç değil. Hele hele, bilinmeyen, anlaşılmayan bir hususu izah için, bilinen, anlaşılan bir mevzua yaslanmak tenkit meselesi değil, takdir meselesidir. Bir yazının tertibi, bir muhtevanın izahı, bir fikrin nakli için, bilinenlerin, anlaşılanların kullanılması zarurettir ve usuldendir. Öyleyse tekrar ne?
Bir yazıda, bir beyanda kullanılacak olan tekrar miktarı, toplamın yarısını geçmeye başladığında, bilinenlerden faydalanmak değil, bilinenleri tekrar etmek sözkonusudur. Yüzde ellilik oranı kabul etmeyenler, farklı oranları teklif edenler olabilir, bunlar tartışılabilir. Mesele, yazıda kullanılan tekrarın, üretilmiş fikri perdelememesidir. Bunun için her yazı, bir fikir ihtiva etmelidir, dolayısıyla tekrar meselesi, fikir yazıları için geçerlidir.
Haki Demir’in tespitini nakledelim; “Metin, kullandığı tekrarları nazara vermeyecek kadar fikir ile harmanlanmış olmalıdır, bilinmiş ve anlaşılmış olan ifadeler metinde “görünür” hale geldiği andan itibaren tekrar başlamıştır”. Bu, galiba şu demek, öyle bir harman yapmalısınız ki, ortaya çıkan tertip, bilinenlerin de bilinmeyen yönlerine işaret etsin. Gerçekten de bu tür metinleri okumaya doyum olmuyor, insan, bildiği konuları görüyor ama sanki ilk defa karşılaşıyormuş gibi iştiyakla okuyor. Meseleye bu tarifle bakıldığında, yüzde elli nispeti çok fazla, ne var ki Türkiye’de bu oran bile tutturulsa başımıza taç edeceğiz.
*
Bilindiği üzere tekrara düşmemenin yolu, fikir üretimidir. Fikir üretmek, nüfuz etmekle, idrak etmekle mümkün… Dolayısıyla tekrarın nispeti arttıkça, fikir adamı sayısı azalıyor veya fikir adamlarının derinliği (yani sığlığı) ortaya çıkıyor. Hali pür melalimiz bu, ne diyelim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir