İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-10-MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE SINIFTA KALDI

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-10-MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE SINIFTA KALDI
İslamcılık tartışması aynı zamanda “seviye tespit sınavı” oldu. Doğrusu, fikir ve ilim adamlarını “seviye tespit sınavına” sokacak bir güç yoktur ve bu tür bir imtihanı kimse planlayıp uygulayamazdı. Allah, Kadir-i Mutlaktır, neyi nasıl yapacağı, kimi vesile kılacağını bilmek kabil değil. Tartışmayı başlatan Ali Bulaç’ın bile böyle bir gelişmeyi tetikleyeceğini öngörmesi kabil değil, her nasıl olduysa insanlar kendilerini meydana atıverdiler.
Konunun dikkat çekici yönü, her yazar meydana çıkarken, en iyiyi, en doğruyu kendisinin bildiği esasında. (Biz demi öyle görünüyoruz acaba?). Bu sebeple hiçbir yazar, seviyesinin kamuoyu tarafından tespit edildiğinden habersiz, en seviyeli, en iyi anlayan, en iyi anlatan kendisi olduğu zannıyla “sirkatini söylemeye” devam ediyor.
*
Bu sınavın ilk sınıfta kalanı ise Türköne’ydi. Hem sınava, Ali Bulaç’tan sonra ilk girenlerdendi (yanlış hatırlamıyorsak) hem de açık bir tercihle tarafını tayin ve ilan etti. Özellikle isim meselesine takılıp da mırın kırın edenlere nispetle, çok net bir tavrı vardı. Evet, isme de itiraz etti ama esas itirazı muhtevaya dönüktü ve bu açıdan tarafını tayin etmekte tereddüde düşmedi. Tereddüde düşmedi ama imtihanın ilk sınıfta kalan öğrencisi olmakla “gözden düştü”. Tarafını açıkça ilan ettiği için mertliği takdire şayandı fakat yanlış tarafı seçtiği için hak ettiği takdir, cürmünün yanında görünmez oldu.
*
Türköne, Zaman gazetesindeki köşesinde, 24.07.2012 tarih ve “İslamcılığa ne oldu?” başlıklı yazısıyla konuya girdi. Girdi girmesine de, ne girdiği yeri biliyor, ne de çıkacağı yeri tayin edebiliyor, böyle olunca bir iştiyakla girmek istediği tartışmanın içine aslında düştü. Düştü, çünkü yazıları dağınık, kaçak, ölçüsüz… Seri yazı olmasına rağmen, meselenin neresinde olduğuna dair açık bir mevzii tayini yok, tarafını ilan etmesi ayrı, mevzii tayini ayrı… Yazılarında, seçtiği ve ilan ettiği tarafının fikri izahları görünmüyor. Bazen (çok az) işin teorik kaynaklarına atıf yapacak gibi oluyor, muhtemelen teorik kaynaklarda tutunamayacağını bildiğinden hemen manevra yapıyor ve pratiğin karmaşıklığından veriler toplayıp duruyor. Zaten ilk göze çarpan dağınıklık da, yazılarında teorik altyapı olmaması. Bir insan böyle bir konuda, sadece pratikten topladığı misallerle taraf seçer mi? Türköne profesör müydü?
Halkın aklı gözünde derler, bu sebeple herhangi bir şeyin misali çok önemlidir. Gerçekten de halkın aklı gözündeyse, profesörlerin haline bakınca, halkın ne kadar mazur olduğu anlaşılıyor. Türköne tabii ki halkın mazeretine sığınamaz, tüm delillerini ve verilerini pratikten toplayamaz, bir fikir hareketini bu şekilde değerlendiremez. Ama değerlendiriyor, hem de yüksek perdeden bir eda ile, ne yapacaksınız, “falaka kaldırıldı”(!) işte, çare yok…
*
Türkiye’de teori ile pratik inadına birbirine karıştırılıyor. Bazıları bu iki alanın, birbirinden bağımsız olmasa da muhtar olması gerektiğini anlamadığı için karıştırıyor, bazıları ise kötü misalleri toplayıp emsal olarak kullanmak gibi fikir hilelerine başvurmak için yapıyor, nihayetinde yoğun şekilde bu iş yapılıyor. Teori ile pratiğin birbirine karıştırılmasının en büyük zararı, fikir devinimine zarar veriyor. Ülke bir türlü düşünce üretemiyor, düşünceler kötü pratik misallerle boğuluyor. Bunu yapanların içinde profesör kontenjanının ne kadar çok olduğunu görünce insanın aklı patlıyor. Türköne, yazılarının hiçbirinde, bir fikir hareketinin varolma mücadelesini takdir etmiyor, sadece tahfif ve tezyif ediyor. Ülkedeki en eski, bu açıdan da en köklü fikir hareketinin “İslamcılık” olduğu malum, ülkedeki genel fikirsizlik ve fikre kıymet vermemenin tabii neticesi olarak İslamcılık da gerektiği kadar gelişemedi. Fikirsizlik hali İslamcılık ile ilgili ve sınırlı değil ki, ülkedeki yaygın ve normal bir haldir, sebebi de fikir ve ilim adamlarıdır, Türköne gibi…
Bir fikre, fikir akımına taraf olmamak başka şey, ona fikir muamelesi yapmamak başka şey. Bir hareket, muhtevası gereği fikir hareketiyse, onun kategorisi belli olmuştur. Kategorileri karıştıramazsınız, karıştırmamalısınız, maratoncu ile boksörü mukayese edemezsiniz, boksörün hızlı veya uzun koşamamasından hareketle onu tahfif edemezsiniz. Herhangi bir fikir hareketine, ona layık bir muamele yapmak mesuliyeti, “ilim adamı” kimliğinizin tabii ve zaruri neticelerindendir. Mücevher sarraf terazisinde tartılır değil mi sayın Türköne? Sarraf terazisinde tartmak için hangi mücevher çeşidinden olduğu önemli mi, kategorik olarak mücevher olması kafi değil mi, sizin sevip sevmemenize göre terazi değiştirilir mi?
*
Her fikir hareketi pratikte kayıplar verir. En büyük kayıp cephesi ise her zaman iktidar olmuştur. Bu durum İslamcılara münhasır bir durum değil, tüm fikir hareketleri bu imtihanla karşı karşıya gelmiş, hepsi de kayıplar vermiştir. Fikir hareketlerinin tarihinde ne çok bulunan misal budur, fikir hareketi niteliği taşımayanlar zaten iktidar taparlar, onların değerlendirmeye bile almaya gerek yok. Fikir hareketini değerlendirirken, sadece pratikteki kayıplar üzerinden laf söylemek, fikir üretmek değildir. Pratik kayıpların önemsiz olduğunu söylemiyoruz, özellikle de kayıp sayısı ve oranı arttığında ciddi şekilde problem araştırması ve nefs muhasebesi yapmak gerektiği açık. Ama eleştiri için malzeme yığınağını sadece kayıplar üzerinden yapmak, fikir üretimi değil, fikir hilesidir.
“Dünün keskin devlet karşıtları bugün devlet adına konuşuyorlar. “Devlet adına” lafı hafif kaldı; doğrudan “devlet olarak” konuşuyorlar. Kolay mı, koskoca devlet. İslâmcılar devleti değiştirdi mi? Devleti ele geçirdiler, ama devlet de onları değiştirdi. Hangisi daha çok değişti? Elbette İslâmcılar; değişmek ne kelime bambaşka bir boyuta taşındılar. İslâmcılık adına çantalarında siyasî bir projeleri var mı? Yok. Uygulayıp mı tükettiler? Hayır. Tamamıyla unuttular ve vazgeçtiler.”( 24.07.2012 tarih ve “İslamcılığa ne oldu?)
Törköne’nin bu ifadesi yazısının esasını teşkil ediyor. Akparti kadroları için yapılan bu tespit, İslamcılığı bir siyasi kadroya indirgemek gibi bir manevrayı gizleme ihtiyacı bile duymuyor. Dağınık mı yazıyor, yoksa kasıtlı mı yapıyor? Üstelik Akparti kadrosu (bunları İslamcı kabul edeceksek) İslamcılığın ilk nesil iktidarıdır. RP’sinin koalisyon iktidarı bir şey yapma imkanı bile bulamadı ve varoluş mücadelesiyle geçti hükümet ömrü. İslamcılık (Akparti kadrolarını böyle kabul ediyorsak) ilk defa oğullarından bir kısmını siyasette test ediyor, ilk teste bakarak bu kadar hoyrat bir karar verilir mi? İslamcılık fikir hareketi değil mi, fikir hareketi olduğunu kabul ediyorsanız, fikir hareketinin en önemli özelliğini söyler misiniz? Biz söyleyelim, öncelikle fikrin sürekliliğini sağlamaktır. Pratikte yanlışlar yapılabilir, yanlış tatbikatlara savrulabilir, yanlış menzillere de ulaşmış olabilir ama fikrin sürekliliği tüm bu yanlışlardan bir tecrübe üretir ve yoluna devam eder. İslamcılık ilk defa iktidarı tecrübe ediyorsa, doğrusu çok başarılı bir grafiği var. Hedeflerinin tamamına on yıllık sürede ulaşamamış olması, hedeflerinden vazgeçmelerini neden gerektirsin ki. Stratejik ihtiyaçları, fikri intiharla eş tutmak, fikir hareketinin farklı alanlardaki tatbikat denemelerini anlamamaktır.
*
Hakkını yemeyeli Türköne’nin, İslamcılığın “ideoloji” olduğunu tespit ediyor. İslamcılığa ideoloji demesini, onu fikir hareketi olarak gördüğü şeklinde değerlendirmek gerekirse, mücevheri sarraf terazisinde tartıyor. Ne var ki durum böyle değil, İslamcılık için ideoloji tanımı yapıyor ama onu da tedavülden kalkmış paralar arasında sayıyor, “İslâmcılık bir ideoloji. Bu söz tek başına İslâmcılığın temel ayırt edici özelliğini fark etmek için yeterli. İslâmcılık liberalizm, sosyalizm, Marksizm gibi bir ideoloji. İslâmcılık sistemini, diğer ideolojiler gibi bu dünyada kuruyor. Sadece bu sistemi kurarken İslâmiyet’i referans alıyor.”
İşin ilginç yanı, İslamcılığı da tedavülden kaldırırken, ambalajına bile değil, etiketine bakıyor. Önce İslamcılığa “ideoloji” diyor (bir etiket yapıştırıyor), sonra diğer ideolojiler gibi onu da tedavülden kaldırıyor.
İslamcılığın sistemini bu dünyada kurmasından hareketle eleştirilmesi tam bir aymazlık… Laikçilerin söylediği de zaten bu, İslam, vicdanlarda kalmalı, dünyaya karışmamalı. Laikçilerin sesi kısıldı, aynı teraneyi şimdi Zaman gazetesi çevresi tepe tepe kullanıyor. Yahu laikçilerle neden mücadele etmiştik biz? Bu dünyada sistem kurmak herkesin hakkı, bu haktan mahrum olan sadece Allah’ın dini mi?
İslamcılığın diğer ideolojilerden farkını izah ederken kullandığı dile ve üsluba bakın; “Sadece bu sistemi kurarken İslâmiyet’i referans alıyor.” Ne kadar küçük(!) bir fark değil mi? Profesör mü demiştiniz? Elinde iki tane ambalaj var, birinin içinde altın diğerinin içinde toprak, sadece ambalaja bakarak aynı değere sahip olduğunu söylüyor. Şimdi gel de “aklı gözünde” deme…
Sabredin daha bitmedi, Türköne’nin “dahiyane” teşhisini sona bıraktık. Buyurun;
Ali Bulaç’ın “her Müslüman bizzarure İslâmcıdır” hükmü, neden iki farklı sıfatın var olduğunu açıklamıyor. “Müslüman” sıfatı neden İslâmcılara yetmiyor? Çünkü din, modern dünyanın sorunları ve kurguları arasında bambaşka bir kalıba dökülüyor. Ortaya “hakikat” için diğer dinlerle değil dünyevî ideolojilerle savaşan bir “izm” çıkıyor. İslâmcılar hesabı ahirete bırakmak yerine cenneti bu dünyada kurmaya girişiyorlar.
Buradaki dahiyane tespit şu; “İslâmcılar hesabı ahirete bırakmak yerine cenneti bu dünyada kurmaya girişiyorlar.” İfadeye mefhumu muhalifinden baktığımızda ortaya çıkan netice şu; İslamcılar (ve Müslümanlar) dünyayı cehenneme döndürmeliler, hadi bu ağır oldu, dünyayı cennete çevirmek için çalışmamalılar veya dünyayı imar etmemeliler veya dünyada yaşıyorlar ama dünya yaşamıyor gibi yapmalılar. Profesör demiştiniz değil mi? Doğru, profesördü, şimdi anladım memleketin bu halde bulunma sebebinin kimler olduğunu. Fikri katleden profesörlerin bu işte ciddi bir katkıları var.
*
Netice olarak Türköne bir şeyler söylüyor da, İslam ile ilgili bir şey demiyor. Muhal farz İslamcılar yanlış düşünüyor, yanlış yapıyor filan, tamam da İslam için ne diyorsun? İslam dünyada tatbik edilmek için gönderilmedi mi? Ahiretin kuralları farklı kardeşim, İslam, dünyaya, dünyada yaşayan insanlara, dünyada tatbik etmek için gönderildi. Bu konuda bir fikrin var mı yok mu? Çevresinde dolaşıp duruyorsun, esas soru bu değil mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir