İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-11-MUHTEVADAN BAHSEDEN YOK

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-11-MUHTEVADAN BAHSEDEN YOK
İslamcılık tartışmasının dışında kalmaya özen gösteren veya açıkça karşısında mevzilenenlerin ortak özelliği, “muhteva”dan bahsetmemeleri. Bazı yazılarda muhtevaya temas eder gibi yapanlar da, fikir hilesine başvuruyor, bir takım fikirleri kırparak anlamsız yerlerde, bağlamlarda kullanıyor ve muhteva eleştirisi yaptığını zannediyor. Gerçi muhteva konusunda “bizim taraf” da, yani İslamcılar da yaya kaldı, İslamcılar konuyu muhtevaya çekemediği için karşı tarafın muhtevaya gelmesini beklemek kolay değil. Muhteva meselesini en fazla gündeme getiren İbrahim Sancak ama “fikirteknesi” tartışmayı yönetmiyor ki, karınca kararınca tartışmaya katılıyor. İbrahim beyin yazılarından bazıları gazetelerde yayınlansaydı, durum farklı olabilirdi belki.
Muhteva meselesi her zaman zor olmuştur. Ülkedeki fikir hayatı (ve piyasası) muhtevadan sürekli kaçmak temayülündedir. Bu durum İslamcılık konusuna ve tartışmasına münhasır değil hatta sadece Müslüman fikir adamlarına da münhasır değil. Ülkenin toplam olarak fikir üretim kapasitesi çok kısır… Bir tartışma açıldığında meydana çıkan, çalakalem yazan insan sayısı çok fakat “fikir” dendiğinde ortada kimse kalmıyor. Halktan bahsetmiyoruz, fikir ve ilim adamlarının durumu bu.
*
İslam’ın medeniyet tasavvuru ne, tarih anlayışı ne, varlık telakkisi, insan telakkisi, hayat telakkisi ne? Maarif anlayışınız var mı, iktisat sisteminiz, siyaset sisteminiz, ahlak sisteminiz mevcut mu? Gerek isimlendirme sebebiyle gerekse muhteva sebebiyle İslamcılığa karşı olanlar, İslamcılığı bir tarafa bırakın, İslam’ın varlık, insan, hayat telakkileri hakkında ne diyorsunuz, sizin bu konularda bir fikriniz ve bir teklifiniz var mı?
Bir tarafta Müslüman fikir ve ilim adamları, İslamcı olanı ve olmayanı ile İslam’ın medeniyet tasavvurunu konuşmuyor, konuşamıyor, diğer taraftan İslamcı olmayan, İslam’ı da referans almayanlar batıya şimdiki haliyle (hem de çökerken) teslim olmaktan başka bir şey yapmıyor. Birinci kısım, anlama ve anlatma zafiyetinden, ikinci kısım ise felsefi ve siyasi tercihlerinden dolayı hiçbir fikir üretemiyor, üretmiyor, gündemlerine bile almıyor.
Bu ülkeye, bu millete ve insanlığa merhamet edin. Bir şeyler söyleyin, bir teklifte bulunun, saçmalamak pahasına yeni bir şeyler söyleyin ya hu… Bir şeyler söyleyin de, fikir devinsin, kımıldasın, piyasa bulsun, kıymet kazansın. Ne dediğiniz, ne diyeceğiniz sonraki mesele, ülke olarak daha sıfır noktasındayız. Önce fikrin kıymet kazanması gerek, fikrin itibar edilebilir insan faaliyeti haline gelmeyen ülkeden ne beklenir? İnsanlar köşelerinizdeki tuhaf laf cambazlıklarını fikir zannediyor, bundan nasıl rahatsız olmazsınız? Bir takım pratik değelendirmelerle maaş alıyorsunuz, genel yayın yönetmenleriniz de sizin seviyenizde olduğu için devran sürüp gidiyor. Ama kardeşim, vicdanınızın yerini mi şaşırdınız da elinizi üstüne koyamıyorsunuz? Bu devran, iyi değil, faydalı değil, doğru değil, güzel değil. Bir köşe kapmış, bir kürsüyü işgal etmiş olmanız, sizin için kafi mi, hiç mi tecessüsünüz yok, hiç mi orijinal bir şeyler üretme çabanız yok. Pes…
*
Ülkede derli toplu bir şeyler üreten Haki Demir, bu hengamede göze bile çarpmıyor. “İslam Medeniyet Tasavvuru”, “İslam Maarif Anlayışı”, “İslam Tarih Anlayışı” ve daha birçok temel konuda kitap telif ediyor. Bütün bunları da yalnız başına yapıyor.
Müslüman düşünürler, fikir üretmek, önemli konularda çalışmak gibi bir gündeme, tecessüse, mesuliyete sahip olmadıklarından veya tüm çabalarına rağmen bu çapta üretim yapamadıklarından olmalı, birkaç kişinin yaptığı çalışmayı da görmüyor. Neden görmüyor? Çünkü adam öyle bir ihtiyaç içinde değil, o ihtiyacı hissetse, o konularda çalışsa, piyasada ne var ne yok diye küçük bir araştırmayla bu çalışmalara ulaşır, görür, dikkatini çeker. İnsanın gözü, dikkatindedir, dikkat yoğunlaşması gözün görme ufku, istikametidir. Dikkat ise ihtiyaç ile paraleldir. Temel meselelere yönelmeyen, buna kapasitesi yetmeyenler, doğal olarak yapılan çalışmaları da görmüyorlar. Göremezler çünkü bakmıyorlar, umursamıyorlar. İslam adına ne üretildiği önemli değil ki adamlar için, mevcut pozisyonlarını korumaları onlara yetiyor. Ahlaksızlığın derinliğine bakın.
*
Haki Demir’in “İslam Tarih Anlayışı” yazısında ifade ettiği “sağır-dilsizler” ile ilgili keşfi muhteşem. Bu keşif, tespit, fikir, yalnız başına İslam’ın tüm beyanlarını ispat edecek çapta değil midir? Veya bu zamana kadar, materyalizme, evrimcilere, batıya bu çapta bir fikir sunan, onları bu derinlikte sarsan başka bir “fikri keşif” var mı? Kaldı ki olsa bile bu “fikri keşfin” kıymeti azalır mı? “Fikir adamıyım” diye meydanda caka satanlar kendilerini nasıl hissediyorlar?
Anlamadığım şey şu; bir fikir adamı, kendisi keşfetmediği, üretemediği, hatta anlamadığı bir “fikri kıymeti” çöpe mi atar, görmezden mi gelir, yok mu sayar? Kaldı ki, bir kişi ömrü boyunca ne üretebilir, konu, “toplam”ı oluşturmak değil mi? Toplamı oluşturmak için çabalamıyorsak, İbrahim Sancak’ın ifadesiyle, tek başımıza kalan “fikir bedevileri” haline gelmeyecek miyiz? Bedeviden medeniyet mi olur? Veya dünyanın en iyi nakkaşı olsanız, mimar yoksa sanatınızı gecekonduda göstermek zorunda kalmaz mısınız? Bunu mu istiyorsunuz? “Benim eserim görünsün de, varsın gecekonduda görünsün”, bu mu söylemek istediğiniz?
Aynaya nasıl bakıyor bu insanlar? Bu tür fikirleri okuduklarında neler hissediyorlar? Koca koca fikir adamları (espri yapıyorum) küçük küçük mazeretler, bahaneler mi uyduruyor kendi kendilerine? Nasıl bir ruh hali bu? Kendi kendileriyle nasıl geçiniyorlar, kendileriyle kavga etmeden yaşayabiliyorlar mı? İyi ki Selahattin Adanalı meseleyle ilgilenmeye başladı, her ne kadar geç kalmış olsa da… Bu işin içinden ancak o çıkar çünkü…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir