İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-13-MUSTAFA AKYOL’UN MİSYONU

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-13-MUSTAFA AKYOL’UN MİSYONU
Mustafa Akyol 05.09.2012 tarihli, “İslam bir sistem midir?” başlıklı yazısında boyundan büyük işlerle uğraşıyor. Sadece boyundan büyük işlerle uğraşsa, hevesine verip geçeceğiz fakat İslam ile ilgili daha önceki yazı müktesebatına da bakınca, özel bir misyon yürütüyormuş hissine kapılıyorum. “Özel bir misyon yürütecek çapı var mı?” sorusunu sormak gerekirse cevap mutlaka “hayır”dır ama Türkiye’deki seviyeye bakınca ancak bunun gibilerinin devşirilebildiği anlaşılıyor. Özel misyon denince, illa ki birilerinin emriyle ve parasıyla hareket ettiğini söylemiyoruz, Türkiye’de, batıya hayran olmuş, gönüllü batı kültür ajanı kontenjanı zengindir.
Akyol, küçük aklının tabii neticesi olarak “küçük manevralar” yapıyor. Cevapları olmadığını düşündüğü bazı soruları arka arkaya sıralıyor ve kendi kurduğu mantık silsilesinin neticesini kendisi tayin ediyor, “İslami sistem yoktur”. Oysa sorduğu sorular, kendi küçük ufkunda cevapsız gibi görünse de, en fazla on dakika içinde cevaplandırılması mümkün olan bir listedir, buyurun;
“Peki ama hakikaten var mıdır böyle bir “sistem”?
Mesela, politik düzeyde, “İslami sistem” nedir?
İran gibi bir cumhuriyet mi, Suudi Arabistan gibi bir monarşi mi? İlk dönem Medine gibi bir şehir devleti mi? Osmanlı gibi bir imparatorluk mu?
Dahası bu “İslami sistem”de yöneticiler nasıl başa gelir? Babadan oğula mı? Seçimle mi?
Seçimleyse, bu seçimler hayatta bir kere mi yapılır, dört yılda bir mi? Tek dereceli midir, çok dereceli mi? Yerel yönetimler ayrı mı seçilir? Merkeziyet mi esastır, adem-i merkeziyet mi?”
Öncelikle anlamadığı husus, bu sorulardan bir siyasi sistem çıkmaz, bu sorular siyasi sistemin şekil şartlarıyla ilgilidir, esasıyla ilgili değil. Türkiye’de, batı hayranlarının marazi bir tarafı var, batıyı da anlamadıkları için, her şeyi şekle indirmişlerdir, ufukları ve akılları buna ayarlı hale gelmiştir, muhtevayı anlama iktidarları yoktur. Batıda herhangi bir sistem konuşulurken, en az konuşulan kısmı şekil şartlarıdır, doğru olan da budur. Sistem, özü itibariyle iyi veya kötü, doğru veya yanlış, güzel veya çirkindir. Türkiye’deki batı hayranlığına Kemalist katkı da eklenince, bir konunun şekli veya şekil şartları, esas yerine ikame edilmeye başlanmıştır.
Mustafa Akyol’un akıl çapı, “muhtevadaki sistemi” görmeye kafi gelmez. O, ilkokulun belli bir sınıfına kadar öğrencilerin kavram öğrenme yeterliliğine sahip olmaması gibi, (İbrahim Sancak’ın ifadesiyle) muhtevadaki nizamı anlayacak akıl yaşına sahip değildir. Muhtevada bir nizam var mıdır yok mudur? Muhtevada nizam varsa, bunun şeklini imal etmek kolaydır. Sistemi, şekli sabitleyerek kurmadığı için zaten İslam, “zamanüstü”dür, yani tüm zamanlar içindir. Kemalistler, sosyalistler, kapitalistler gibi şekle bağlı olmadığı için zamanı geçmez, bitmez. Seçimin kaç yılda bir yapılacağını sorarak sistem olmadığını iddia etmek, ne kadar sığ bir kavrayıştır. Ülkenin seviyesi mi çok düştü yoksa gazete köşelerini işgal edenler mi çok seviyesiz. Doğrusu Mustafa Karaalioğlu seviyeli biridir, Akyol gibi adamlara neden köşe açar anlamam. Farklı fikirlere mensup olanlara köşe açmasına bir şey dediğimiz yok, bizim derdimiz bu kadar sığ adamlara köşe açmasıdır.
İbrahim Sancak kardeşimin konu ile ilgili yazısı önemli tespitlerle dolu. “İslamcılık meselesi-26-İslam bir sistem midir?” başlıklı yazısında harikulade tespitler yapıyor. İslam’ın bizzat sistem olmadığını, sistem kelimesinin İslam’ın muhtevasını taşıyamayacağını tespit ettikten sonra, İslam’ın muhteva yekununun tevhidi ve terkibi bir yekun oluşturduğunu söylüyor. Terkibi muhteva yekununun tabii ki bir “nizam” ifade ettiğini ama bunun batı literatüründeki sistem kelimesi tarafından taşınamayacak çapta ve ağırlıkta olduğunu kayda geçiyor. İşte tam olarak bu… Bunu Mustafa Akyol gibilerinin anlamasını tabii ki beklemiyoruz, anlamadığımız nokta Mustafa Karaalioğlu’nun bu sığlığı görmemekte ısrar etmesidir.
*
Mustafa Akyol, her Müslümanın bildiği, İslam’ın şekle hapsolmamak için Sani-i Kainat’ın, sanatkarane yaratıcılığına muvafık olarak beyan ettiği muhtevayı ifade ediyor ve bunu, İslami sistem olmadığına delil olarak ileri sürüyor.
““İslami sistem” diye bir şey yoktur. “İslam’ın siyasete bakan ilke ve hedefleri” vardır; adalet, güvenlik veya meşveret gibi.”
Evet, İslam’da idare şekli yoktur, idare ruhu, idare anlayışı, idare muhtevası mevcuttur. Zaten nizam muhtevada aranır, muhteva bir nizam ifade ediyor mu etmiyor mu? İbrahim Sancak’ın ifadesiyle, muhteva yekununda terkibi bir hususiyet mevcut mu değil mi? Aklı buraya kadar yetmediği için, Akyol’a bunu anlatmanın imkansızlığını biliyoruz. Derdimiz Akyol değil, İslam ve Müslümanlar… Yani İslam’ın doğru anlaşılması…
İslam’ın, terkibi ve tevhidi bir mana yekununa, buna bağlı olarak nizam ifade eden muhtevaya sahip olduğunu anlamayan birisi şu soruyu “akıllıca bir keşif” gibi sorabiliyor.
“Öyle ki, Ali Bulaç, İslamcılığı savunurken, İslamcılık eleştirisini “Allah’tan bağımsız alanlar yaratma” gibi anlıyor. Bu yüzden “Allah’ın müdahil olmadığı toplu iğne ucu kadar alan yoktur” diyerek itiraz ediyor.
Oysa Allah’ın ilmi ve kudreti tabii ki her şeyi kuşatmıştır. (Hiçbir mümin tartışmaz bunu.) Ama Allah, hayatın her alanını tüm detaylarıyla açıklayan bir “sistem” mi indirmiştir insanlığa? Yoksa, belli meseleleri hükme bağlamış, diğer meseleri ise genel ilkelerle yol gösterdiği ve kendisine “akıl” bahşettiği kullarının tecrübesine (ve imtihanına) mi bırakmıştır?”
Adam, İslam’ın dilini kullanmayıp, batılı dil ile düşününce, İslami sistem olmadığı neticesine kolaylıkla varıyor. İslam’ı anlamanın ilk yolu, onun dilini bilmek ve anlamak değil midir? Tabii ki Cenab-ı Allah’ın müdahil olmadığı toplu iğne ucu kadar bir alan yoktur. Allah, dinini, Akyol’un kullandığı dil (batılı dil) ile göndermediği, Akyol da İslam’ı, İslam’ın dili ile anlamaya gayret göstermediği için şu soruyu sormayı mantıklı zannediyor. “Ama Allah, hayatın her alanını tüm detaylarıyla açıklayan bir “sistem” mi indirmiştir insanlığa?”
Mustafa Akyol, eline verilmiş olan üç veya dört adet “çizgi” ile üçgen veya dörtgen yapmasını beceremeyen, kendisi beceremediği için hiçbir Müslümanın becermesini de mümkün görmeyen tuhaf akıllı biridir. İslam’ın tayin ettiği “hadler” yani çizgilerle bir “alan” oluşturulmadığını zanneden veya kendinin böyle bir alan oluşturacak kadar idrak derinliği olmadığını anlamayan bir fikir garibanıdır. Bize ne fikir garibanlığından? İslam’dan bahsetmese, Müslümanları eleştirmek isterken İslam’ı eleştirmese, İslam ile Müslümanlar arasındaki farkı anlasa, “ne hali varsa görsün” der geçeriz. Fakat hacimsiz zihni, kısır aklı ile büyük işlere karışıyor ve İslam’ı eğip büküyor, çekip çekiştiriyor, Allah’ın dini üzerinde eksersiz yapıyor. Böyle olunca bizim de ilgilenmemiz, manevi mesuliyetimiz gereğidir.
Oysa mesele ne kadar net… Muhteva olarak hiçbir alan “boş” bırakılmamış, tüm varlık izah edilmiş, tüm hayat sahaları tanzim edilmiştir. İslam’ın muhteva yekunu tam olarak bunu gösterir. O muhtevadaki çizgilerle farklı sistemler de kurulabilir. Konu, muhtevanın nizami bir terkip ifade edip etmemesi değil midir? Aklı gözünde olanlar, fikir adamı edasıyla İslam hakkında ahkam kesiyor. Muhtevaya birazcık nüfuz etse, oradaki nizami bütünlüğü görecek, sistem denilen ufak tefek konuların ne kadar hafif kaldığını anlayacak. Ama adam üç çizgiyi birbirine bağlayıp bir üçgen (alan) oluşturamıyor, oluşturabilse, o alanın her zerresinin İslam tarafından, muhteva yekunu ile doldurulduğunu görecek. Türkiye’de böyle şeyler beklemek fazla mı lüks?

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-13-MUSTAFA AKYOL’UN MİSYONU” hakkında 1 yorum

  1. Bütün yazı boyunca Mustafa Akyol’u aşağılayıcı ifadeler kullanılmış. Yazı boyunca sabrettim, bütün bu karalamalara değecek aydınlatıcı bir fikir okurum diye. Heyhat, tek bulduğumuz nizamın muhtevada olduğu gibi muğlak bir ifade. Nizam muhtevadaymış, Mustafa Akyol da bunu anlamaya yetecek kapasite yokmuş. Muhtemelen anlayacak kapasitem yoktur da yazının ana fikri bu. Bu üslupla hiçbir yere varılamaz, söyleyecek bir şeyiniz varsa insanları karalamadan da söyleyebilirsiniz.

    Hariciler serisinin diğer yazılarını okumadım, ama sadece başlıklarından edinebildiğim izlenimle o yazıların da farklı olmadıklarını tahmin ediyorum.

    Bu siteyle ilgili övgü dolu sözler işitmiştim. “Fikir”den kastınız, adam karalayıp üst perdeden muğlak ifadelerle üstünlük taslamaksa tekrar bir düşünün lütfen, bu yaptığımız İslam’a uygun mu diye.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir