İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-14-AHMET SELİM ASİL MECRASINI BULDU

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-14-AHMET SELİM ASİL MECRASINI BULDU
Ahmet Selim’in, 26.08.2012 tarihli “Düşüncenin ufukları” başlıklı yazısı çok hoş. Yoğunluktan fırsat her yazıya yetişemiyoruz ama Ahmet Selim’in yazısını atlamamalıydık.
Ahmet Selim’in daha önceki bazı yazıları ve bizim o yazılarla ilgili eleştirilerimiz çok net ve sertti. Çünkü Selim, o yazılarında ağır bir fikri ihmal veya ihlal içindeydi. “Düşüncenin ufukları” başlıklı yazısı, “asil” mecrasına döküldüğünü gösteriyor. Doğrusu bunu söylediğimizde, her sarsılan ve sallanan fikir adamı gibi, “ben aynı mecradaydım, sen anlamamışsın” diyecektir ama geldiği nokta itibariyle bunlar önemli değil.
İslamcılık tartışmasının görmediğimiz (benim görmediğim) bir boyutu daha ortaya çıktı. Gerçekten de tartışma, istikamet tayininde etkileyici oluyor, Ahmet Selim misalinde bunu anladım. Bazı insanlar pozisyonlarını savunma derdine düşmüyorlar demek ki. Tabii bu insanlar “etkilenebilen”, yani hakikat kaygısı çeken, tefekkürle meşgul olan şahsiyetler, Ahmet Selim gibi… Ahmet beyin dışında hala pozisyonunda bir milim yer değiştiren kimse yok. Etkilenmenin ancak anlamakla gerçekleştiğini, anlamadan etkilenmenin ise insanın kendi kurduğu zihni tahterevalli de sallanmaktan başka bir mana ifade etmediğini anlayacak fazla fikir adamı yok galiba.
Ahmet Selim’in “düşüncenin ufukları” yazısındaki mevzii çok güzel… Bu mevzii ister baştan beri varolsun ve biz yanlış anlamış olalım, isterse İslamcılık tartışmasından etkilenerek bu mevzie gelmiş olsun, farketmez. Durduğu yer çapıyla mütenasiptir, doğrudur, istikameti sağlamdır. Bağcı dövmek gibi bir alışkanlığımız olmadığı için, eski yazılarına atıf yapmak, çelişkiye düştüğünden bahsetmek vesaire tavırlara ihtiyaç duymuyoruz. Ahmet Selim’in arşivimizde bulunan ve sırasını bekleyen diğer yazılarını da sildik.
İbrahim Sancak’ın Ahmet Selim hakkındaki düşüncelerinin teyit edilmesi ayrı bir tecrübe konusu oldu. Gerçekten belli bir derinlik olan insanlar, öyle ya da böyle asil ve asıl mecraya dökülüyor. Bu, sevindirici bir durum…
*
Ahmet Selim’in şu tespiti ne güzel…
“Diyeceğim şu ki, siyasî tepki ve ideoloji olarak değil, düşünerek ve severek yaşama tekâmülcülüğünün ifadesi olarak İslâmcılık, bir kavramlaştırma yapılmasa da, çok eskiden beri vardır. Modernite ile ortaya çıkan özel İslâmcılık tepkisini eleştirirken bunu zedelemekten kaçınmak gerekir. Aslen, Yunus da, Mevlana da, İmam-ı Rabbani de, Bediüzzaman da İslâmcıydı. Bu kelimeyi kullanmaları da gerekmiyordu.”
Meseleye muhteva açısından bakıldığında her şey ne kadar berraklaşıyor. Bu tespitin yanına, isimlendirme meselesine takılarak gevezelik yapanların yazılarını koyun, ne kadar çiğ ve sığ görünüyor. Mesele muhteva olarak tam da böyle değil midir? İsim konusunda çekinceleri olanlar, bu çekincelerini ifade ederek, muhteva ile ilgilenmeyi akıl edemiyorlar. Düşünün ki kış gelmiş, eve kapı lazım, kapının kolu üzerindeki tartışma, kapıyı yapıp takmaya mani oluyor. Yahu donuyoruz, sizin kaloriferinizin yanıyor olması Müslümanların dertlerini çözmüyor, anlamıyor musunuz?
*
Ahmet Selim ile ilgili uzun bir yazı yazmayı düşünmüyorum. Meseleye işaret etmek için bir başlık açma ihtiyacı hissettik o kadar. Bundan sonrasını da İbrahim beye havale ettim. Zaten Ahmet Selim’i sever, ne halleri varsa görsünler(!).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir