İSLAMİ TEDRİSATIN MAKSADI, HZ. İNSAN

İSLAMİ TEDRİSATIN MAKSADI, HZ. İNSAN

(Terkip ve İnşa dergisi 17. sayı)

Kainatta her varlığın bir tabiat haritası vardır ve ufku o haritayla mahduttur. Hiçbir varlık kendi tabiat ufkunu aşamaz, aşmasını mümkün görmek evrimi kabul etmektir. Ne var ki her varlık, kendi tabiat ufku içinde hareket halindedir, en aşağı derekesinden en yukarı seviyesine kadar hareket etme imkanı vardır ki inkişaf süreçleri de bu çerçevede mümkün ve caridir.
İnsan, “alem-i sağir” mahiyetinde ve kıymetindedir. Öyleyse insan, kainattaki tüm varlık çeşitlerinin tabiat haritasını kendinde cem etmiş varlık çeşidi ve mahlukatın varlığın zirvesidir. Bu demektir ki, varlık dereceleri olan cemadat, nebatat ve hayvanatı da ihtiva eden bir tabiat haritasına maliktir. Bunlara ek olarak ve bunlardan farklı ve fazla olarak “insan” olma vasfını kazandıran, insani tabiat özellikleri de mevcuttur. Meselenin düğümlendiği nokta da tam olarak burasıdır. Yani insan cinsi, hem hayvani özelliklere hem de insani özelliklere tabiaten maliktir.

İnsanın hayvani ciheti, kendiliğinden zuhur halindedir, bu özelliklerin zuhuru için gayret sarf etmesi gerekmez. Çaba göstermeksizin zuhur eden, dolayısıyla temel ihtiyaçlar listesinde olan yemek, barınmak gibi meselelere doğrudan meyleden insan, insani hususiyetlerinin zuhuru için cehd etmek zorundadır. Tedrisat ihtiyacımızın temel sebebi de budur, yani insani tarafının ortaya çıkarılması, iç alemine ve hayatına hakim olması…
*
İnsanın tabiat haritasında nebati bölge de var, hayvani bölge de var, insani bölge de var. Üstelik hayvani bölge, temel ihtiyaçlar gibi vazgeçilmez meseleleri de ihtiva ettiği için, kesip atmak gibi bir lüksümüz yok.
Meselenin özü, insan tabiat haritasındaki “insani bölge”yi teşhis etmek, sınırlarını doğru tespit etmek ve o sahada ikamet edecek ruhi ve zihni altyapıyı kurmaktır. İnsan iç alemini ve oranın tezahür sahası olan hayatı, insani bölgede kurmak lüzumu, tedrisat ihtiyacımızın temelidir.
Malum olduğu üzere tedrisat meselesi doğrudan insan telakkisi ile alakalıdır. İnsanı keşfetmemiş, tabiat haritasını doğru şekilde çizememiş bir anlayış, tüm mahlukatın tabiat özelliklerini kendinde cem eden insan için bir tedrisat telakkisi teklif edemez.
(Terkip ve İnşa dergisi ile Fikirteknesi külliyatına aşina olanlar, bu meseleleri Haki Beyin eserlerinden öğrendiğimizi bilirler.)
*
İnsan tabiat haritasındaki hayvani bölge üzerinde bir kişilik (şahsiyet değil) inşa etmeye çalışanlar, meseleyi derinliğine anlamadıkları için fahişeyi tesettüre sokmak gibi bir garabetle meşgul oluyor. Hayvani bölgeden “insan” çıkmaz, olsa olsa içtimai zaruretin neticesi olarak bazı kaidelere riayet eden “sosyal hayvan” çıkar. Zaten batının söylediği de bu, “sosyal hayvan”, onlar insanı bilmez çünkü…
İnsan, insani bölgede inşa edilir. Öyleyse tedrisat telakkisinden önce insan telakkisine ihtiyacımız var. İnsan tabiat haritasını çıkarmamız, insani bölgeyi doğru şekilde çizmemiz, sonra da o bölgede bir şahsiyet inşa etmemiz gerekiyor. Ne var ki insan, çok girift bir varlık olduğu için, “insani bölge”nin keşif ve teşhisi, aklın altından kalkabileceği bir iş değildir.
İslam’ın insan telakkisi, öncelikle insani bölgenin teşhisidir. İslam’ın insan telakkisinin derinlik buudu tasavvuf tarafından temsil edildiği için, insan tabiat haritasını üç buudlu çizebilmek (keşfedebilmek) ancak ehl-i tasavvufa nasip olmuştur. İnsan tabiat haritasının derinliğini keşfeden tasavvuf ehli, insanın kıymetini ifade sadedinde, “Hz. İnsan” demiştir. İşte meselenin özü burasıdır.
*
Tedrisat telakkisi, insan telakkisinin mütemmim cüzüdür. Tedrisat telakkisinin kaynağı (sebebi) insan telakkisidir, maksadı da Hz. İnsandır. Yani tedrisat telakkisinin sebebi de maksadı da insandır. Ne var ki insan, kainattaki en girift varlık çeşidi olarak kendini yalnız başına keşfedecek istidatlarla teçhiz edilmemiştir. Bu sebepledir ki vahiy elzemdir.
Kendini, kendi istidatlarıyla keşfetmeye çalışan insanın en ileri misali bugünkü batıdır. Batının insan ile ilgili keşiflerinin geldiği nokta ise, “hayvan” olduğu iddiasıdır. Çünkü insanın hayvani ciheti satıhtadır, o ilk görünen özelliklerdir. Tefekkürün insani ciheti (insani bölgeyi) keşfedecek kadar derinleşmesi ise ancak İslam ile mümkündür. Aksi takdirde tefekkürün sadece insandaki istidatlarla derinleşmesi, hayvani cihetteki derinleşmeyle mahduttur. Hayvani özelliklerde derinleşen tefekkürden “insan” çıkmaz.
İnsan, kendine “insan” olduğu hatırlatılmadığında insan olduğunu bilemeyecek kadar acizdir. Sadece insan olduğunun hatırlatılması kafi değildir, insani hususiyetlerinin tamamının öğretilmesi gerekir. İnsan olmanın öğretilme süreci ise tedrisattır. İslam, insana “insan” olduğunu söyler, insani özelliklerini sayar, insani özelliklerini hayvani özelliklerinin tasallutundan kurtarıp “Hz. İnsan” olmasını mümkün hale getiren tedrisat sürecine sokar. Kritik noktalardan birisi de burasıdır.
İslam, insana insan olduğunu söyler ama onun insanileşme sürecini idare edecek olan tedrisat telakkisini de teklif eder. Tedrisat süreci, insanileşme sürecidir. Tedrisat sürecine girmeyen insan, İslam’dan “insan” olduğuna dair bilgileri alır, alır ama burada kalır. Bu durumda bilgi sahibi hayvan olmaya devam eder. Batılıların sosyal hayvan ifadesi, aynı zamanda bilgili hayvan demektir. Mesele bilgi naklinden ibaret olsaydı işimiz çok kolaydı.
*
Hz. İnsan olmanın sırrı, İslami tedrisatta gizlidir. İnsanın, İslam’ı, kitap taşır gibi ezberlemesi ve öğrenmesi kafi değil. İslam’ın tedrisatına tabi olması ve insanlaşma sürecine girmesi şarttır. Baştan sona hayvani cihetinin hakimiyeti altında yaşaması, yani hayatı nefs merkezinde yaşaması, İslam’ı bilgi olarak taşıdığını gösterir. Anlaşılacağı üzere insanileşme süreci, İslamlaşma sürecidir. İslam’ı kitap olarak taşımak, merkebin kitap taşıması gibidir, ha hafızada taşımışsın ha semerde…
OSMAN GAZNELİ osmangazneli@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir