İSLAMİ TEDRİSATIN MAKSADI

İSLAMİ TEDRİSATIN MAKSADI

(Terkip ve İnşa dergisi 17. sayı)

İnsanda ruh ve nefs gibi birbirine zıt iki ayrı merkezin olduğunu kabul etmezsek, keza bunlarla mütenasip şekilde müspet ve menfi mizaç hususiyetleri olduğunu umursamazsak, yani batının temelde hayvan telakkisi olan insan anlayışına farkına varmadan teslim olmuşsak, tedrisatın maksadı; insana bilgi yüklemekten ibaret hale gelir. Anlaşıldığı üzere insan telakkisi, tedrisat telakkisine doğrudan tesir eder.
İnsan, temelde ruh ve nefs merkezlerine bağlı olarak her türlü müspet ve menfi hususiyetleri bünyesinde barındıran bir varlıktır. Kendi haline bırakıldığında nefsin tasallutu altına girer, zira nefs satıhtadır, ruh ise derindedir. Nefs zaten faaldir, zaten insan iç alemini işgal etmiş haldedir, onun insanı ele geçirmesi için gayret etmesi gerekmez. Oysa ruh derindedir, ruhun insanı tasarrufu altına alması için nefsin terbiye edilmesi, en azından zapt edilmesi ve ruhun yolunun açılması gerekir. İslami tedrisata ihtiyaç duyduğumuz ilk nokta burasıdır, yani İslami tedrisatın temel maksatlarından birisini burada aramak zorundayız. Nefsin yolunu kapatmak, ruhun yolunu açmak…

Nefs insanın hayvani buududur, nefsin tamamen hakim olduğu kişi, hayvandan ibarettir. Batıdaki hakim kültürün insanın hayvandan geldiğine, yani bir hayvan çeşidi olduğuna inanılması, nefsin mutlak hakimiyetine girmiş bir hayat yaşamasındandır. Materyalizm ruhu kabul etmediği için, insanda tek merkez görür, o merkezin nefs olduğunu bilmez ama o merkez nefstir. Nefsin özellikleri ise hayvani mahiyet taşıdığı için, insanın hayvan olduğuna iman etmiştir. Materyalist felsefenin tabii neticesi budur ve kendi içinde tutarlıdır. Materyalizmden yola çıkıp ruha ulaşmak, insanın hayvandan farklı olduğunu kabul etmek muhaldir.
İnsan, ruhuyla insandır. İnsani hususiyetlerin tamamı ruhta mevcuttur. Nefsin mutlak hakimiyeti altına aldığı insanda ruh zuhur edemeyeceği için insani bir haslet bulmak imkansızdır. Batı, materyalizmle ruhu gömmüş, üzerine kat kat beton dökmüş, nefsi ise tamamen serbest bırakmıştır.
*
İslami tedrisatın birinci maksadı, insan suretinde yaratılmış varlığın derinlerindeki insani kaynağı (ruhu) bulmak, o merkezde “insanileşme sürecini” başlatmak ve tamamlamaktır. Nefsle baş başa bırakılmış insan, insanlaşma sürecine giremez, insanlaşamaz, insani bir hayat yaşayamaz. Dünyada ruh ve nefs merkezlerinde sıhhatli bir insan telakkisine sahip kültür ve bilgi evreni yoktur, bu sebeple dünyada “insanileşme sürecini” başlatacak ve ikmal edecek bir tedrisat telakkisi de yoktur. İslam bu manada da insanlığın tek kurtuluş yoludur. Bu zaviyede bakıldığında, dünyada insanlığı temsil eden hiçbir kültür ve bilgi evreni yoktur, olması da muhaldir.
Batının kültür iklimi, insan telakkisine sahip değildir, onlar “gelişmiş hayvan” telakkisine sıkı sıkıya bağlıdır. Bu sebeple bilgi ve bilim telakkisi de, insanın hayvani cihetine bağlıdır ve hayvan bilimidir. Hayvan telakkisine sahip olduğu için, hayvani bir eğitim-öğretim metodolojisine mahkumdur. Batının eğitim-öğretim metodolojisinin tatbik edilmesi, insanın derinlerinde bulunan ruhun tezahür kanallarının tamamen kapatılması manasına gelir ki, tabiaten insan olan varlığı, tamamen hayvanlaştırma sürecine sokar. Yani batı hem insanın hayvandan geldiğini iddia ederek hayvanlaştırma çabasındadır hem de hayvani bir eğitim-öğretim metodolojisi geliştirdiği için okullarında hayvanlaştırma sürecini çalıştırır. Batı kültür ve biliminin dünyada ne kadar derin bir tesire sahip olduğu hatırlanırsa, bugün için insanlaşma sürecine girmenin ön şartı, batının insan, bilgi ve tedrisat sürecinden bağımsızlaşmaktır. Türkiye’nin okullarındaki müfredat ve eğitim-öğretim metodunun da tamamen batıdan kopyalandığı hatırlanırsa, esas kurtuluş savaşının cephesinin burası olduğu anlaşılır.
*
Tedrisat, tabiaten insan olarak yaratılmış varlığı, “insan” haline getirmenin sürecidir. Meselenin bilgi naklinden ibaret görülmesi, bir manada sadece öğretim yapılması, öncelikle insan telakkisi ile alakalıdır. İnsanlaşma sürecinin idaresi manasına gelen tedrisat, bilgi yüklenmesiyle sınırlı olamaz, olmamalıdır.
İnsandaki nefs ve ruh merkezleri tanınmazsa (kabul edilmezse), terbiye süreçleri yok sayılır. Batı kaynaklı eğitim-öğretim metodolojisinde “eğitim” kısmının olması, İslami tedrisattaki “terbiye” süreçlerine tekabül etmez. İslami tedrisatın terbiye süreçleri, nefsin terbiye etmek veya zapt altına almak ve böylece ruhun zuhur kanallarını açmaktır. Batı ve onun tesirindeki ülkelerde (mesela Türkiye’de) eğitim denilen hadise, nefs terbiyesini ihtiva etmemekte, sadece nefsin nasıl davranması gerektiğini göstermektedir. Yani nefsin merkezi sultasını kabul etmek ve onun bu sultasını derinleştirmek için içtimai ortalamaya uygun davranma zaruretini göstermektedir. Nefsin içtimai birlikteliğin zaruretlerine riayet etmesi, terbiye edildiği manasına gelmez, tam aksine saltanatını devam ettirebilmek için birtakım beceriler kazanmasıyla neticelenir.
Nefs merkezinde inşa edilen insan iç alemi, hangi kaidelerle teçhiz edilirse edilsin, nefsin hakimiyetini tahkim etmektir. Bu ihtimalde ortaya çıkan netice, sadece eğitilmiş hayvandır. Batıdaki insan tiplerinin, kadına öncelik vererek saygı gösterisinde bulunup, fuhşu serbest bırakmasındaki anlayış ve davranış çerçevesi, nefsin gösterisinden ibaret bir sığlıktır.
Nefs, insan iç aleminde merkezleşmiş ve hükümranlığını tahkim etmişse, muhakkak ki bir hayvandan ve hayvani bir hayattan bahsediyoruz demektir. Bunun bir takım kaidelere bağlanması, insanileşme sürecinde mesafe alındığını göstermez, sadece hayatın ve içtimaiyatın zaruretlerinden kaynaklanan bir eğilim oluşturur. Bu sebeple batıda ve batı tesirindeki ülkelerde kıymet ve itibar, başarıya bağlanmıştır. Kıymet ve itibar başarıya bağlanınca, neticeye giden her yol, yakalanmamak şartıyla serbest bırakılmıştır. Kaldı ki başarıya giden her yolun meşru olduğu düşüncesinin açıkça dillendirildiği kültür iklimi de batıdadır.
*
İslami tedrisatın maksadı, öncelikle mücerret manada insanlaşmayı ve mücerret manada kaidelere bağlı kalmayı mümkün kılmaktır. Neticesi ne olursa olsun kaidelere, yani Şeriat-ı Ahmediye’ye bağlı kalmak… Bu manada İslami tedrisat, zengin ya da fakir olmasına bakmaksızın, insanların kaidelere bağlı olmasını hedefler. Asalet de zaten tam olarak budur, yani aleyhine olduğu durumda bile ahlaklı olmak…
Ahlaklı olmak… Mesele bundan ibaret… Zira insanlaşma sürecinin neticesi, nefse ve nefsin arzularına (menfaatlerine) bağlanmaksızın kaidelere riayet etmek, yani ruhi hayat yaşamaktır.
ALİHAN HAYDAR alihanhaydar@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir