İSRAİL’İN BEKARETİ BOZULDU

İSRAİL’İN BEKARETİ BOZULDU
İsrail Türkiye’den, Türkiye halkından özür diledi. Bununla da kalmadı, Türkiye’nin tüm taleplerini olduğu gibi kabul etti. Türkiye ileri sürdüğü şartlarını hiç esnetmeden bekledi, yapması gereken işleri yaptı, alması gereken tedbirleri aldı ve neticenin zuhurunu bekledi. Üç yıldır kırk takla atan İsrail, kırk çeşit teklifle gelen İsrail, tüm diplomatik ve siyasi hünerini gösteren İsrail, tüm Yahudi lobisini harekete geçiren, tüm dünyada Türkiye’ye hesap kesmeye çalışan İsrail, dize geldi, diz çöktü, yere doğru eğildi, yeri öptü. Rivayet o ki, tarihinde ilk defa özür diledi.
İsrail kimden özür diledi? Özür dilediği Türkiye yakın zamana kadar nasıl bir ülkeydi? İsrail Türkiye münasebetleri nasıl yürüyordu? Özür dilemesi için üç yıl beklemesinin sebeplerinden birisi, önceki (eski) Türkiye’de gizli.
Yakın zamana kadar bu ülkeyi İsrail, Yahudi lobisi, Mason mahfilleri ve bunların müttefikleri idare ediyordu. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri, İsrail ile münasebetlerini, İsrail’in istediği gibi yürütmek zorundaydılar. Aslında iki ülke arasında münasebetlerden söz etmek imkansızdı, tek taraflı münasebet vardı, İsrail nasıl isterse öyle olurdu. Herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İsrail’e karşı tavır almak istediğinde veya buna teşebbüs ettiğinde, İsrail ve Tel-Aviv’den önce Ankara ve İstanbul’dan tepki gelirdi. İstanbul ve Ankara’nın dehlizlerinde fareler gibi yaşayan Yahudi lobisi, mason mahfilleri, bunların ABD ve yerli işbirlikçileri havaya zıplar, Hükümeti en fazla üç ay içinde düşürürlerdi. Türkiye böyle miydi değil miydi? Türkiye Cumhuriyeti, tarihinde İsrail ile hiç karşı karşıya gelememiş, gelme cesaretini gösteren bir hükümete sahip olmamıştı. Ülkede hükümet kuran mahfiller İsrail ve ABD mahreçli oldukları için, herhangi bir hükümet, iktidardan düşmeyi göze almadan İsrail ve Yahudiler aleyhine bir cümle bile kuramazdı.
Böyle bir ülkeden özür dilenir miydi? İsrail’in, herhangi bir vilayetindeki valisinden devlet olarak özür dilemesi beklenir mi? Üç yıl sürdü çırpınışları… Eski Türkiye’yi aramaları üç yıl sürdü. Hazmetmek kolay değildi tabii… Beşinci kol faaliyetleriyle hükümetler kurduğu, hükümetler yıktığı ülkeden özür dilemek… Türkiye’den çok daha güçlü ülkelerden özür dilemeyen İsrail, Türkiye’den mi özür dileyecekti? Olacak iş değildi.
Nasıl oldu?
Türkiye değişti tabii ki, bölge değişti tabii ki, dünya değişti tabii ki… Fakat yorumlarda gözden kaçan bir hadise var, esas sebep oydu ve kimse nedense o noktayı görmedi. Türkiye’deki İsrail ahtapotunun kollarının çoğunluğu kesilmişti, İsrail artık Türkiye’de siyasi, iktisadi, askeri ve psikolojik operasyon yapamıyordu. Meselenin özü tam olarak burası… Dünyanın değişmesi önemli, bölgenin değişmesi önemli, Arap baharıyla bölgenin yeniden şekillenişi önemli fakat bunların tamamından önemlisi, İsrail’in, Türkiye’nin içindeki gücünü kaybetmesidir.
İsrail, bir karış coğrafyada bir avuç nüfusla “büyük devlet” olmanın hiçbir altyapısına ve kaynaklarına sahip değil. Bunu bildikleri için, güç yığınaklarının büyük kısmını kendi ülkelerinde değil, başka ülkelerin içinde yapıyor. Malum olduğu üzere bu güç yığınaklarının bir kısmı Yahudi lobisi, bir kısmı mason ve yan kuruluşları, bir kısmı ise ülkelerin lağımlarında mevzilenen ve İsrail ile ittifak kuran mahfiller. İsrail ile mücadelenin birinci cephesi, her ülkenin kendi içindeki Yahudi lobisi ve uzantılarını imha etmektir. Türkiye bir müddetten beri bunu yapıyordu, İsrail ile münasebetler bozulmadan çok önce içerideki İsrail güç yığınaklarının üzerine gidilmeye başlanmıştı. Zaten böyle olmasaydı İsrail Mavi Marmara gemisine o kadar ahmakça saldırmazdı. Mavi Marmara gemisine ağır bir saldırı gerçekleştirmesi ve insanlarımızı şehit etmekten kaçınmaması, Türkiye’nin içindeki güç yığınaklarının imha edilmesine karşı bir gözdağıydı. Ve son gözdağı oldu, dokuz adet şehidin kanı, İsrail’i boğdu.
*
İsrail’in bekareti bozuldu. Tarihinde ilk defa ağır şekilde özür diledi. Daha ağır olanı ise, bir ülkeyle yaşadığı ihtilafı, o ülkenin taleplerinin tamamını kabul ederek neticelendirmesiydi. Kendi inisiyatifi sıfır noktasında kaldı, bu durum İsrail için çıldırma sebebidir.
İsrail’in bekareti bozuldu. Lakin İsrail’in bekareti, fahişenin iffet iddiasında bulunması gibiydi. Sürekli hukuka, ahlaka ve insanlığa aykırı suçlar işliyordu fakat yaptığı işlerin doğru olduğunu iddia ediyordu. Fahişenin, fuhuş yapıp sonra da yaptığı işin “asil” olduğunu iddia ederek iffetlilik taslamasına benziyordu.
Durum böyleyse özür dilemesinin anlamı nedir? Özür dilemesinin anlamı yok, fahişenin özrü mü olur? Buradaki mesele, fahişenin, fahişeliğini kabul etmesidir. Özür dilemesi, fahişelik itirafıdır. Bu sebeple kıymetlidir, özür olarak değil, itiraf olarak kıymetlidir.
Artık dünyada yeni bir dönem başladı. Bu dönem, İsrail’in “asil” olduğu, bu imajı verdiği önceki dönemin tam aksine, artık fahişe olduğunun tescil edildiği bir dönemdir. Bunun ne kadar önemli olduğu yakın zaman içinde anlaşılacaktır. Dünyanın İsrail’e fahişe muamelesi yapmaya başlaması, sayısız milletlerarası denklemi değiştirecektir.
Türkiye hükümetini, feraset ve dirayetinden dolayı kutluyorum. Ne çapta bir iş yaptıklarını biliyor olduklarını ümit ediyorum. Mesele sadece İsrail’in Türkiye önünde diz çökmesinden ibaret değil, İsrail’in tüm dünyada fahişe muamelesi görmesini sağladılar. Bununla birlikte “asalet” denilen kıymeti milletlerarası pezevenklerin ellerinden kurtardılar. Çok büyük bir iş… Tarih bunu yazacak…
Tarih bu hadiseyi, milletlerarası münasebetlerde geçer akçanın, “fahişelik” değil, “asalet” olduğu yeni bir dönemin başlangıcı olarak yazacak. Mesele İsrail filan değil, mesele, dünyaya hakim olan batılı (ve şimdi de doğulu Rusya ve Çin gibi) güçlerin, siyaset ve diplomasiyi fahişelik şeklinde anlamak ve tatbik etmek şeklindeki bir dönemi sona erdirmesidir. En fazla fahişelik yaptığı için en fazla itibara sahip olan İsrail üzerinden bu dönemin bitirilmesi ise hem sembolik hem de gerçek bir kıymet ifade eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir