İSRAİL’İN ÖZRÜ ABD’NİN MAĞLUBİYETİDİR

İSRAİL’İN ÖZRÜ ABD’NİN MAĞLUBİYETİDİR
Türkiye değişiyor, bölge değişiyor, dünya değişiyor… Dünyadaki güç dengeleri derinden ve temelden sarsılıyor, yıkılıyor, güç yığınakları coğrafya değiştiriyor. Yeni denge simülasyonları yapılıyor, yeni denge denemeleri sahaya sürülüyor, yeni ittifaklar kuruluyor, yeni haritalar çiziliyor. Bir günde çok şey oluyor ve sayısız yeni denklem oluşuyor. Hiçbir şey bir sebebe bağlanarak açıklanabilme özelliğine sahip değil, her şey birçok sebebin terkibinin neticesi olarak zuhur ederken, bir sebep birçok neticeye meydana getirebiliyor. Kısacası dünya, bir açıdan girift, bir açıdan kaotik bir manzara arzediyor, tüm güç merkezleri de bu manzaraya kendi zaviyesinden müdahale etmek, kendi mevziinden tanzim etmek çabası içinde…
Böyle bir manzarada İsrail’in özür dilemesini değerlendirmek, en azından son on yıllık dünya ve bölge değerlendirmesini şart kılar. Bu çapta bir değerlendirme ise kitaplık hacimde bir çalışmayı gerektirir. Öyleyse özetleyelim…
Dünyanın batısı hızla geriliyor, doğusu hızla ilerliyor, kuvvet temerküzü batıdan doğuya doğru seyahat halinde. Batı yerinde dursa ve doğu gelişmeye devam etse bile yakın gelecekte dünyanın efendisi doğu olacaktır. Çünkü duranlar ne kadar ileride olursa olsun, yürüyenler tarafından geçilir.
İsrail, batı güç haritasında bulunduğu için, kendinden kaynaklanmasa bile batı ile birlikte zayıflıyor, inisiyatif kaybediyor, içinde bulunduğu siyasi güç haritası ile birlikte kaçınılmaz akıbete doğru hızla yol alıyor.
Batı, dünyanın geri kalanından açık ara ileride olduğu geçmiş dönemlerde İsrail’i, her alanda ve anlamda destekliyordu. Tüm vahşeti onaylandı, her krizde yardım edildi, her ihtilafta yanında yer alındı. İsrail, yalnız başına ayakta kalma, varolabilme, güç sahibi olma imkanı yoktur, tüm varoluş kaynaklarını, içinde bulunduğu havzadan (batıdan) alıyor.
Batının İsrail’i desteklemekten vazgeçmesini tabii ki beklemiyoruz ama batı artık İsrail’i taşıyamaz hale geldi. Zengin ve kudretliyken taşıyabildiği İsrail, fakirleşir ve güç kaybederken ağırlaşmaya başladı. İsrail’in mevcut ağırlığı bile taşınamaz hale gelmişti, buna ek olarak Türkiye’deki gelişmeler, Arap baharı ile bölge ülkelerindeki gelişmeler denkleme girince, İsrail’in ağırlığı kat be kat arttı. Artık ABD ve AB’nin İsrail’i taşıması beklenmemeli, taşımak isterlerse kendilerine telafisi imkansız zararlar olarak döneceğini görmeye başladılar.
*
BM genel kurulunda Filistin devleti ile ilgili görüşmelerde ortaya çıkan netice, ABD’nin İsrail için yapabileceklerinin sınırını göstermişti. ABD, teklif ve tehditleriyle küçük ülkeleri bile İsrail’in yanında yer almaya ikna edememişti. Zaten kırılma noktalarından birisi o oylamaydı, birçok denge ve denklemin çöktüğü orada su yüzüne çıktı. Filistin oylamasından sonra ABD’nin İsrail’i kuralsız şekilde ve tam destek halinde ayakta tutmaya devam etmeyeceği anlaşılmalıydı.
İsrail’i kayıtsız şartsız desteklemek ABD’ye tahammül edilmez derecede maliyetler yüklemeye başladı. En başta ABD’nin dünyadaki meşruiyeti aşınıyor ve sıfıra doğru ilerliyor. Çıplak kuvvet ile her şeyi yapabildiği dönem sona erdi, ABD için meşruiyet bu gün her zamankinden daha mühim hale geldi.
Yakın zamana kadar hadise şöyle gelişirdi; İsrail ile bir ülke arasında ihtilaf olduğunda, ABD, o ülkenin kulağından tutar, İsrail’in önünde diz çöktürür ve özür diletirdi, o ülke haklı olsa bile… İhtilaf bu şekilde çözülür, yola devam edilirdi. Bu hadisede ABD Türkiye’ye diz çöktüremedi, Türkiye’ye gücü yetmedi, Türkiye üzerindeki tesiri onu yapmaya kafi gelmedi. Türkiye’ye gücü yetmeyen ABD, İsrail’in kulağından tuttu, Türkiye’nin önünde diz çöktürdü ve özür diletti. Meseleyi sadece İsrail merkezinde görenler, büyük resmi görmüyorlar, bu hadise, aynı zamanda ABD’nin mağlubiyetini tescil etti.
Meseleye İsrail çapında bakmak büyük resmi görmemektir. İsrail’in özür dilemesinin ne önemi olabilir ki, özür dilemeden önce Türkiye ve Arap baharının siyasi hedefine ulaşan ülkeleri birçok mevzii elde etmişlerdi. İsrail’in özür dilemesi, ABD’nin İsrail’i özür dilemeye mecbur etmesi, Türkiye’nin bölgede elde ettiği mevzileri onların da kabul ve ilan ettiklerini göstermesi bakımından kıymetlidir. İsrail özür dilemeseydi de Türkiye bölgedeki mühim mevzileri işgal etmişti, onlar tanısa ne olur tanımasa ne olur? Onların tanıması sembolik bir mana ve kıymet ifade eder.
*
İslam dünyasındaki hareketlenmenin duracağı nihai menzil bellidir. Kendi çerçevesini oluşturacak, kendi birliğini kuracak, dünyanın orta yerinde dev bir blok oluşturacaktır. İslam dünyası (ümmet) bu menzile ulaşana kadar dünyada yapılan tüm hesaplar boşa çıkacak çünkü kurulan her denge denklemi yıkılacaktır. İslam dünyası toparlanana ve bir blok oluşturana kadar dünyanın net hesaplar yapması için ihtiyaç duyduğu “sükunet bulmuş altyapı” oluşmayacaktır. Hareket ve akış başladı, menziline ulaşana kadar bu akışı durdurmak kabil değil, bundan önce kurulan barajlar yıkılıyor, bundan sonra kurulacak barajlar mı durduracak?
İslam birliğine doru giden güzergahın ara menzillerindeyiz. Dünya bu güzergahta hareket eden gücü gördü. Nihai menzilin neresi olduğunu anlayıp anlamadıkları onların problemi ama biz nihai menzilin neresi olduğunu biliyoruz. İçeriden ve dışarıdan tüm engellemeler, akışın önündeki barajlar olmaktan çıktı, selin önündeki kütüklere döndü. Sel, kütükleri önüne kattı, karşısına çıkan barajları o kütüklerle döverek yıkıyor. İsrail selin önüne bir kütük olarak çıkmıştı, sel onu aldı ve ABD’nin başına çaldı, hem küçük parçalandı hem de baraj (ABD) yara aldı.
Mesele Akparti filan değil. Allah’ın rahmeti sağanak halinde inmeye başladı. Bundan önce bin birimlik güç ile teşebbüs edilen işler gerçekleşmiyordu, şimdi aynı iş on birimlik güçle gerçekleşiyor. Bütün bunları Allah’ın rahmeti ve yardımı olarak görmeyen, onun yerine yeryüzü tanrısı edindikleri ABD’nin planı olarak kabul eden bedbahtları kendi hallerine bırakın. Allah, rahmet ve yardımını küçücük vesilelerle ümmete sağanak halinde göndermeye başladı. Müslümanlara düşen mesuliyet, bu rahmet sağanağını, ABD malı diyerek reddetmek değil, bilakis sağanaktan mümkün olduğu kadar faydalanmak.
*
Makul cihetine bakmak gerekirse, İslam dünyası tabii bir refleksle Türkiye’nin etrafında toparlanıyor. İslam birliğine doğru giden kervanın önünde Türkiye yürüyor. Bu hadise, övünmek için kullanılacak bir milliyetçilik refleksi değil, mesuliyeti görmek ve omuzlamak için anlaşılacak bir gelişmedir. Ümmet, tabii olarak Türkiye merkezinde toparlanıyor, öyleyse bu ağır mesuliyeti omuzlamalı, ağır yükü taşımalı, gerekeni yapmalıyız.
Bu gelişmeleri bazı Müslümanların anlamamasına rağmen ABD ve İsrail anladı. Ortadoğu’daki gelişmelerin merkezinde Türkiye’nin bulunduğunu gördü ve İsrail’in güvenliğinin, Türkiye ile anlaşmaktan geçtiğini anladı. Ortadoğu’daki İsrail kuşatmasının merkez karargahı Türkiye’dir, İsrail güvenliğini sağlamak için “karargah” ile anlaşma yapmak, bunun için diz çökmek, özür dilemek, diğer talepleri yerine getirmek zorunda kaldı. Ortada garip bir durum yok, anlaşma karargah ile yapılır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir